İçeriğe geç

27. cüz

Zâriyât 31 – Hadîd 29399 ayet

51. Zâriyât سورة الذاريات

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ ۝٣١

31. İbrahim, onlara: “O halde göreviniz nedir ey elçiler?” dedi.

Ayet sayfası

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ ۝٣٢

32. Onlar: “Şüphe yok ki biz günahkâr bir topluluğa gönderildik” dediler.

Ayet sayfası

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ ۝٣٣

33. "Onların üzerilerine balçıktan yapılmış taşlar atacağız."

Ayet sayfası

مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ ۝٣٤

34. (Bu taşlar) Rabbinin katında haddi aşanlar için işaretlenmiş (taşlardır).

Ayet sayfası

فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۝٣٥

35. Bunun üzerine orada bulunan Müminleri çıkardık.

Ayet sayfası

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ ۝٣٦

36. Zaten orada bir ev halkından başka Müslüman bulamadık.

Ayet sayfası

وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ ۝٣٧

37. Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.

Ayet sayfası

وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ ۝٣٨

38. Mûsâ (kıssasında da ibret vardır). Hani biz, onu açık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.

Ayet sayfası

فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ ۝٣٩

39. Firavun, bütün (kişisel ve askeri) gücüyle yüz çevirmiş ve: "Bu, ya bir büyücü veya bir delidir." demişti.

Ayet sayfası

فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ ۝٤٠

40. Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık. O (küfründen dolayı) kınanmış bir kimseydi.

Ayet sayfası

وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ ۝٤١

41. Âd kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.

Ayet sayfası

مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ ۝٤٢

42. Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.

Ayet sayfası

وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ ۝٤٣

43. Semûd'da da (ibretler) vardır. Onlara: "Bir süreye kadar faydalanın." denmişti.

Ayet sayfası

فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ ۝٤٤

44. Rablerinin emrine kibirlenip isyan ettiler. Bu yüzden bakıp dururken onları yıldırım çarpmıştı.

Ayet sayfası

فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ ۝٤٥

45. Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

Ayet sayfası

وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَٰسِقِينَ ۝٤٦

46. Bunlardan önce de Nûh kavmini (helâk etmiştik). Çünkü onlar, fasık/yoldan çıkmış bir toplum idiler.

Ayet sayfası

وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ ۝٤٧

47. Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz onu elbette genişleticiyiz.

Ayet sayfası

وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ ۝٤٨

48. Yeryüzünü de yayıp döşedik. Ne güzel döşeyiciyiz.

Ayet sayfası

وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ۝٤٩

49. Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.

Ayet sayfası

فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ۝٥٠

50. O halde Allah’a kaçın. Çünkü ben, size Onun katından (gönderilmiş) açık bir uyarıcıyım.

Ayet sayfası

وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ۝٥١

51. Allah ile beraber başkasını ilah edinmeyin. Zira ben, size O'nun tarafından (gönderilmiş) açık bir uyarıcıyım.

Ayet sayfası

كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ ۝٥٢

52. İşte böylece, onlardan öncekilere herhangi bir peygamber geldiğinde hemen; "O, bir büyücüdür veya delidir." dediler.

Ayet sayfası

أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ۝٥٣

53. Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar, taşkın bir toplum idiler.

Ayet sayfası

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍ ۝٥٤

54. Sen yüz çevir onlardan, artık kınanacak değilsin.

Ayet sayfası

وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۝٥٥

55. Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt, iman edenlere fayda verir.

Ayet sayfası

وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ ۝٥٦

56. Ben cinleri de insanları da ancak bana ibadet etsinler, diye yarattım.

Ayet sayfası

مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ ۝٥٧

57. Onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istemiyorum.

Ayet sayfası

إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ ۝٥٨

58. Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.

Ayet sayfası

فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ۝٥٩

59. Muhakkak (geçmişteki) arkadaşlarının azaptan payları olduğu gibi, zulmedenlerin de azaptan bir payları vardır. Artık acele etmesinler.

Ayet sayfası

فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ۝٦٠

60. Tehdit olundukları o (azap) günlerinden dolayı vay o kâfir olanlara!

Ayet sayfası

52. Tûr سورة الطور

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

وَٱلطُّورِ ۝١

1. Tûr’a yemin olsun.

Ayet sayfası

وَكِتَٰبٍ مَّسْطُورٍ ۝٢

2. Ve yazılmış kitaba.

Ayet sayfası

فِى رَقٍّ مَّنشُورٍ ۝٣

3. Yayılmış sahifeler içindeki.

Ayet sayfası

وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ ۝٤

4. Beyt-i Ma'mur'a.

Ayet sayfası

وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ ۝٥

5. Yükseltilmiş tavana (göğe).

Ayet sayfası

وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ ۝٦

6. Taşkın denize.

Ayet sayfası

إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌ ۝٧

7. Rabbinin azabı elbette vuku bulacaktır.

Ayet sayfası

مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ ۝٨

8. Onu önleyebilecek yoktur.

Ayet sayfası

يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا ۝٩

9. O gün gök şiddetle sallanıp çalkalanır.

Ayet sayfası

وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا ۝١٠

10. Dağlar yürüdükçe yürür.

Ayet sayfası

فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝١١

11. O gün yalanlayanların vay haline!

Ayet sayfası

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ ۝١٢

12. Ki onlar, daldıkları batıl içinde oyalanıp duranlardır.

Ayet sayfası

يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا ۝١٣

13. O gün itile kakıla Cehennem ateşine atılacaklardır.

Ayet sayfası

هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ ۝١٤

14. İşte bu sizin yalan saydığınız ateştir (denilir).

Ayet sayfası

أَفَسِحْرٌ هَٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ ۝١٥

15. Bu da mı sihir? Yoksa siz mi görmüyorsunuz?

Ayet sayfası

ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝١٦

16. Girin oraya! Sabretseniz de sabretmeseniz de artık sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığına çarptırılacaksınız.

Ayet sayfası

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَنَعِيمٍ ۝١٧

17. Muttakiler hiç şüphe yok ki, Cennetler ve nimetler içindedirler.

Ayet sayfası

فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ ۝١٨

18. Rablerinin kendilerine verdikleri ile sefa sürerler. Rableri, onları çılgın alevin azabından korumuştur.

Ayet sayfası

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝١٩

19. "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için!"

Ayet sayfası

مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍ ۝٢٠

20. Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanmışlardır ve onları iri gözlü beyaz tenli huriler ile evlendiririz.

Ayet sayfası

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ ۝٢١

21. İman edip, soyları iman ile kendilerine uyanların biz evlatlarını da kendilerine katarız. Amellerinden de hiçbir şey eksiltmeyiz. Her kişi kendi kazandıkları karşılığında bir rehinedir.

Ayet sayfası

وَأَمْدَدْنَٰهُم بِفَٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ ۝٢٢

22. Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.

Ayet sayfası

يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ ۝٢٣

23. Orada birbirlerine kadeh sunarlar. Ama burada (içki yüzünden) ne saçmalama vardır, ne de günaha girmek.

Ayet sayfası

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ ۝٢٤

24. Etraflarında sedefleri içinde gizlenmiş incileri andıran delikanlı hizmetçiler dolaşır, durur.

Ayet sayfası

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ۝٢٥

25. Birbirlerine dönüp karşılıklı olarak sorarlar.

Ayet sayfası

قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ ۝٢٦

26. "Biz, ailemizin yanında daha önce (Allah'ın azabı hakkında) korku içindeydik." derler.

Ayet sayfası

فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ ۝٢٧

27. "Allah bize lütfetti de, bizi o şiddetli ateşin azabından korudu."

Ayet sayfası

إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ ۝٢٨

28. "Hiç şüphesiz biz bundan önce O'na dua (ibadet) ederdik. Gerçekten O, çokça iyilik sahibidir, çokça merhametlidir."

Ayet sayfası

فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ ۝٢٩

29. Sen öğüt ver. Rabbinin lütfuyla sen ne bir kâhinsin, ne de bir deli.

Ayet sayfası

أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ ۝٣٠

30. Yoksa; o, bir şairdir, zaman (içinde) başına sıkıntılar ve ölümün gelmesini bekliyoruz mu diyorlar?

Ayet sayfası

قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ ۝٣١

31. De ki: "Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."

Ayet sayfası

أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَٰمُهُم بِهَٰذَآ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ۝٣٢

32. Bunu kendilerine akılları mı emrediyor yoksa onlar azgın bir topluluk mudurlar?

Ayet sayfası

أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ ۝٣٣

33. Yoksa; o Kur’an’ı kendisi uydurup söyledi mi diyorlar? Hayır! Onlar iman etmiyorlar.

Ayet sayfası

فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ ۝٣٤

34. Eğer doğru söyleyenler iseler, haydi onun gibi bir söz getirsinler!

Ayet sayfası

أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَٰلِقُونَ ۝٣٥

35. Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?

Ayet sayfası

أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بَل لَّا يُوقِنُونَ ۝٣٦

36. Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır! Onlar kesin olarak inanmıyorlar.

Ayet sayfası

أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ ۝٣٧

37. Yoksa, Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hâkim olan kendileri midir?

Ayet sayfası

أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ ۝٣٨

38. Yoksa onların, kendisi vasıtasıyla (ilahî vahyi) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? (Eğer varsa) dinleyenleri, açık bir delil getirsin!

Ayet sayfası

أَمْ لَهُ ٱلْبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ ۝٣٩

39. Yoksa kızlar Allah'ın da, oğullar sizin mi?

Ayet sayfası

أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ ۝٤٠

40. Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında eziliyorlar mı?

Ayet sayfası

أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ۝٤١

41. Yoksa gayp onların yanında da, onlar mı yazıyorlar?

Ayet sayfası

أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ ۝٤٢

42. Yoksa, bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Tuzağa düşecek olanlar kâfir olanlardır.

Ayet sayfası

أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ ۝٤٣

43. Yoksa, onların Allah’tan başka bir (hak) ilahları mı var? Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir/uzaktır.

Ayet sayfası

وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُوا۟ سَحَابٌ مَّرْكُومٌ ۝٤٤

44. Gökten düşmekte olan parçalar görseler; “Bunlar, üst üste yığılmış bulutlardır.” derler.

Ayet sayfası

فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ ۝٤٥

45. Şimdi onları yıkılıp, helak olacakları günleri ile karşılaşana kadar bırak.

Ayet sayfası

يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ ۝٤٦

46. O gün tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.

Ayet sayfası

وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ۝٤٧

47. Zalimler için bundan başka da azap vardır. Fakat onların çoğu bilmezler.

Ayet sayfası

وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ ۝٤٨

48. Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. (Gece) kalktığında Rabbini hamt ile tespih et.

Ayet sayfası

وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَٰرَ ٱلنُّجُومِ ۝٤٩

49. Gecenin bir kısmında ve yıldızlar battıktan sonra da onu tespih et!

Ayet sayfası

53. Necm سورة النجم

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ ۝١

1. Battığı zaman yıldıza andolsun.

Ayet sayfası

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ ۝٢

2. Arkadaşınız (doğru yoldan) çıkmadı, sapıtmadı.

Ayet sayfası

وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ ۝٣

3. Kendi hevasından konuşmaz.

Ayet sayfası

إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ ۝٤

4. (Size okuduğu) Kur'an, ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.

Ayet sayfası

عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ ۝٥

5. Bunu, ona çok güçlü biri öğretti.

Ayet sayfası

ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ ۝٦

6. Güç sahibi ve güzel görünüşlüdür. (Derken en yüksek ufukta) yükseliverdi.

Ayet sayfası

وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ ۝٧

7. O, en yüksek ufukta idi.

Ayet sayfası

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ ۝٨

8. Sonra (Muhammed’e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı.

Ayet sayfası

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ ۝٩

9. Böylece iki yay (boyu) kadar hatta daha da yaklaştı.

Ayet sayfası

فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ ۝١٠

10. Cebrail, Allah'ın kuluna vahyettiğini vahyetti.

Ayet sayfası

مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ ۝١١

11. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.

Ayet sayfası

أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ ۝١٢

12. (Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?

Ayet sayfası

وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ ۝١٣

13. Andolsun ki o, Cebrâîl’i bir başka inişte daha görmüştü.

Ayet sayfası

عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ ۝١٤

14. Sidre-i Müntehâ’nın yanında.

Ayet sayfası

عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ ۝١٥

15. Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.

Ayet sayfası

إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ ۝١٦

16. O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.

Ayet sayfası

مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ ۝١٧

17. Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.

Ayet sayfası

لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ ۝١٨

18. Andolsun ki o Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.

Ayet sayfası

أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ ۝١٩

19. Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ’yı?

Ayet sayfası

وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ ۝٢٠

20. Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı.

Ayet sayfası

أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ ۝٢١

21. Erkekler sizin; dişiler O’nun mu?

Ayet sayfası

تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰٓ ۝٢٢

22. Öyle ise bu çok insafsızca bir taksimdir.

Ayet sayfası

إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ ۝٢٣

23. Bunlar (putlar) sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlar hakkında bir delil indirmemiştir. Onlar, ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Oysa, onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

Ayet sayfası

أَمْ لِلْإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ ۝٢٤

24. Yoksa insan her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?

Ayet sayfası

فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ ۝٢٥

25. Ahiret de dünya da Allah’ındır.

Ayet sayfası

وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ ۝٢٦

26. Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kimseler için izin vermedikçe onların şefaatı hiçbir fayda vermez.

Ayet sayfası

إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ ۝٢٧

27. Doğrusu ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendirirler.

Ayet sayfası

وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًٔا ۝٢٨

28. Hâlbuki onların buna dair bilgileri yoktur. Onlar ancak zanna uyarlar. Zan ise hiç şüphesiz hak adına hiçbir şey ifade etmez.

Ayet sayfası

فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ۝٢٩

29. Bu sebeple sen, zikrimizden/Kur'an'dan yüz çevirenden ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenden uzak dur!

Ayet sayfası

ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ ۝٣٠

30. İşte onların erişebilecekleri ilim budur. Şüphesiz Rabbin, kimin yolundan saptığını en iyi bilendir. Kimin hidayet üzere olduğunu da en iyi bilen O’dur.

Ayet sayfası

وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى ۝٣١

31. Göklerde olan da yerde olan da Allah’ındır. Kötülük edenleri yaptıkları sebebiyle cezalandıracak, iyilik edenleri de en iyisi ile ödüllendirecektir.

Ayet sayfası

ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِى بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ ۝٣٢

32. Onlar küçük kusurlar dışında günâhların büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar. Şüphesiz Rabbin, mağfireti çok geniş olandır. Sizi topraktan meydana getirdiği zaman da ve siz, annelerinizin karnında cenin halinde iken de sizi en iyi O bilir. Öyleyse kendi kendinizi temize çıkarmayın. Kimin takvalı olduğunu en iyi O bilir.

Ayet sayfası

أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ ۝٣٣

33. Yüz çeviren kimseyi gördün mü?

Ayet sayfası

وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰٓ ۝٣٤

34. Ve az bir şey verip sımsıkı tutanı.

Ayet sayfası

أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ ۝٣٥

35. Gaybın ilmi onun yanında da, o mu görüyor?

Ayet sayfası

أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ ۝٣٦

36. Yoksa ona Mûsâ'nın sahifelerinde olan haber verilmedi mi?

Ayet sayfası

وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ ۝٣٧

37. Ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in (sahifelerinde)

Ayet sayfası

أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۝٣٨

38. Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.

Ayet sayfası

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ ۝٣٩

39. İnsan için çalıştığından başkası yoktur.

Ayet sayfası

وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ ۝٤٠

40. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.

Ayet sayfası

ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ ۝٤١

41. Sonra da karşılığı eksiksiz tam olarak verilecektir.

Ayet sayfası

وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ ۝٤٢

42. Ve kuşkusuz en son varış Rabbinedir.

Ayet sayfası

وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ ۝٤٣

43. Güldüren de, ağlatan da O’dur.

Ayet sayfası

وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا ۝٤٤

44. Öldüren de, dirilten de O’dur.

Ayet sayfası

وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ ۝٤٥

45. Erkek ve dişi olarak iki cinsi yaratan O’dur.

Ayet sayfası

مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ ۝٤٦

46. Bir nutfeden rahimlere döküldüğü zaman.

Ayet sayfası

وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ ۝٤٧

47. Şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir.

Ayet sayfası

وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ ۝٤٨

48. Zengin kılan da, varlıklı eden de O’dur.

Ayet sayfası

وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ ۝٤٩

49. Şi’râ (yıldızı)nın Rabbi de O’dur.

Ayet sayfası

وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ ۝٥٠

50. Ve şüphesiz ki, önceki Âd Kavmi’ni O helâk etti.

Ayet sayfası

وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ ۝٥١

51. Semûd'u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı.

Ayet sayfası

وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ ۝٥٢

52. Daha önce de Nûh’un kavmini helâk etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.

Ayet sayfası

وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ ۝٥٣

53. O, (Lût kavminin) altüst olan şehirlerini de böyle yaptı

Ayet sayfası

فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ ۝٥٤

54. Onlara bürüyen (şiddetli bir azap) bürüdü.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ ۝٥٥

55. O halde, Rabbinin hangi nimetinden şüphe ediyorsun?

Ayet sayfası

هَٰذَا نَذِيرٌ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ ۝٥٦

56. İşte bu, önceki uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.

Ayet sayfası

أَزِفَتِ ٱلْـَٔازِفَةُ ۝٥٧

57. Yaklaşmakta olan (kıyamet iyice) yaklaştı.

Ayet sayfası

لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ ۝٥٨

58. Onu (vaktini) Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.

Ayet sayfası

أَفَمِنْ هَٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ ۝٥٩

59. Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz?

Ayet sayfası

وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ ۝٦٠

60. Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!

Ayet sayfası

وَأَنتُمْ سَٰمِدُونَ ۝٦١

61. Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız.

Ayet sayfası

فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ ۝٦٢

62. Artık, (sadece) Allah’a secde edin. O’na ibadet edin.

Ayet sayfasıSecde

54. Kamer سورة القمر

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ ۝١

1. O saat/Kıyamet yaklaştı ve Ay yarıldı.

Ayet sayfası

وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ ۝٢

2. Onlar, bir mucize görseler yüz çevirirler ve; “Süregelen bir sihirdir.” derler.

Ayet sayfası

وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ ۝٣

3. Yalanladılar ve kendi hevalarına uydular; hâlbuki her işin ulaşacağı bir yer vardır.

Ayet sayfası

وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ ۝٤

4. Muhakkak (onları bu hallerinden) korkutup vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.

Ayet sayfası

حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ ۝٥

5. (Kur'an) büyük bir hikmettir. Fakat uyarılar bir yarar sağlamadı.

Ayet sayfası

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ ۝٦

6. Onlardan yüz çevir. O gün çağırıcı, onları korkunç olan bir şeye çağırır.

Ayet sayfası

خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ ۝٧

7. Gözleri düşkün (zillet içinde), sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

Ayet sayfası

مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ ۝٨

8. Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler; “Bu zor bir gün!” derler.

Ayet sayfası

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ ۝٩

9. Onlardan önce Nûh kavmi de yalanladı. Kulumuzu yalanladılar da mecnun (cinlenmiş) dediler. Ve (Nûh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.

Ayet sayfası

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ ۝١٠

10. O da Rabbine; “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et!” diye dua etti.

Ayet sayfası

فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ ۝١١

11. Bunun üzerine biz de göğün kapılarını şiddetle boşanan sulara açtık.

Ayet sayfası

وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ ۝١٢

12. Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.

Ayet sayfası

وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ ۝١٣

13. Onu levhaları ve çivileri olan (gemi) üzerinde taşıdık.

Ayet sayfası

تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ ۝١٤

14. İnkâr edilmiş olana (Nûh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

Ayet sayfası

وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝١٥

15. Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?

Ayet sayfası

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝١٦

16. (Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış?

Ayet sayfası

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝١٧

17. Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?

Ayet sayfası

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝١٨

18. Âd (kavmi) de yalanladı. İşte (bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış?

Ayet sayfası

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ ۝١٩

19. Biz onların üstüne, uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir rüzgâr gönderdik.

Ayet sayfası

تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ ۝٢٠

20. İnsanları koparıp atıyordu. Sanki onlar kökünden kopmuş hurma kütükleri idiler.

Ayet sayfası

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٢١

21. (Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış?

Ayet sayfası

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٢٢

22. Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?

Ayet sayfası

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ ۝٢٣

23. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanladı.

Ayet sayfası

فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ ۝٢٤

24. "İçimizden bir beşere mi uyacağız? O takdirde biz kesin bir sapıklık ve delilik içinde (kalmış) oluruz.

Ayet sayfası

أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ ۝٢٥

25. "Aramızdan vahiy ona mı gönderildi? Hayır, o kendini beğenmiş yalancının biridir."

Ayet sayfası

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ ۝٢٦

26. Yarın kimin kendini beğenmiş yalancı olduğunu bilecekler.

Ayet sayfası

إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ ۝٢٧

27. Gerçekten onları imtihan etmek için dişi deveyi gönderen biziz. Sen onları gözetle ve sabret.

Ayet sayfası

وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ ۝٢٨

28. Onlara suyun aralarında taksim edildiğini de haber ver. Her biri kendi içme sırasında gelsin.

Ayet sayfası

فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ ۝٢٩

29. Arkadaşlarını çağırdılar, o da (kılıcı) alıp, deveyi kesti.

Ayet sayfası

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٠

30. (Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış?

Ayet sayfası

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ ۝٣١

31. Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de onlar, ağıldaki (hayvanların çiğneyip ufaladıkları) kuru çöpler gibi oldular.

Ayet sayfası

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٣٢

32. Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?

Ayet sayfası

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ ۝٣٣

33. Lût’un kavmi de uyarıldıkları şeyi yalanladılar.

Ayet sayfası

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍ ۝٣٤

34. Biz de üzerlerine taş yağdıran fırtına gönderdik. Ancak Lût’un ailesini seher vakti kurtarmıştık.

Ayet sayfası

نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ ۝٣٥

35. Katımızdan bir nimet olarak şükredenleri işte böyle ödüllendiririz.

Ayet sayfası

وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ ۝٣٦

36. Lût, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşıladılar.

Ayet sayfası

وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٧

37. Onlar Lût'un misafirlerini elde etmeye kalkıştılar. Hemen biz onların gözlerini silme kör ettik; "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).

Ayet sayfası

وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ ۝٣٨

38. Andolsun ki, bir sabah erkenden kalıcı bir azap üzerlerine çöküverdi.

Ayet sayfası

فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٩

39. "Tadın azabımı ve tehdidimi!"

Ayet sayfası

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٤٠

40. Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?

Ayet sayfası

وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ ۝٤١

41. Şüphesiz Firavun’un kavmine de uyarıcılar gelmişti.

Ayet sayfası

كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ ۝٤٢

42. Bütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü olanın yakalamasıyla yakalayıverdik.

Ayet sayfası

أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ ۝٤٣

43. Sizin kâfirleriniz onlardan daha hayırlı mıdırlar yoksa kitaplarda sizin için bir berat mı var?

Ayet sayfası

أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ ۝٤٤

44. Yoksa onlar, “Biz yardımlaşan (güçlü) bir topluluğuz” mu diyorlar?

Ayet sayfası

سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ ۝٤٥

45. Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönerek kaçacaklardır.

Ayet sayfası

بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ ۝٤٦

46. Asıl onlara vaat olunan vakit kıyamettir ve o kıyamet daha büyük bela ve daha acıdır.

Ayet sayfası

إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ ۝٤٧

47. Şüphesiz günahkârlar sapıklık ve azap içindedirler.

Ayet sayfası

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ ۝٤٨

48. O gün yüzleri üstüne ateşe sürüklenecekler. "Cehennemin dokunuşunu tadın."

Ayet sayfası

إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍ ۝٤٩

49. Biz her şeyi bir kaderle yarattık.

Ayet sayfası

وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ ۝٥٠

50. Bizim buyruğumuz sadece bir tektir. Bir göz kırpmak gibidir.

Ayet sayfası

وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٥١

51. Andolsun biz benzerlerinizi helak ettik. O halde var mı bir düşünen?

Ayet sayfası

وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ ۝٥٢

52. Yaptıkları her şey kitaplarda (amel defterinde) mevcuttur.

Ayet sayfası

وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ ۝٥٣

53. Ve küçük, büyük her şey satır satır yazılmıştır.

Ayet sayfası

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَنَهَرٍ ۝٥٤

54. Takva sahibi olanlar, Cennetler'de ve pınarlardadır.

Ayet sayfası

فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ ۝٥٥

55. Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.

Ayet sayfası

55. Rahmân سورة الرحمن

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

ٱلرَّحْمَٰنُ ۝١

1. Rahmân.

Ayet sayfası

عَلَّمَ ٱلْقُرْءَانَ ۝٢

2. Kur’an'ı öğretti.

Ayet sayfası

خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ ۝٣

3. İnsanı yarattı.

Ayet sayfası

عَلَّمَهُ ٱلْبَيَانَ ۝٤

4. Ona beyanı öğretti.

Ayet sayfası

ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ ۝٥

5. Güneş ve Ay belli bir hesapladır.

Ayet sayfası

وَٱلنَّجْمُ وَٱلشَّجَرُ يَسْجُدَانِ ۝٦

6. Bitkiler ve ağaçlar (Allah'a) secde etmektedirler.

Ayet sayfası

وَٱلسَّمَآءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ ٱلْمِيزَانَ ۝٧

7. Göğü yükseltti ve mizanı (adaleti) koydu.

Ayet sayfası

أَلَّا تَطْغَوْا۟ فِى ٱلْمِيزَانِ ۝٨

8. O halde ölçüde haddi aşmayın.

Ayet sayfası

وَأَقِيمُوا۟ ٱلْوَزْنَ بِٱلْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا۟ ٱلْمِيزَانَ ۝٩

9. Tartıyı adaletle tutup doğrultun ve tartıyı noksan tutmayın.

Ayet sayfası

وَٱلْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ ۝١٠

10. Allah, yeri canlılar için döşedi.

Ayet sayfası

فِيهَا فَٰكِهَةٌ وَٱلنَّخْلُ ذَاتُ ٱلْأَكْمَامِ ۝١١

11. Orada meyveler ve tomurcuklu hurmalar vardır.

Ayet sayfası

وَٱلْحَبُّ ذُو ٱلْعَصْفِ وَٱلرَّيْحَانُ ۝١٢

12. Yapraklı taneler, hoş kokulu bitkiler vardır.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝١٣

13. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍ كَٱلْفَخَّارِ ۝١٤

14. O, insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yaratmıştır.

Ayet sayfası

وَخَلَقَ ٱلْجَآنَّ مِن مَّارِجٍ مِّن نَّارٍ ۝١٥

15. Cinleri de yalın bir ateşten yarattı.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝١٦

16. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

رَبُّ ٱلْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ ٱلْمَغْرِبَيْنِ ۝١٧

17. O, iki doğunun Rabbidir, iki batının Rabbidir.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝١٨

18. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

مَرَجَ ٱلْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ ۝١٩

19. İki denizi birbiriyle kavuşsun diye salıvermiştir.

Ayet sayfası

بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَّا يَبْغِيَانِ ۝٢٠

20. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٢١

21. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

يَخْرُجُ مِنْهُمَا ٱللُّؤْلُؤُ وَٱلْمَرْجَانُ ۝٢٢

22. O iki denizden inci ve mercan çıkar.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٢٣

23. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

وَلَهُ ٱلْجَوَارِ ٱلْمُنشَـَٔاتُ فِى ٱلْبَحْرِ كَٱلْأَعْلَٰمِ ۝٢٤

24. Denizde yüce dağlar gibi yükselen gemiler de O'nundur.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٢٥

25. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ ۝٢٦

26. Onun üzerinde bulunan her şey yok olacaktır.

Ayet sayfası

وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو ٱلْجَلَٰلِ وَٱلْإِكْرَامِ ۝٢٧

27. Azamet ve ikram sahibi olan Rabbinizin vechi/yüzü bakidir.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٢٨

28. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

يَسْـَٔلُهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِى شَأْنٍ ۝٢٩

29. Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O’ndan ister. O, her gün bir iştedir.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٣٠

30. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَ ٱلثَّقَلَانِ ۝٣١

31. Ey insanlar ve cinler! Sizin de hesabınızı göreceğiz.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٣٢

32. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

يَٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ إِنِ ٱسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا۟ مِنْ أَقْطَارِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ فَٱنفُذُوا۟ لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَٰنٍ ۝٣٣

33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٣٤

34. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِّن نَّارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنتَصِرَانِ ۝٣٥

35. Ey insanlar ve cinler! Üzerinize dumansız bir alev ve ateşsiz bir duman gönderilir de kurtulamazsınız.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٣٦

36. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

فَإِذَا ٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَٱلدِّهَانِ ۝٣٧

37. Gök yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٣٨

38. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُسْـَٔلُ عَن ذَنۢبِهِۦٓ إِنسٌ وَلَا جَآنٌّ ۝٣٩

39. O gün hiçbir insana ve cine günahı sorulmaz.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٤٠

40. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

يُعْرَفُ ٱلْمُجْرِمُونَ بِسِيمَٰهُمْ فَيُؤْخَذُ بِٱلنَّوَٰصِى وَٱلْأَقْدَامِ ۝٤١

41. Günahkârlar simalarından tanınır, sonra da perçemlerinden ve ayaklarından yakalanır.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٤٢

42. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى يُكَذِّبُ بِهَا ٱلْمُجْرِمُونَ ۝٤٣

43. İşte bu o günahkârların yalan saydığı cehennemdir.

Ayet sayfası

يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ ءَانٍ ۝٤٤

44. Onlar, Cehennem ateşi ile kaynar su arasında gider gelirler.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٤٥

45. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ جَنَّتَانِ ۝٤٦

46. Rabbinin makamından korkanlara iki Cennet vardır.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٤٧

47. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

ذَوَاتَآ أَفْنَانٍ ۝٤٨

48. Her ikisi de çeşit çeşit dallı ağaçlara sahiptir.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٤٩

49. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

فِيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ ۝٥٠

50. Onların ikisinde de akan iki pınar vardır.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٥١

51. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

فِيهِمَا مِن كُلِّ فَٰكِهَةٍ زَوْجَانِ ۝٥٢

52. İkisinde de her türlü meyveden çift çift vardır.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٥٣

53. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ فُرُشٍۭ بَطَآئِنُهَا مِنْ إِسْتَبْرَقٍ وَجَنَى ٱلْجَنَّتَيْنِ دَانٍ ۝٥٤

54. (Orada) astarları kalın atlastan yataklara yaslanırlar. Her iki cennetten devşirilen meyveler de (oradakilere) yakındır.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٥٥

55. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

فِيهِنَّ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَآنٌّ ۝٥٦

56. Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne de bir cin dokunmuştur.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٥٧

57. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

كَأَنَّهُنَّ ٱلْيَاقُوتُ وَٱلْمَرْجَانُ ۝٥٨

58. Sanki onlar yakut ve mercan gibidir.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٥٩

59. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

هَلْ جَزَآءُ ٱلْإِحْسَٰنِ إِلَّا ٱلْإِحْسَٰنُ ۝٦٠

60. İyiliğin karşılığı iyilikten başkası olabilir mi?

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٦١

61. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

وَمِن دُونِهِمَا جَنَّتَانِ ۝٦٢

62. Bu ikisinden başka iki Cennet daha vardır.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٦٣

63. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

مُدْهَآمَّتَانِ ۝٦٤

64. İkisi de yemyeşildirler.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٦٥

65. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

فِيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِ ۝٦٦

66. İkisinde de suları durmaksızın coşan iki pınar vardır.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٦٧

67. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

فِيهِمَا فَٰكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌ ۝٦٨

68. Her ikisinde de meyve, hurma ve nar vardır.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٦٩

69. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

فِيهِنَّ خَيْرَٰتٌ حِسَانٌ ۝٧٠

70. Orada iyi huylu güzel yüzlü kadınlar vardır.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٧١

71. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

حُورٌ مَّقْصُورَٰتٌ فِى ٱلْخِيَامِ ۝٧٢

72. Otağlar içerisinde sahiplerine tahsis edilmiş huriler vardır.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٧٣

73. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَآنٌّ ۝٧٤

74. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne de bir cin dokunmuştur.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٧٥

75. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِىٍّ حِسَانٍ ۝٧٦

76. Yeşil yastıklara ve harikulâde güzel döşemelere yaslanırlar.

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝٧٧

77. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

Ayet sayfası

تَبَٰرَكَ ٱسْمُ رَبِّكَ ذِى ٱلْجَلَٰلِ وَٱلْإِكْرَامِ ۝٧٨

78. Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir.

Ayet sayfası

56. Vâkıa سورة الواقعة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ ۝١

1. Kıyamet koptuğu zaman.

Ayet sayfası

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ ۝٢

2. Onun gerçekleşmesine artık yalan diyecek yoktur.

Ayet sayfası

خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ ۝٣

3. O; alçaltıcı, yükselticidir.

Ayet sayfası

إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا ۝٤

4. Yer şiddetle sarsılınca.

Ayet sayfası

وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا ۝٥

5. Dağlar paramparça olduğunda.

Ayet sayfası

فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا ۝٦

6. Derken toz toprak halinde dağılıp savrulduğu zaman.

Ayet sayfası

وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَٰثَةً ۝٧

7. Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman.

Ayet sayfası

فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ ۝٨

8. Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

Ayet sayfası

وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ ۝٩

9. Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

Ayet sayfası

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ ۝١٠

10. (Hayırda) önde olanlar, öncülerdir.

Ayet sayfası

أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ ۝١١

11. İşte onlar, yakınlaştırılmış olanlardır.

Ayet sayfası

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ۝١٢

12. Onlar Naim Cennetleri'ndedirler.

Ayet sayfası

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ ۝١٣

13. Bir çoğu öncekilerdendir.

Ayet sayfası

وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ ۝١٤

14. Birazı da sonrakilerdendir.

Ayet sayfası

عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ ۝١٥

15. (Altın ile) işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

Ayet sayfası

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ ۝١٦

16. Karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.

Ayet sayfası

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ ۝١٧

17. Onların etrafında ölümsüz genç hizmetçiler dolaşır.

Ayet sayfası

بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ ۝١٨

18. Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler.

Ayet sayfası

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ ۝١٩

19. Ondan başları da ağrımaz ve akılları da giderilmez.

Ayet sayfası

وَفَٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ ۝٢٠

20. Beğendikleri meyveler.

Ayet sayfası

وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ ۝٢١

21. Canlarının çektiği kuş etleri.

Ayet sayfası

وَحُورٌ عِينٌ ۝٢٢

22. Ve iri gözlü huriler.

Ayet sayfası

كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ ۝٢٣

23. Saklı inciler gibi.

Ayet sayfası

جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ۝٢٤

24. İşledikleri amellere karşılık olarak (verilir.)

Ayet sayfası

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا ۝٢٥

25. Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

Ayet sayfası

إِلَّا قِيلًا سَلَٰمًا سَلَٰمًا ۝٢٦

26. Söylenen; yalnızca "Selâm, selâm!" dır.

Ayet sayfası

وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ ۝٢٧

27. Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

Ayet sayfası

فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ ۝٢٨

28. Dikensiz sedir ağaçlarında.

Ayet sayfası

وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ ۝٢٩

29. Salkım salkım muz ağaçlarında.

Ayet sayfası

وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ ۝٣٠

30. Uzamış gölgeler.

Ayet sayfası

وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ ۝٣١

31. Çağlayarak akan sular.

Ayet sayfası

وَفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ ۝٣٢

32. Bir çok meyveler.

Ayet sayfası

لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ ۝٣٣

33. Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan.

Ayet sayfası

وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ ۝٣٤

34. Ve yüksek döşekler içindedirler.

Ayet sayfası

إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءً ۝٣٥

35. Biz, o hurileri yeni bir yaratılışla yarattık.

Ayet sayfası

فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا ۝٣٦

36. Onları bakireler kıldık.

Ayet sayfası

عُرُبًا أَتْرَابًا ۝٣٧

37. Eşlerine düşkün ve yaşıt.

Ayet sayfası

لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ ۝٣٨

38. Sağ taraftakiler için.

Ayet sayfası

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ ۝٣٩

39. Bir çoğu öncekilerden.

Ayet sayfası

وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ ۝٤٠

40. Bir çoğu da sonrakilerdendir.

Ayet sayfası

وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ ۝٤١

41. Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

Ayet sayfası

فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ ۝٤٢

42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde.

Ayet sayfası

وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ ۝٤٣

43. Simsiyah bir duman gölgesinde.

Ayet sayfası

لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ ۝٤٤

44. Ne bir serinlik, ne de bir güzellik!

Ayet sayfası

إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ ۝٤٥

45. Çünkü onlar, bundan önce (arzularının hoşuna giden şeyler içinde) şımarmış kimselerdi.

Ayet sayfası

وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ ۝٤٦

46. Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

Ayet sayfası

وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ۝٤٧

47. "Biz ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar mı dirileceğiz?" diyorlardı.

Ayet sayfası

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ ۝٤٨

48. "Daha önceki atalarımız da mı?"

Ayet sayfası

قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ ۝٤٩

49. De ki: "Hem öncekiler, hem sonrakiler."

Ayet sayfası

لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ ۝٥٠

50. Belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya getirileceksiniz.

Ayet sayfası

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ ۝٥١

51. Sonra gerçekten sizler ey sapıklar, yalanlayıcılar!

Ayet sayfası

لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ ۝٥٢

52. Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

Ayet sayfası

فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ ۝٥٣

53. Karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız.

Ayet sayfası

فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ ۝٥٤

54. Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

Ayet sayfası

فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ ۝٥٥

55. Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz.

Ayet sayfası

هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ ۝٥٦

56. İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

Ayet sayfası

نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ ۝٥٧

57. Sizi biz yarattık. (Tekrardan yaratılışı) tasdik etmeniz gerekmez mi ?

Ayet sayfası

أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ ۝٥٨

58. Akıttığınız meniyi gördünüz mü?

Ayet sayfası

ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ ۝٥٩

59. Onu siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa yaratan biz miyiz?

Ayet sayfası

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ۝٦٠

60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Bizler aciz de değiliz.

Ayet sayfası

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ ۝٦١

61. Yerinize benzerlerinizi getirip, değiştirmek ve sizi bilemediğiniz bir şekilde yeniden yaratmak hususunda.

Ayet sayfası

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ۝٦٢

62. Andolsun ki ilk yaratmayı bildiniz. O halde düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?

Ayet sayfası

أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ ۝٦٣

63. Ektiğiniz şeyleri gördünüz mü?

Ayet sayfası

ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ ۝٦٤

64. Onu siz mi bitiriyorsunuz? Yoksa bitiren biz miyiz?

Ayet sayfası

لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ۝٦٥

65. Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık; siz de şaşırıp kalırdınız.

Ayet sayfası

إِنَّا لَمُغْرَمُونَ ۝٦٦

66. Doğrusu borç altına girdik.

Ayet sayfası

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ۝٦٧

67. "Daha doğrusu biz yoksul bırakıldık (dersiniz)."

Ayet sayfası

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ ۝٦٨

68. İçtiğiniz suyu gördünüz mü?

Ayet sayfası

ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ ۝٦٩

69. Onu buluttan siz mi indirdiniz? Yoksa indiren biz miyiz?

Ayet sayfası

لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ۝٧٠

70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

Ayet sayfası

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ ۝٧١

71. Tutuşturup, yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?

Ayet sayfası

ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ ۝٧٢

72. Onun ağacını siz mi yarattınız? Yoksa yaratan biz miyiz?

Ayet sayfası

نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَٰعًا لِّلْمُقْوِينَ ۝٧٣

73. Biz onu, bir ibret ve gelip geçen yolcuların istifadesi için yarattık.

Ayet sayfası

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ۝٧٤

74. O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

Ayet sayfası

فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ ۝٧٥

75. Yıldızların yerlerine yemin ederim ki!

Ayet sayfası

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ ۝٧٦

76. Eğer bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir.

Ayet sayfası

إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ ۝٧٧

77. Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır.

Ayet sayfası

فِى كِتَٰبٍ مَّكْنُونٍ ۝٧٨

78. Gizli/korunmuş bir kitaptadır.

Ayet sayfası

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ ۝٧٩

79. Ona ancak temizlenmiş olanlar dokunabilir.

Ayet sayfası

تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ۝٨٠

80. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

Ayet sayfası

أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ ۝٨١

81. Şimdi siz, bu sözü mü yalanlıyorsunuz?

Ayet sayfası

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ۝٨٢

82. Onu yalanlayarak mı size verilen nimete şükrediyorsunuz?

Ayet sayfası

فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ ۝٨٣

83. Hani can boğaza gelip dayandığında.

Ayet sayfası

وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ ۝٨٤

84. O vakit siz bakıp durursunuz.

Ayet sayfası

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ ۝٨٥

85. Biz; ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.

Ayet sayfası

فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ ۝٨٦

86. Madem ki (tekrardan dirilip) ceza görmeyecekmişsiniz.

Ayet sayfası

تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ ۝٨٧

87. Eğer doğru söylüyor iseniz, onu (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize!

Ayet sayfası

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ ۝٨٨

88. Eğer o (ölen kişi), yakın kılınanlardan ise.

Ayet sayfası

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ ۝٨٩

89. Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim Cenneti vardır.

Ayet sayfası

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ ۝٩٠

90. Eğer o, sağdakilerden ise.

Ayet sayfası

فَسَلَٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ ۝٩١

91. Ey sağdaki! Sana selam olsun!

Ayet sayfası

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ ۝٩٢

92. Eğer o, yalanlayan sapıklardan ise.

Ayet sayfası

فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ ۝٩٣

93. İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

Ayet sayfası

وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ ۝٩٤

94. Ve (onun sonu) Cehennem'e atılmaktır.

Ayet sayfası

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ ۝٩٥

95. Şüphe yok ki, kesin gerçek işte budur.

Ayet sayfası

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ۝٩٦

96. O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

Ayet sayfası

57. Hadîd سورة الحديد

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ ۝١

1. Göklerde ve yerde olanlar Allah’ı tesbih ederler. O; Aziz'dir, Hakim'dir.

Ayet sayfası

لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ۝٢

2. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O; diriltir, öldürür. O, her şeye gücü yetendir.

Ayet sayfası

هُوَ ٱلْأَوَّلُ وَٱلْـَٔاخِرُ وَٱلظَّٰهِرُ وَٱلْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ ۝٣

3. O; Evvel'dir, Âhir'dir, Zahir'dir, Bâtın'dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

Ayet sayfası

هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ ۝٤

4. Gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra da Arş’a istivâ eden O’dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, göğe yükseleni bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir. Allah, yaptığınız her şeyi görendir.

Ayet sayfası

لَّهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ ۝٥

5. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Bütün işler Allah’a döner.

Ayet sayfası

يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ وَهُوَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ۝٦

6. Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O, kalplerde olan her şeyi bilir.

Ayet sayfası

ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَأَنفِقُوا۟ مِمَّا جَعَلَكُم مُّسْتَخْلَفِينَ فِيهِ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَأَنفَقُوا۟ لَهُمْ أَجْرٌ كَبِيرٌ ۝٧

7. Allah'a ve Rasûlüne iman edin ve sizi üzerinde yetki sahibi kıldığı şeylerden (Allah yolunda) harcayın. Sizden iman eden ve (Allah yolunda) harcayanlar için büyük ecir vardır.

Ayet sayfası

وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا۟ بِرَبِّكُمْ وَقَدْ أَخَذَ مِيثَٰقَكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ ۝٨

8. Size ne oluyor ki, Peygamber sizi Rabbinize iman etmeniz için çağırırken Allah'a iman etmiyorsunuz? Oysa (Allah) sizden kesin söz almıştı. Eğer iman edecekseniz.

Ayet sayfası

هُوَ ٱلَّذِى يُنَزِّلُ عَلَىٰ عَبْدِهِۦٓ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ لِّيُخْرِجَكُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَإِنَّ ٱللَّهَ بِكُمْ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ ۝٩

9. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

Ayet sayfası

وَمَا لَكُمْ أَلَّا تُنفِقُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَا يَسْتَوِى مِنكُم مَّنْ أَنفَقَ مِن قَبْلِ ٱلْفَتْحِ وَقَٰتَلَ أُو۟لَٰٓئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِّنَ ٱلَّذِينَ أَنفَقُوا۟ مِنۢ بَعْدُ وَقَٰتَلُوا۟ وَكُلًّا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْحُسْنَىٰ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ ۝١٠

10. Göklerin ve yerin mirası Allah’ın olduğu halde size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? İçinizden, fetihten önce infak edip savaşanlar (diğerleriyle) eşit değildir. Onların derecesi, daha sonra infak edip savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzelini vadetmiştir. Allah, yaptığınız her şeyden hakkıyla haberdardır.

Ayet sayfası

مَّن ذَا ٱلَّذِى يُقْرِضُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥ وَلَهُۥٓ أَجْرٌ كَرِيمٌ ۝١١

11. Allah'a güzel bir borç verecek olan kimdir? Artık Allah, bunu kendisi için kat kat artırır. Onun için güzel bir ecir vardır.

Ayet sayfası

يَوْمَ تَرَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ يَسْعَىٰ نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَٰنِهِم بُشْرَىٰكُمُ ٱلْيَوْمَ جَنَّٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ۝١٢

12. O gün Mümin erkekler ile Mümin kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. Bugün sizin müjdeniz; altından ırmaklar akan, içinde sonsuza kadar kalacağınız Cennetlerdir. İşte büyük kurtuluş budur.

Ayet sayfası

يَوْمَ يَقُولُ ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتُ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱنظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِن نُّورِكُمْ قِيلَ ٱرْجِعُوا۟ وَرَآءَكُمْ فَٱلْتَمِسُوا۟ نُورًا فَضُرِبَ بَيْنَهُم بِسُورٍ لَّهُۥ بَابٌۢ بَاطِنُهُۥ فِيهِ ٱلرَّحْمَةُ وَظَٰهِرُهُۥ مِن قِبَلِهِ ٱلْعَذَابُ ۝١٣

13. O gün münafık erkeklerle münafık kadınlar iman edenlere derler ki: "Bize bakın da sizin nurunuzdan bir parça ışık alalım." (Onlara): "Arkanıza dönüp bir nur arayın." denir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Onun iç tarafında rahmet, dış tarafından ise azap vardır.

Ayet sayfası

يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَلَٰكِنَّكُمْ فَتَنتُمْ أَنفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَٱرْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ ٱلْأَمَانِىُّ حَتَّىٰ جَآءَ أَمْرُ ٱللَّهِ وَغَرَّكُم بِٱللَّهِ ٱلْغَرُورُ ۝١٤

14. Münafıklar, Müminlere: "Sizinle beraber değil miydik?" diye seslenirler. (Müminler de): "Evet! Ancak siz kendi başınızı belaya soktunuz, (Müslümanların başına bela gelmesini) gözetip beklediniz, şüphe ettiniz. Sizleri kuruntular yanıltıp aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi ve o aldatıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu.” derler.

Ayet sayfası

فَٱلْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ هِىَ مَوْلَىٰكُمْ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ ۝١٥

15. Bugün artık ne sizden, ne de kâfirlerden bir fidye alınır. Barınağınız ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeridir!

Ayet sayfası

أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ ٱللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ ٱلْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ ٱلْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ ۝١٦

16. İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.

Ayet sayfası

ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلْـَٔايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ۝١٧

17. Bilin ki Allah yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. Belki akıl edersiniz diye size ayetleri açıkladık.

Ayet sayfası

إِنَّ ٱلْمُصَّدِّقِينَ وَٱلْمُصَّدِّقَٰتِ وَأَقْرَضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَٰعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ ۝١٨

18. Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükâfat da vardır.

Ayet sayfası

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصِّدِّيقُونَ وَٱلشُّهَدَآءُ عِندَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ ۝١٩

19. Allah’a ve rasullerine iman edenler işte onlar Rablerinin nezdinde sıddikler/dosdoğru olanlar ve şehitlerdir. Onlara ecirleri ve nurları verilecektir. Kâfir olup, ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemlik olanlardır.

Ayet sayfası

ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌۢ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى ٱلْأَمْوَٰلِ وَٱلْأَوْلَٰدِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ ٱلْكُفَّارَ نَبَاتُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَٰمًا وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنٌ وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلْغُرُورِ ۝٢٠

20. Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çerçöp olur ahirette şiddetli bir azap da vardır. Allah’tan bir mağfiret ve bir rıza da vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir yararlanmadan başka bir şey değildir. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.

Ayet sayfası

سَابِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ ذَٰلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ ۝٢١

21. Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği yerle gök kadar olan Cennet için yarışın! (Bu) Allah’a ve Rasûlüne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.

Ayet sayfası

مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ مِّن قَبْلِ أَن نَّبْرَأَهَآ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌ ۝٢٢

22. Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.

Ayet sayfası

لِّكَيْلَا تَأْسَوْا۟ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا۟ بِمَآ ءَاتَىٰكُمْ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ ۝٢٣

23. Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye (böyle yaptık.) Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi sevmez.

Ayet sayfası

ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ ۝٢٤

24. Onlar, cimrilik eder ve insanlara da cimriliği emrederler. Kim yüz çevirirse; şüphesiz Allah zengindir, hamde layık olandır.

Ayet sayfası

لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمِيزَانَ لِيَقُومَ ٱلنَّاسُ بِٱلْقِسْطِ وَأَنزَلْنَا ٱلْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥ وَرُسُلَهُۥ بِٱلْغَيْبِ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِىٌّ عَزِيزٌ ۝٢٥

25. Andolsun ki, elçilerimizi açık delillerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik. Ve Allah’ın kendisine ve elçilerine görmediği halde (gıyaben) kimin yardım edeceğini ortaya çıkarması için, kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri indirdik. Şüphesiz Allah güçlüdür, kuvvet sahibidir.

Ayet sayfası

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا وَإِبْرَٰهِيمَ وَجَعَلْنَا فِى ذُرِّيَّتِهِمَا ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلْكِتَٰبَ فَمِنْهُم مُّهْتَدٍ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ ۝٢٦

26. -Andolsun ki biz, Nûh’u ve İbrahim’i gönderdik. Peygamberliği de kitabı da onların soyuna verdik. Onlardan hidayete erişen olduğu gibi, çoğu fâsıklardır/yoldan çıkmıştır.

Ayet sayfası

ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْإِنجِيلَ وَجَعَلْنَا فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ٱبْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَٰهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ٱبْتِغَآءَ رِضْوَٰنِ ٱللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا فَـَٔاتَيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنْهُمْ أَجْرَهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ ۝٢٧

27. Sonra onların izleri üzerinde rasûllerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu Îsâ’yı da arkalarından gönderdik. Ona İncil’i verdik, ona tabi olanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu yerleştirdik. Onların uydurdukları ruhbanlığı ise biz farz kılmadık. Bunu Allah’ın rızasını kazanmak için yaptılar. Fakat ona da hakkıyla riayet etmediler. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. Onlardan çoğu fasıklardır/yoldan çıkmış kimselerdir.

Ayet sayfası

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَءَامِنُوا۟ بِرَسُولِهِۦ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِۦ وَيَجْعَل لَّكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِۦ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ۝٢٨

28. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve Rasûlüne iman edin ki, size rahmetinden iki kat pay versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Ayet sayfası

لِّئَلَّا يَعْلَمَ أَهْلُ ٱلْكِتَٰبِ أَلَّا يَقْدِرُونَ عَلَىٰ شَىْءٍ مِّن فَضْلِ ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱلْفَضْلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ ۝٢٩

29. Böylece, kitap ehli Allah’ın lütfundan bir şeye güç yetiremediklerini, lütfun tamamen Allah’ın elinde olduğunu ve onu dilediğine verdiğini bilsinler. Allah büyük lütuf sahibidir.

Ayet sayfası

Kayıtlarım

Bu cihazda kalır ve asla gönderilmez. Son 30 kayıt saklanır.

    10 Ekim 2026 Cumartesi 29 ربيع الآخر 1448 هـ