سَبِّحِ ٱسْمَ رَبِّكَ ٱلْأَعْلَى ١
1. Yüce Rabbinin adını tesbih et.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
سَبِّحِ ٱسْمَ رَبِّكَ ٱلْأَعْلَى ١
1. Yüce Rabbinin adını tesbih et.
ٱلَّذِى خَلَقَ فَسَوَّىٰ ٢
2. O; yaratıp şekillendiren, düzene koyandır.
وَٱلَّذِى قَدَّرَ فَهَدَىٰ ٣
3. O, (her şeyi) ölçüyle yapıp, yol gösterendir.
وَٱلَّذِىٓ أَخْرَجَ ٱلْمَرْعَىٰ ٤
4. Otlağı çıkarandır.
فَجَعَلَهُۥ غُثَآءً أَحْوَىٰ ٥
5. Sonra da onu kuru siyah bir ota çevirmiştir.
سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنسَىٰٓ ٦
6. Sana (Kur’an’ı) okutacağız ve sen onu unutmayacaksın.
إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ إِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلْجَهْرَ وَمَا يَخْفَىٰ ٧
7. Ancak Allah’ın dilediği hariç. Şüphesiz O; açık olanı da bilir, gizliyi de.
وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَىٰ ٨
8. Ve sana en kolay olanı kolaylaştırırız.
فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ ٱلذِّكْرَىٰ ٩
9. O halde –eğer öğüt fayda verirse- sen de öğüt ver.
سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَىٰ ١٠
10. (Allah'tan) İçi titreyerek korkan hatırlayıp kendine gelir.
وَيَتَجَنَّبُهَا ٱلْأَشْقَى ١١
11. Kötü kimse ise öğütten kaçınır.
ٱلَّذِى يَصْلَى ٱلنَّارَ ٱلْكُبْرَىٰ ١٢
12. O kimsedir ki, en büyük ateşe girecektir.
ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ ١٣
13. Sonra onun içinde ne ölür, ne de yaşar.
قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّىٰ ١٤
14. Arınan kimse mutlaka kurtuluşa erer.
وَذَكَرَ ٱسْمَ رَبِّهِۦ فَصَلَّىٰ ١٥
15. Ve Rabbinin adını anıp namaz kılan.
بَلْ تُؤْثِرُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ١٦
16. Fakat sizler, dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
وَٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰٓ ١٧
17. Oysa ahiret daha iyi ve kalıcıdır.
إِنَّ هَٰذَا لَفِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ ١٨
18. Şüphesiz bu, önceki sahifelerde vardır.
صُحُفِ إِبْرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ ١٩
19. İbrahim’in ve Mûsâ’nın sahifelerinde.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْغَٰشِيَةِ ١
1. (Dehşeti) Her şeyi kaplayacak olan (kıyamet)in haberi sana geldi mi?
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَٰشِعَةٌ ٢
2. O gün birtakım yüzler vardır ki, zillete bürünmüşlerdir.
عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ ٣
3. Çalışmış, (boşa) yorulmuşlardır.
تَصْلَىٰ نَارًا حَامِيَةً ٤
4. Kızgın ateşe girerler.
تُسْقَىٰ مِنْ عَيْنٍ ءَانِيَةٍ ٥
5. Son derece kızgın bir kaynaktan içirilirler.
لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍ ٦
6. Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek yoktur.
لَّا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِى مِن جُوعٍ ٧
7. Ne doyurup semirtir, ne de açlıktan korur.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاعِمَةٌ ٨
8. O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar.
لِّسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ ٩
9. Yaptıklarından dolayı hoşnutturlar.
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ ١٠
10. Yüksek bir Cennet'tedirler.
لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَٰغِيَةً ١١
11. Orada hiçbir boş söz işitmezler.
فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ ١٢
12. Orada akan bir pınar vardır.
فِيهَا سُرُرٌ مَّرْفُوعَةٌ ١٣
13. Orada yüksek tahtlar vardır.
وَأَكْوَابٌ مَّوْضُوعَةٌ ١٤
14. Yerleştirilmiş sürahiler.
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ ١٥
15. Sıra sıra dizilmiş yastıklar,
وَزَرَابِىُّ مَبْثُوثَةٌ ١٦
16. Ve döşenmiş nefis halılar vardır.
أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ ١٧
17. Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır?
وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ رُفِعَتْ ١٨
18. Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir?
وَإِلَى ٱلْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ ١٩
19. Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir?
وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ ٢٠
20. Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır?
فَذَكِّرْ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌ ٢١
21. Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.
لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ ٢٢
22. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin.
إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ ٢٣
23. Ancak kim yüz çevirir ve küfre saparsa.
فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَكْبَرَ ٢٤
24. İşte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır.
إِنَّ إِلَيْنَآ إِيَابَهُمْ ٢٥
25. Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُم ٢٦
26. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلْفَجْرِ ١
1. Fecre/tan yerinin ağarmasına andolsun.
وَلَيَالٍ عَشْرٍ ٢
2. Ve on geceye andolsun.
وَٱلشَّفْعِ وَٱلْوَتْرِ ٣
3. Çifte ve teke andolsun.
وَٱلَّيْلِ إِذَا يَسْرِ ٤
4. Yürüyüp gittiği zaman geceye andolsun.
هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌ لِّذِى حِجْرٍ ٥
5. Bunda akıl sahibi için bir yemin var (değil) mi?
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ ٦
6. Rabbinin Ad (kavmin)'e ne yaptığını görmedin mi?
إِرَمَ ذَاتِ ٱلْعِمَادِ ٧
7. Yüksek sütun sahibi İrem şehrine.
ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلَٰدِ ٨
8. O (İrem Şehri) ki, beldeler (ülkeler) içinde onun bir eşi yaratılmadı.
وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ ٩
9. Ve vadideki kayaları oyan Semûd kavmine.
وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلْأَوْتَادِ ١٠
10. Ve kazıklar sahibi Firavun’.
ٱلَّذِينَ طَغَوْا۟ فِى ٱلْبِلَٰدِ ١١
11. Onlar ki memleketlerde azgınlık etmişlerdi.
فَأَكْثَرُوا۟ فِيهَا ٱلْفَسَادَ ١٢
12. Oralarda kötülüğü çoğalttılar.
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ ١٣
13. Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.
إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ ١٤
14. Muhakkak Rabbin gözetlemededir.
فَأَمَّا ٱلْإِنسَٰنُ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكْرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكْرَمَنِ ١٥
15. Ancak insana; Rabbi ne zaman onu imtihan edip kendisine ikramda bulunsa ve nimet verse: "Rabbim bana ikramda bulundu" der.
وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَٰنَنِ ١٦
16. Ama ne zaman onu imtihan ederek rızkını daraltsa: "Rabbim beni hor kıldı" der.
كَلَّا بَل لَّا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ ١٧
17. Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.
وَلَا تَحَٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ١٨
18. Yoksula yemek vermeye teşvik etmiyorsunuz.
وَتَأْكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا ١٩
19. Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.
وَتُحِبُّونَ ٱلْمَالَ حُبًّا جَمًّا ٢٠
20. Malı da pek çok seviyorsunuz.
كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا ٢١
21. Hayır! Yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman.
وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا ٢٢
22. Rabbin ve saf saf melekler geldiği zaman.
وَجِا۟ىٓءَ يَوْمَئِذٍۭ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكْرَىٰ ٢٣
23. O gün cehennem de getirilmiştir. İşte o gün insan düşünüp hatırlar. Ama hatırlamaktan ona ne (fayda) var!
يَقُولُ يَٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى ٢٤
24. Der ki: "Ah keşke! (Bu) hayatım için önceden bir şeyler göndermiş olsaydım!"
فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌ ٢٥
25. Artık o gün de O'nun azabı gibi hiçbir kimse azap yapamaz.
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌ ٢٦
26. Ve O'nun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz.
يَٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفْسُ ٱلْمُطْمَئِنَّةُ ٢٧
27. Ey huzura ermiş nefis!
ٱرْجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً ٢٨
28. “Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!”
فَٱدْخُلِى فِى عِبَٰدِى ٢٩
29. Kullarımın arasına katıl!
وَٱدْخُلِى جَنَّتِى ٣٠
30. Ve gir Cennet'ime!
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لَآ أُقْسِمُ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ ١
1. Yemin olsun bu şehre!
وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ ٢
2. Sen de bu beldede bulunuyorsun.
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ ٣
3. Babaya ve doğan çocuğa yemin olsun.
لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ فِى كَبَدٍ ٤
4. Ki şüphesiz, biz insanı (dünyada) bir zorluk içinde yarattık.
أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ ٥
5. O hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanır?
يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا ٦
6. O der ki: "Ben yığın yığın mal tükettim."
أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ ٧
7. O kimsenin kendisini asla görmediğini mi zanneder?
أَلَمْ نَجْعَل لَّهُۥ عَيْنَيْنِ ٨
8. Biz, ona iki göz vermedik mi?
وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ ٩
9. Bir de bir dil ve iki dudak.
وَهَدَيْنَٰهُ ٱلنَّجْدَيْنِ ١٠
10. Ona iki de yol gösterdik.
فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ ١١
11. Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ ١٢
12. Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?
فَكُّ رَقَبَةٍ ١٣
13. (O) Köle azat etmektir.
أَوْ إِطْعَٰمٌ فِى يَوْمٍ ذِى مَسْغَبَةٍ ١٤
14. Veya açlık gününde doyurmaktır.
يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ ١٥
15. Yakınlığı olan bir yetimi.
أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ ١٦
16. Yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ ١٧
17. Sonra iman edip, birbirlerine sabır tavsiye edenlerden ve birbirlerine merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.
أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ ١٨
18. İşte bunlar sağdakilerdir.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا هُمْ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ ١٩
19. Ayetlerimize küfredenler ise işte onlar soldakilerdir.
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌۢ ٢٠
20. Onlara, üzerlerine kapıları kapatılmış bir ateş vardır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلشَّمْسِ وَضُحَىٰهَا ١
1. Güneş'e ve onun aydınlığına andolsun.
وَٱلْقَمَرِ إِذَا تَلَىٰهَا ٢
2. Onu izlediğinde Ay’a andolsun.
وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا ٣
3. Onu ortaya çıkardığında gündüze andolsun.
وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰهَا ٤
4. Onu bürüdüğünde geceye andolsun.
وَٱلسَّمَآءِ وَمَا بَنَىٰهَا ٥
5. Göğe ve onu bina edene andolsun.
وَٱلْأَرْضِ وَمَا طَحَىٰهَا ٦
6. Yeryüzüne ve onu yayıp döşeyene andolsun.
وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّىٰهَا ٧
7. Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene.
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَىٰهَا ٨
8. Sonra da ona günahını ve takvasını ilham etmiş olana (andolsun ki).
قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّىٰهَا ٩
9. Şüphe yok ki, nefsini temizlemiş olan felaha ermiştir.
وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا ١٠
10. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَىٰهَآ ١١
11. Semûd kavmi de nefislerinin azgınlığıyla (peygamberini) yalanladı.
إِذِ ٱنۢبَعَثَ أَشْقَىٰهَا ١٢
12. Hani onların en bedbaht olanı (fesat çıkarmak için) ileri atılınca.
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ ٱللَّهِ نَاقَةَ ٱللَّهِ وَسُقْيَٰهَا ١٣
13. Allah’ın Rasûlü de onlara şöyle dedi ki: "Allah’ın devesin(i kesmek)ten ve su içmesin(i engellemek)ten sakının."
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنۢبِهِمْ فَسَوَّىٰهَا ١٤
14. Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, günâhlarından dolayı onları helâk etti ve kendilerini yerle bir etti.
وَلَا يَخَافُ عُقْبَٰهَا ١٥
15. Allah, bunun sonucundan korkmaz!
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰ ١
1. (Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun.
وَٱلنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّىٰ ٢
2. Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun.
وَمَا خَلَقَ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ ٣
3. Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki.
إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّىٰ ٤
4. Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir.
فَأَمَّا مَنْ أَعْطَىٰ وَٱتَّقَىٰ ٥
5. Kim (malından) verir ve sakınırsa.
وَصَدَّقَ بِٱلْحُسْنَىٰ ٦
6. En güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse.
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلْيُسْرَىٰ ٧
7. Biz, onu en kolay olana kolayca iletiriz.
وَأَمَّا مَنۢ بَخِلَ وَٱسْتَغْنَىٰ ٨
8. Kim cimrilik eder kendini müstağni sayarsa.
وَكَذَّبَ بِٱلْحُسْنَىٰ ٩
9. Ve en güzeli yalanlarsa.
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلْعُسْرَىٰ ١٠
10. Biz de ona zor olanı kolaylaştırırız.
وَمَا يُغْنِى عَنْهُ مَالُهُۥٓ إِذَا تَرَدَّىٰٓ ١١
11. Cehennem'e yuvarlandığı zaman malı ona fayda vermez.
إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَىٰ ١٢
12. Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.
وَإِنَّ لَنَا لَلْـَٔاخِرَةَ وَٱلْأُولَىٰ ١٣
13. Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.
فَأَنذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظَّىٰ ١٤
14. Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım.
لَا يَصْلَىٰهَآ إِلَّا ٱلْأَشْقَى ١٥
15. Ona ancak en azgın olan girecektir.
ٱلَّذِى كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ ١٦
16. Öyle yalancıdır ki, yalanlamıştır ve yüz çevirmiştir.
وَسَيُجَنَّبُهَا ٱلْأَتْقَى ١٧
17. Takva sahibi ise oradan uzak tutulacaktır.
ٱلَّذِى يُؤْتِى مَالَهُۥ يَتَزَكَّىٰ ١٨
18. (Ki o) Malını vererek arınır.
وَمَا لِأَحَدٍ عِندَهُۥ مِن نِّعْمَةٍ تُجْزَىٰٓ ١٩
19. O, verdiğini kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olarak vermez.
إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ رَبِّهِ ٱلْأَعْلَىٰ ٢٠
20. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).
وَلَسَوْفَ يَرْضَىٰ ٢١
21. Muhakkak kendisi de ileride razı olacaktır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلضُّحَىٰ ١
1. Kuşluk vaktine andolsun.
وَٱلَّيْلِ إِذَا سَجَىٰ ٢
2. Karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki.
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ ٣
3. Rabbin ne seni terk etti, ne de sana darıldı.
وَلَلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لَّكَ مِنَ ٱلْأُولَىٰ ٤
4. Muhakkak ki âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.
وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَىٰٓ ٥
5. Elbette Rabbin sana verecek, sen de hoşnut olacaksın.
أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَـَٔاوَىٰ ٦
6. Seni bir yetim olarak bulup barındırmadı mı?
وَوَجَدَكَ ضَآلًّا فَهَدَىٰ ٧
7. Ve seni (kitap ve iman nedir) bilmezken bulup hidayete eriştirmedi mi?
وَوَجَدَكَ عَآئِلًا فَأَغْنَىٰ ٨
8. Seni fakirken, zengin kılmadı mı?
فَأَمَّا ٱلْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ ٩
9. Öyleyse sakın yetimi ezme!
وَأَمَّا ٱلسَّآئِلَ فَلَا تَنْهَرْ ١٠
10. İsteyeni de azarlama!
وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ ١١
11. Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ ١
1. (Ey Muhammed!) Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ ٢
2. Yükünü üzerinden kaldırıp indirmedik mi?
ٱلَّذِىٓ أَنقَضَ ظَهْرَكَ ٣
3. O (yük) senin belini bükmüştü.
وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ ٤
4. Ve senin şanını yükseltmedik mi?
فَإِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا ٥
5. Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
إِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا ٦
6. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
فَإِذَا فَرَغْتَ فَٱنصَبْ ٧
7. O halde boş kaldığın zaman (ibadet ve dua ile) yorul.
وَإِلَىٰ رَبِّكَ فَٱرْغَب ٨
8. Ve yalnızca Rabbine yönel.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلتِّينِ وَٱلزَّيْتُونِ ١
1. İncire ve zeytine yemin olsun!
وَطُورِ سِينِينَ ٢
2. Ve Sîna Dağı'na andolsun.
وَهَٰذَا ٱلْبَلَدِ ٱلْأَمِينِ ٣
3. Bu güvenli şehre (Mekke’ye) andolsun ki.
لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ فِىٓ أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ٤
4. Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.
ثُمَّ رَدَدْنَٰهُ أَسْفَلَ سَٰفِلِينَ ٥
5. Daha sonra, onu aşağıların en aşağısına döndürdük.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ ٦
6. Ancak iman edip salih ameller işleyenler ayrı. Onlar için kesintisiz bir ecir vardır.
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِٱلدِّينِ ٧
7. (Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?
أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَحْكَمِ ٱلْحَٰكِمِينَ ٨
8. Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱقْرَأْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلَّذِى خَلَقَ ١
1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!
خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ مِنْ عَلَقٍ ٢
2. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.
ٱقْرَأْ وَرَبُّكَ ٱلْأَكْرَمُ ٣
3. Oku! Senin Rabbin, en cömert olandır.
ٱلَّذِى عَلَّمَ بِٱلْقَلَمِ ٤
4. Ki O, kalem ile öğretmiştir.
عَلَّمَ ٱلْإِنسَٰنَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ٥
5. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.
كَلَّآ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لَيَطْغَىٰٓ ٦
6. Hayır! İnsan gerçekten azgınlık eder.
أَن رَّءَاهُ ٱسْتَغْنَىٰٓ ٧
7. Kendini müstağni/ihtiyacı yok gördü diye.
إِنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلرُّجْعَىٰٓ ٨
8. Şüphesiz dönüş yalnızca Rabbine olacaktır.
أَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يَنْهَىٰ ٩
9. Sen, o engel olanı gördün mü?
عَبْدًا إِذَا صَلَّىٰٓ ١٠
10. Bir kulu namaz kıldığı vakit.
أَرَءَيْتَ إِن كَانَ عَلَى ٱلْهُدَىٰٓ ١١
11. Ne dersin o (Peygamber) doğru yolda ise.
أَوْ أَمَرَ بِٱلتَّقْوَىٰٓ ١٢
12. Yahut takvayı emrettiyse.
أَرَءَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰٓ ١٣
13. Gördün mü? Ya o (engel olan) yalanladı ve yüz çevirdiyse!
أَلَمْ يَعْلَم بِأَنَّ ٱللَّهَ يَرَىٰ ١٤
14. O Allah’ın, her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?
كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًۢا بِٱلنَّاصِيَةِ ١٥
15. Hayır! Eğer son vermezse, elbette perçeminden yakalayıp sürükleriz.
نَاصِيَةٍ كَٰذِبَةٍ خَاطِئَةٍ ١٦
16. Yalancı, günahkâr perçeminden.
فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۥ ١٧
17. Haydi! O meclisini /Taraftarlarını çağırsın.
سَنَدْعُ ٱلزَّبَانِيَةَ ١٨
18. Biz de Zebanileri çağıracağız.
كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَٱسْجُدْ وَٱقْتَرِب ١٩
19. Hayır ona itaat etme! Allah’a secde et ve (yalnızca) O’na yaklaş.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةِ ٱلْقَدْرِ ١
1. Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi'nde indirdik.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ ٢
2. Kadir Gecesi'nin ne olduğunu sen ne bileceksin?
لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ ٣
3. Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
تَنَزَّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ ٤
4. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner dururlar.
سَلَٰمٌ هِىَ حَتَّىٰ مَطْلَعِ ٱلْفَجْرِ ٥
5. O fecrin doğuşuna kadar bir esenliktir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لَمْ يَكُنِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ ١
1. Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar kendilerine apaçık delil gelinceye kadar ayrılacak değillerdi.
رَسُولٌ مِّنَ ٱللَّهِ يَتْلُوا۟ صُحُفًا مُّطَهَّرَةً ٢
2. (Bu delil) Allah tarafından (gönderilen) tertemiz sahifeler okuyan bir rasûldür.
فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ ٣
3. Onların içinde dosdoğru yazılı şeyler vardır.
وَمَا تَفَرَّقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ ٤
4. Kendilerine kitap verilenler ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
وَمَآ أُمِرُوٓا۟ إِلَّا لِيَعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَذَٰلِكَ دِينُ ٱلْقَيِّمَةِ ٥
5. Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na ibadet etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ فِى نَارِ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ ٱلْبَرِيَّةِ ٦
6. Hiç şüphesiz kitap ehlinden ve müşriklerden küfre sapanlar, içinde sürekli kalıcılar olarak cehennem ateşindedirler. İşte onlar, yaratılmışların en kötüleridir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ ٱلْبَرِيَّةِ ٧
7. Şüphesiz, iman edip salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.
جَزَآؤُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ رَبَّهُۥ ٨
8. Onların Rablerinin yanındaki mükâfatları altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da ondan hoşnut olmuşlardır. İşte bu Rabbinden korkan kimseler içindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا زُلْزِلَتِ ٱلْأَرْضُ زِلْزَالَهَا ١
1. Yer, şiddetle sarsıldığı zaman.
وَأَخْرَجَتِ ٱلْأَرْضُ أَثْقَالَهَا ٢
2. Ve yeryüzü, ağırlıklarını çıkardığı zaman.
وَقَالَ ٱلْإِنسَٰنُ مَا لَهَا ٣
3. Ve insan ne oluyor buna dediği vakit.
يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا ٤
4. İşte o gün, yer kendi haberlerini anlatır.
بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَىٰ لَهَا ٥
5. Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.
يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ ٱلنَّاسُ أَشْتَاتًا لِّيُرَوْا۟ أَعْمَٰلَهُمْ ٦
6. O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.
فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُۥ ٧
7. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir.
وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُۥ ٨
8. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلْعَٰدِيَٰتِ ضَبْحًا ١
1. Soluk soluğa koşanlara yemin olsun!
فَٱلْمُورِيَٰتِ قَدْحًا ٢
2. (Koşarken) kıvılcım saçanlara.
فَٱلْمُغِيرَٰتِ صُبْحًا ٣
3. Sabah vakti baskın yapanlara.
فَأَثَرْنَ بِهِۦ نَقْعًا ٤
4. Tozu dumana katanlara.
فَوَسَطْنَ بِهِۦ جَمْعًا ٥
5. Topluluğun tam ortasına dalanlara.
إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لِرَبِّهِۦ لَكَنُودٌ ٦
6. İnsan, Rabbine karşı gerçekten çok nankördür.
وَإِنَّهُۥ عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٌ ٧
7. Ve şüphesiz kendisi de buna şahittir.
وَإِنَّهُۥ لِحُبِّ ٱلْخَيْرِ لَشَدِيدٌ ٨
8. Şüphesiz onun mal sevgisi de çok şiddetlidir.
أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِى ٱلْقُبُورِ ٩
9. Bilmez mi ki kabirlerde olanlar alt üst edildiğinde.
وَحُصِّلَ مَا فِى ٱلصُّدُورِ ١٠
10. Kalplerde bulunan ortaya konduğunda.
إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌۢ ١١
11. Şüphesiz o gün Rableri kendilerinden elbette haberdardır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱلْقَارِعَةُ ١
1. Şiddetle gelip çatan.
مَا ٱلْقَارِعَةُ ٢
2. Nedir o yürekleri hoplatan büyük felaket?
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْقَارِعَةُ ٣
3. Yürekleri hoplatan büyük felaketin ne olduğunu sen ne bileceksin?
يَوْمَ يَكُونُ ٱلنَّاسُ كَٱلْفَرَاشِ ٱلْمَبْثُوثِ ٤
4. O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan kelebekler gibi olacaktır.
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ٱلْمَنفُوشِ ٥
5. Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır.
فَأَمَّا مَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ ٦
6. İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse.
فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ ٧
7. Artık o, hoşnut olacağı bir hayatın içinde olacaktır.
وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ ٨
8. Ama kimin de tartıları hafif gelirse.
فَأُمُّهُۥ هَاوِيَةٌ ٩
9. İşte onun varacağı yer Hâviye’dir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا هِيَهْ ١٠
10. Sen Hâviye’nin ne olduğunu ne bileceksin?
نَارٌ حَامِيَةٌۢ ١١
11. O, kızgın bir ateştir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلْهَىٰكُمُ ٱلتَّكَاثُرُ ١
1. Çoklukla övünmek sizi oyaladı.
حَتَّىٰ زُرْتُمُ ٱلْمَقَابِرَ ٢
2. Ta ki, kabirleri ziyaret edinceye/ölünceye dek devam ettiniz.
كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ ٣
3. Hayır! İlerde bileceksiniz.
ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ ٤
4. Yine hayır! İleride bileceksiniz.
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ ٱلْيَقِينِ ٥
5. Hayır! Kesin bir bilgiyle bilseydiniz (kaçınırdınız).
لَتَرَوُنَّ ٱلْجَحِيمَ ٦
6. Elbette Cehennem'i göreceksiniz.
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ ٱلْيَقِينِ ٧
7. Yine andolsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.
ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ ٱلنَّعِيمِ ٨
8. Sonra o gün, nimetlerden hesaba çekileceksiniz.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلْعَصْرِ ١
1. Asra yemin olsun.
إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لَفِى خُسْرٍ ٢
2. Şüphesiz insanlık hüsran içindedir.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْحَقِّ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ ٣
3. Ancak iman edenler ve salih amel yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَيْلٌ لِّكُلِّ هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ ١
1. Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline!
ٱلَّذِى جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُۥ ٢
2. Mal toplayıp, onu tekrar tekrar sayan.
يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُۥٓ أَخْلَدَهُۥ ٣
3. Malının kendisini ebedi kılacağını zanneder.
كَلَّا لَيُنۢبَذَنَّ فِى ٱلْحُطَمَةِ ٤
4. Hayır! Andolsun ki o, Hutâme’ye atılacaktır.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحُطَمَةُ ٥
5. Hutâme’nin ne olduğunu sen ne bileceksin?
نَارُ ٱللَّهِ ٱلْمُوقَدَةُ ٦
6. O, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.
ٱلَّتِى تَطَّلِعُ عَلَى ٱلْأَفْـِٔدَةِ ٧
7. Öyle ki, o kalplere kadar işler.
إِنَّهَا عَلَيْهِم مُّؤْصَدَةٌ ٨
8. Şüphe yok ki, bu onların üzerilerine kapatılmıştır.
فِى عَمَدٍ مُّمَدَّدَةٍۭ ٩
9. Uzatılmış sütunlarla (kapatılmıştır).
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَٰبِ ٱلْفِيلِ ١
1. Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِى تَضْلِيلٍ ٢
2. Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ ٣
3. Onların üzerine bölük bölük kuş sürüleri gönderdi.
تَرْمِيهِم بِحِجَارَةٍ مِّن سِجِّيلٍ ٤
4. O kuşlar, onların üzerilerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.
فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَّأْكُولٍۭ ٥
5. Nihayetinde onları yenmiş ekin yaprakları gibi yapıverdi.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لِإِيلَٰفِ قُرَيْشٍ ١
1. Kureyş’in güvenliği ve esenliği için.
إِۦلَٰفِهِمْ رِحْلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيْفِ ٢
2. Onların kış ve yaz yolculuklarının güvenliği için.
فَلْيَعْبُدُوا۟ رَبَّ هَٰذَا ٱلْبَيْتِ ٣
3. Bu evin (Kâbe) Rabbine ibadet etsinler.
ٱلَّذِىٓ أَطْعَمَهُم مِّن جُوعٍ وَءَامَنَهُم مِّنْ خَوْفٍۭ ٤
4. Onları açlıktan doyuran ve korkularından emin kılana.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ ١
1. Hesap gününü yalanlayanı gördün mü?
فَذَٰلِكَ ٱلَّذِى يَدُعُّ ٱلْيَتِيمَ ٢
2. Yetimi itip kakan da işte odur.
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ٣
3. Ve yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
فَوَيْلٌ لِّلْمُصَلِّينَ ٤
4. Vay o namaz kılanların haline ki:
ٱلَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ ٥
5. Onlar kıldıkları namazdan gafildirler.
ٱلَّذِينَ هُمْ يُرَآءُونَ ٦
6. Onlar gösteriş yaparlar.
وَيَمْنَعُونَ ٱلْمَاعُونَ ٧
7. Hem de mâûnu da vermeyip, engellerler.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّآ أَعْطَيْنَٰكَ ٱلْكَوْثَرَ ١
1. Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik.
فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنْحَرْ ٢
2. Öyleyse sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!
إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلْأَبْتَرُ ٣
3. Şüphesiz asıl sana kin besleyenin soyu kesiktir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْكَٰفِرُونَ ١
1. De ki: Ey kâfirler!
لَآ أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ ٢
2. Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem.
وَلَآ أَنتُمْ عَٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ ٣
3. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz.
وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ ٤
4. Ben, sizin ibadet ettiklerinize ibadet edecek de değilim.
وَلَآ أَنتُمْ عَٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ ٥
5. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz.
لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِىَ دِينِ ٦
6. Sizin dininiz size, benim dinim ise banadır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا جَآءَ نَصْرُ ٱللَّهِ وَٱلْفَتْحُ ١
1. Allah’ın yardımı geldiği ve fetih gerçekleştiği zaman.
وَرَأَيْتَ ٱلنَّاسَ يَدْخُلُونَ فِى دِينِ ٱللَّهِ أَفْوَاجًا ٢
2. İnsanların akın akın Allah’ın dinine girdiğini gördüğün zaman.
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَٱسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُۥ كَانَ تَوَّابًۢا ٣
3. Hemen, hamdederek Rabbini tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
تَبَّتْ يَدَآ أَبِى لَهَبٍ وَتَبَّ ١
1. Elleri kurusun Ebu Leheb’in! Zaten kurudu da.
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُ مَالُهُۥ وَمَا كَسَبَ ٢
2. Malı ve kazandıkları ona bir fayda vermedi.
سَيَصْلَىٰ نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ ٣
3. O, alevli bir ateşe girecektir.
وَٱمْرَأَتُهُۥ حَمَّالَةَ ٱلْحَطَبِ ٤
4. Karısı da odun taşıyacak.
فِى جِيدِهَا حَبْلٌ مِّن مَّسَدٍۭ ٥
5. Boynunda hurma lifinden bir halat olduğu halde.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ ١
1. De ki: O Allah birdir.
ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ ٢
2. Allah Samed'dir.
لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ ٣
3. Doğurmamıştır, doğurulmamıştır.
وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدٌۢ ٤
4. O'nun hiçbir dengi yoktur.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ ١
1. De ki: Ben, sabahın Rabbine sığınırım.
مِن شَرِّ مَا خَلَقَ ٢
2. Yarattığı varlıkların şerrinden.
وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ ٣
3. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden.
وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّٰثَٰتِ فِى ٱلْعُقَدِ ٤
4. Düğümlere üfleyenlerin şerrinden.
وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ ٥
5. Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ ١
1. De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.
مَلِكِ ٱلنَّاسِ ٢
2. İnsanların hükümdarına.
إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ ٣
3. İnsanların ilahına.
مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ ٤
4. Sinsi/(Allah anıldığında geri kaçan) vesvesecinin şerrinden.
ٱلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ ٥
5. Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir.
مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ ٦
6. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olur).
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: