53:5 ayetinin metni
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ ٥
Okunuşu
ʿallamahu shadīdu l-quwā
Meal
Bunu, ona çok güçlü biri öğretti.
سورة النجم، الآية ٥
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ ٥
ʿallamahu shadīdu l-quwā
Bunu, ona çok güçlü biri öğretti.
Necm Suresi’nin 5. ayeti (53:5) Mekki bir surededir; 27. cüzde, Mushaf’ın 526. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 74 kârinin sesinden dinleyin.
74 kâriden 80 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Kendisine onu çok güçlü bir melek olan Cebrail -aleyhisselam- öğretti.
5. Daha sonra Yüce Allah, Rasûle vahyi öğreteni söz konusu etmekte ve bunun melâike-i kirâmın en faziletlisi, en güçlüsü ve en mükemmeli olan Cibrîl aleyhisselam olduğunu zikrederek şöyle buyurmaktadır: “Ona çetin güçler sahibi öğretti.” Rasûle vahyi indiren, gizli ve açık üstün güç sahibi Cibrîl aleyhisselam'dır. O, Allah’ın yerine getirilmesini emrettiklerini yerine getirmek hususunda güçlüdür. Vahyi Rasûle ulaştırmak gücüne sahip olduğu gibi şeytanların gizlice ondan bir şeyler aşırmasını yahut da ondan olmayan bir şeyleri ona sokuşturmasını önleyecek güce de sahiptir. Yüce Allah’ın böyle güçlü ve güvenilir bir elçi ile vahyini göndermiş olması, Allah’ın bu vahyi korumasının bir parçasıdır.
Necm suresinin 1-26. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 526. sayfası).
Bunu ona çok güçlü biri öğretti.
Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti.
Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
لَّا تُدْرِكُهُ ٱلْأَبْصَٰرُ وَهُوَ يُدْرِكُ ٱلْأَبْصَٰرَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ
Gözler O’nu onu ihata ve idrak edemez. O ise bütün gözleri kuşatmıştır. O, lütuf sahibidir, her şeyden haberdardır.
إِنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ ٱلْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِى ٱلْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِى نَفْسٌ مَّاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِى نَفْسٌۢ بِأَىِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌۢ
Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O; yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ …
Şüphesiz o, çok değerli bir elçinin sözüdür. …
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبًا وَءَابَآؤُنَآ أَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ
Kâfirler: "Biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra (mezarlarımızdan) mı çıkarılacağız?" dediler.
ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ فَهِىَ كَٱلْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ ٱلْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ ٱلْأَنْهَٰرُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ ٱلْمَآءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ ٱللَّهِ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
(Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz taş gibi yahut daha sert bir şekilde katılaşmıştı. Halbuki içinden nehirler kaynayan, yarılıp (içlerinden) sular çıkan ve Allah korkusundan yuvarlanan nice taşlar vardır! Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوٓا۟ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ ٱلنَّاسَ كَخَشْيَةِ ٱللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا۟ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا ٱلْقِتَالَ لَوْلَآ أَخَّرْتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَٰعُ ٱلدُّنْيَا قَلِيلٌ وَٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا
Daha önce kendilerine, "(Savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin!” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve: "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez."