56:95 ayetinin metni
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ ٩٥
Okunuşu
inna hādhā lahuwa ḥaqqu l-yaqīni
Meal
Şüphe yok ki, kesin gerçek işte budur.
سورة الواقعة، الآية ٩٥
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ ٩٥
inna hādhā lahuwa ḥaqqu l-yaqīni
Şüphe yok ki, kesin gerçek işte budur.
Vâkıa Suresi’nin 95. ayeti (56:95) Mekki bir surededir; 27. cüzde, Mushaf’ın 537. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.
73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
-Ey Resul!- Şüphesiz ki sana bu anlattıklarımız, üzerinde şüphe olmayan hakikatlerdir.
95. “Şüphesiz ki bu” Yüce Allah’ın sözünü ettiği hayrı ile şerri ile kulların amellerinin karşılığı ve buna dair etraflı bilgiler; “kesin hakikatin ta kendisidir.” Bunda şüphe ve tereddüdü gerektirecek bir taraf yoktur. Aksine bunlar gerçekleşmesi muhakkak ve kaçınılmaz olan değişmez haktır. Yüce Allah kullarına, buna dair kat’î delilleri göstermiştir. O kadar ki olgun akıl sahiplerine göre onlar, bunu adeta tatmış, hakikatine şahitlik etmiş gibidirler. Bundan dolayı da Yüce Allah’a özellikle kendilerine ihsan etmiş olduğu bu pek büyük nimet ve muazzam bağışından dolayı hamd-u senâ ederler. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
56:77 ile 57:3 arasındaki ayetlerle ilgilidir (Mushafın 537. sayfası).
Bu, kesin olan hakkın ta kendisidir.
Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.
Kesin gerçek budur işte.
Bu ayetle ortak bir ifadeyi paylaşırlar: ezberlerken birbirinden ayırt etmeye yarar.
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْقَصَصُ ٱلْحَقُّ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olan kıssalardır. Allah’tan başka (ibadete layık hak) ilah yoktur. Allah, elbette Aziz'dir, Hakim'dir.
وَوَرِثَ سُلَيْمَٰنُ دَاوُۥدَ وَقَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ ٱلطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَىْءٍ إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْمُبِينُ
Süleyman, Dâvud’a mirasçı olmuş; "Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize her şey verildi." demişti. İşte bu apaçık bir lütuftur.
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
İşte bu, en büyük kurtuluştur.
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.