عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ١
1. Birbirlerine neyi soruyorlar?
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ١
1. Birbirlerine neyi soruyorlar?
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ ٢
2. O büyük haberi mi?
ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ ٣
3. Ki onlar, onda ihtilafa düşmüşlerdir.
كَلَّا سَيَعْلَمُونَ ٤
4. Hayır! Onlar yakında öğrenecekler.
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ ٥
5. Sonra tekrar hayır! Yakında öğrenecekler.
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَٰدًا ٦
6. Yeri bir döşek kılmadık mı?
وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا ٧
7. Dağları da birer kazık kılmadık mı?
وَخَلَقْنَٰكُمْ أَزْوَٰجًا ٨
8. Sizleri (erkekli dişili) eşler halinde yarattık.
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا ٩
9. Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık.
وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا ١٠
10. Geceyi örtü bir kıldık.
وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا ١١
11. Gündüzü de geçim zamanı kıldık.
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا ١٢
12. Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik.
وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا ١٣
13. Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık.
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءً ثَجَّاجًا ١٤
14. Ve yağmur yüklü bulutlardan şarıl şarıl akan bir su indirdik.
لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا ١٥
15. Onunla taneler ve bitkiler çıkaralım diye.
وَجَنَّٰتٍ أَلْفَافًا ١٦
16. Ve birbirine girmiş sarmaş dolaş bahçeler yetiştirelim diye.
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَٰتًا ١٧
17. Şüphe yok ki hüküm verip, ayırt etme günü belirlenmiş bir vakittir.
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا ١٨
18. Sur’a üflendiği gün bölük bölük geleceksiniz.
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا ١٩
19. Ve gökyüzü açılarak orada pek çok kapılar oluşur.
وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا ٢٠
20. Dağlar yürütülüp bir seraba dönüşür.
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا ٢١
21. Şüphesiz Cehennem de bir gözetleme yeridir.
لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابًا ٢٢
22. Azgınların varacağı sığınaktır.
لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحْقَابًا ٢٣
23. Orada çağlar boyu kalacaklardır.
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا ٢٤
24. Orada ne bir serinlik, ne de bir içecek tadacaklar.
إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا ٢٥
25. Yalnızca kaynar su ve irinden içecekler.
جَزَآءً وِفَاقًا ٢٦
26. (Dünyada yaptıklarına karşılık) Uygun bir ceza olarak.
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا ٢٧
27. Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı.
وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابًا ٢٨
28. Ayetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı.
وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَٰهُ كِتَٰبًا ٢٩
29. Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) tamamiyle sayıp tespit ettik.
فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا ٣٠
30. Kâfirlere şöyle denilir: “Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.”
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا ٣١
31. Şüphesiz takva sahipleri için bir kurtuluş vardır.
حَدَآئِقَ وَأَعْنَٰبًا ٣٢
32. Bahçeler ve üzümler vardır.
وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا ٣٣
33. Göğüsleri olgun yaşıt kızlar vardır.
وَكَأْسًا دِهَاقًا ٣٤
34. Dolu dolu kadehler vardır.
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٰبًا ٣٥
35. Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.
جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا ٣٦
36. Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağıştır bu.
رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا ٣٧
37. Bunlar; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rahman olan Rabbindendir. Ona hitap etmeye güç yetiremezler.
يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ صَفًّا لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ وَقَالَ صَوَابًا ٣٨
38. Ruh'un ve meleklerin sıra sıra duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışındakiler konuşamazlar. Onlar da doğruyu söylerler.
ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا ٣٩
39. İşte bu o hak gündür. O halde dileyen Rabbine bir dönüş yolu edinsin.
إِنَّآ أَنذَرْنَٰكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٰبًۢا ٤٠
40. Biz, sizi çok yakın bir azapla uyardık. Herkes o gün, kendi elleriyle ne yaptığına bir bakar ve kâfir olanlar da: "Keşke toprak olsaydım!" der.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًا ١
1. Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara,
وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًا ٢
2. Andolsun kolaylıkla alanlara,
وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًا ٣
3. Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere,
فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًا ٤
4. Yarıştıkça yarışanlara,
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا ٥
5. Her bir işi yürütmekle görevli olanlara,
يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ ٦
6. O gün (birinci üflemeyle) sarsılacak olan sarsılır.
تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ ٧
7. Bir diğeri de onu izler.
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ ٨
8. O gün birtakım kalpler (tedirginlik içinde) şiddetle çarpacaktır.
أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ ٩
9. Gözleri zilletle bakacaktır.
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ ١٠
10. Şöyle derler: “Biz gerçekten gerisin geriye eski haimize mi döndürüleceğiz?”
أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا نَّخِرَةً ١١
11. “Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?”
قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ ١٢
12. “Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür.” dediler.
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ ١٣
13. Hâlbuki o, bir haykırıştan (Sûr’un üfürülmesinden) ibarettir.
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ ١٤
14. Birden onlar (dirilmiş halde) bir düzlük üzeredirler.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ١٥
15. Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?
إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى ١٦
16. Hani Rabbi ona, mukaddes Tuvâ Vadisi'nde seslenmişti.
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ١٧
17. "Firavun’a git! Çünkü o gerçekten azdı.''
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ١٨
18. Deki: “Sen temizlenmek istiyor musun?”
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ ١٩
19. "Seni, Rabbine ileteyim de O’na karşı derinden saygı duyup korkasın!”
فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ ٢٠
20. Derken Mûsâ, ona en büyük mucizeyi gösterdi.
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ ٢١
21. Fakat o, Mûsâ’yı yalanladı ve isyan etti.
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ ٢٢
22. Sonra sırt dönüp koşarak gitti.
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ ٢٣
23. Hemen (adamlarını) topladı ve onlara seslendi:
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ ٢٤
24. “Ben, sizin en yüce rabbinizim!” dedi.
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ ٢٥
25. Allah da onu dünya ve ahiret azabıyla yakaladı.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ ٢٦
26. Şüphesiz bunda, Allah’tan sakınıp korkan kimseler için bir ibret vardır.
ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ بَنَىٰهَا ٢٧
27. Sizi yaratmak mı daha güçtür yoksa göğü mü? Onu (Allah) bina etti.
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا ٢٨
28. Onun tavanını yükseltti ve düzenledi.
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا ٢٩
29. Gecesini karanlık yaptı, gündüzünü aydınlığa çıkardı.
وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ٣٠
30. Ve daha sonra da yeri döşeyip yaydı.
أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا ٣١
31. Oradan suyunu ve otlağını çıkardı.
وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا ٣٢
32. Dağları da sapasağlam yerleştirdi.
مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ ٣٣
33. Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ ٣٤
34. Her şeyi alt üst eden o büyük felaket (kıyamet) geldiği vakit.
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ ٣٥
35. O gün insan, yaptıklarını hatırlayacak.
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ٣٦
36. Cehennem, görenler için apaçık bir şekilde gösterilir.
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ ٣٧
37. Artık kim taşkınlık etmiş ise.
وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ٣٨
38. Dünya hayatını tercih ettiyse.
فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ٣٩
39. Cehennem onun varacağı barınaktır.
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ ٤٠
40. Kim de Rabbinin makamından korkar ve nefsini kötü arzularından alıkoyarsa,
فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ٤١
41. (O kimse için) Hiç şüphesiz Cennet yegâne barınaktır.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا ٤٢
42. Sana kıyametten soruyorlar: "Gelip çatması ne zaman?" diye.
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ ٤٣
43. Sen onu nereden bileceksin?
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ ٤٤
44. Rabbine aittir onunla ilgili son bilgi.
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا ٤٥
45. Sen ancak, ondan korkan kimseler için bir uyarıcısın.
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا ٤٦
46. Onlar onu gördükleri gün sanki (dünyada) bir akşam veya kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanırlar.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ ١
1. Yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.
أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ ٢
2. Kendisine o âmâ geldi diye.
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ ٣
3. Ne bilirsin belki o temizlenecekti.
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ ٤
4. Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt ona fayda verecekti.
أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ ٥
5. Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ ٦
6. Sen, ona yöneliyorsun.
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ ٧
7. (İstemiyorsa) arınmamasından sen sorumlu değilsin!
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ ٨
8. Fakat koşup sana gelen kimse;
وَهُوَ يَخْشَىٰ ٩
9. (Allah'tan) korkuğu halde;
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ ١٠
10. Sen onu bırakıp oyalanıyorsun.
كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ ١١
11. Hayır. Bu ancak bir öğüttür.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ١٢
12. Artık dileyen kimse ondan öğüt alır.
فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ ١٣
13. (O) şerefli sahifelerdedir.
مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ ١٤
14. Yüce ve tertemiz olan.
بِأَيْدِى سَفَرَةٍ ١٥
15. Kâtiplerin ellerinde.
كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ ١٦
16. Değerli ve itaatkâr olan (Meleklerin).
قُتِلَ ٱلْإِنسَٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ ١٧
17. Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o!
مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ ١٨
18. Allah, onu hangi şeyden yarattı?
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ ١٩
19. Bir nutfeden yarattı ve belli bir şekle soktu.
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ ٢٠
20. Sonra da ona yolu kolaylaştırdı.
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ ٢١
21. Sonra da onu öldürüp kabre koydu.
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ ٢٢
22. Sonra dilediği zaman onu yeniden diriltir.
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ ٢٣
23. Hayır. O (Rabbinin) kendisine emrettiğini yerine getirmedi.
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ ٢٤
24. İnsan yiyeceğine bir baksın.
أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا ٢٥
25. Şüphesiz biz suyu/yağmuru döktükçe döktük.
ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا ٢٦
26. Sonra toprağı iyiden iyiye yardık!
فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا ٢٧
27. Ve orada taneler bitirdik.
وَعِنَبًا وَقَضْبًا ٢٨
28. Üzümler ve yoncalar,
وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا ٢٩
29. Zeytinler ve hurmalar,
وَحَدَآئِقَ غُلْبًا ٣٠
30. Sık ağaçlı bahçeler,
وَفَٰكِهَةً وَأَبًّا ٣١
31. Meyveler ve otlaklar,
مَّتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ ٣٢
32. Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için,
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ ٣٣
33. Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ ٣٤
34. O gün kişi kardeşinden kaçar.
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ ٣٥
35. Anasından ve babasından,
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ ٣٦
36. Eşinden ve evladından,
لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ ٣٧
37. O gün herkes için kendine yetecek bir işi vardır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ ٣٨
38. O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar.
ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ ٣٩
39. Güleç ve neşelidir.
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ ٤٠
40. Öyle yüzler de var ki o gün üzerini toz kaplamıştır.
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ ٤١
41. Onları bir siyahlık bürür.
أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ ٤٢
42. İşte onlar kâfirler, facirlerdir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا ٱلشَّمْسُ كُوِّرَتْ ١
1. Güneş dürüldüğü zaman.
وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتْ ٢
2. Yıldızlar, saçılıp dağıldığı zaman.
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ سُيِّرَتْ ٣
3. Dağlar yürütüldüğü zaman.
وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ ٤
4. Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman.
وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ ٥
5. Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman.
وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ ٦
6. Denizler tutuşturulduğu zaman.
وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ ٧
7. Nefisler/kişiler (benzerleriyle) birleştirildiği zaman.
وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ ٨
8. Diri diri (toprağa) gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman.
بِأَىِّ ذَنۢبٍ قُتِلَتْ ٩
9. "Hangi günâhtan dolayı öldürüldü?" (diye).
وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتْ ١٠
10. Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman.
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتْ ١١
11. Gök, sıyrılıp ayrıldığı zaman.
وَإِذَا ٱلْجَحِيمُ سُعِّرَتْ ١٢
12. Cehennem alevlendirildiği zaman.
وَإِذَا ٱلْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ ١٣
13. Ve Cennet yaklaştırıldığı zaman.
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ ١٤
14. Her nefis önceden ne hazırladığını bilecektir.
فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلْخُنَّسِ ١٥
15. Hayır! Yemin ederim gizlenen (yıldızlara).
ٱلْجَوَارِ ٱلْكُنَّسِ ١٦
16. O akıp akıp yörüngesinde giden ve gizlenenlere.
وَٱلَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ ١٧
17. Karardığında geceye.
وَٱلصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ ١٨
18. Aydınlanmaya başladığında sabaha.
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ ١٩
19. Şüphesiz o, çok değerli bir elçinin sözüdür.
ذِى قُوَّةٍ عِندَ ذِى ٱلْعَرْشِ مَكِينٍ ٢٠
20. Kuvvet sahibi; Arşın sahibinin katında itibarlı (bir elçinin).
مُّطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ ٢١
21. Kendine itaat edilen, üstelik güvenilir.
وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ ٢٢
22. Arkadaşınız bir mecnun değildir.
وَلَقَدْ رَءَاهُ بِٱلْأُفُقِ ٱلْمُبِينِ ٢٣
23. Onu (Cebrail'i) ufukta apaçık görmüştür.
وَمَا هُوَ عَلَى ٱلْغَيْبِ بِضَنِينٍ ٢٤
24. O, gayp hakkında cimri değildir.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ ٢٥
25. O, kovulmuş Şeytan'ın sözü de değildir.
فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ ٢٦
26. Öyleyse nereye gidiyorsunuz?
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ ٢٧
27. O, yalnızca bütün âlemler için bir öğüttür.
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ ٢٨
28. Sizden dosdoğru olmak isteyenler için.
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٢٩
29. Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz de dileyemezsiniz.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنفَطَرَتْ ١
1. Gök yarıldığında.
وَإِذَا ٱلْكَوَاكِبُ ٱنتَثَرَتْ ٢
2. Yıldızlar döküldüğünde.
وَإِذَا ٱلْبِحَارُ فُجِّرَتْ ٣
3. Denizler birbirine karıştırıldığı zaman.
وَإِذَا ٱلْقُبُورُ بُعْثِرَتْ ٤
4. Kabirler alt üst edildiği zaman.
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ ٥
5. (Artık her) Nefis, önceden takdim ettiklerini ve ertelediklerini bilip öğrenmiş olur.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلْإِنسَٰنُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ ٱلْكَرِيمِ ٦
6. Ey insan! O kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir?
ٱلَّذِى خَلَقَكَ فَسَوَّىٰكَ فَعَدَلَكَ ٧
7. O seni yarattı, sana düzenli şekil verdi ve dengeli kıldı.
فِىٓ أَىِّ صُورَةٍ مَّا شَآءَ رَكَّبَكَ ٨
8. Seni dilediği surette terkib etti (şekillendirdi).
كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِٱلدِّينِ ٩
9. Hayır, hayır! Siz hesap ve cezayı yalanlıyorsunuz.
وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَٰفِظِينَ ١٠
10. Ve şüphe yok ki, sizin üzerinizde koruyucular/gözetleyiciler vardır.
كِرَامًا كَٰتِبِينَ ١١
11. Şerefli yazıcılar/Kiramen, Katibin vardır.
يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ ١٢
12. Onlar ne yaptığınızı biliyorlar.
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ ١٣
13. İyiler, elbette nimetler içinde olacaktır.
وَإِنَّ ٱلْفُجَّارَ لَفِى جَحِيمٍ ١٤
14. Kötüler/günahkârlar ise kesinlikle Cehennem'dedir.
يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ ٱلدِّينِ ١٥
15. Hesap günü oraya atılacaklardır.
وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَآئِبِينَ ١٦
16. Onlar oradan (bir yere) kaybolacak değildirler.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلدِّينِ ١٧
17. Hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?
ثُمَّ مَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلدِّينِ ١٨
18. Ve yine hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?
يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِّنَفْسٍ شَيْـًٔا وَٱلْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ ١٩
19. O gün, hiç kimsenin başkası için hiçbir şeye malik olmadığı gündür. O gün buyruk, yalnız Allah’ındır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ ١
1. Ölçüde hile yapanların vay haline!
ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكْتَالُوا۟ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ ٢
2. Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman tam ölçerler.
وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ ٣
3. Ama kendileri onlara bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksiltirler.
أَلَا يَظُنُّ أُو۟لَٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ ٤
4. Onlar düşünmezler mi ki, büyük bir günde (hesap vermek için) diriltilecekler?
لِيَوْمٍ عَظِيمٍ ٥
5. Çok büyük bir gün için.
يَوْمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٦
6. İnsanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzuruna kalkıp, duracaklardır.
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلْفُجَّارِ لَفِى سِجِّينٍ ٧
7. Hayır! Günahkârların kitabı muhakkak “Siccîn”dedir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سِجِّينٌ ٨
8. “Siccîn”in ne olduğunu sen ne bileceksin?
كِتَٰبٌ مَّرْقُومٌ ٩
9. (O günahkârların yazısı) Amellerinin sayılıp yazıldığı bir kitaptır.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ١٠
10. O gün yalanlayanların vay haline!
ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ١١
11. Ki onlar, ceza gününü yalan sayarlar.
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ ١٢
12. Onu; ancak her azgın, günahkâr kimse yalanlar.
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ ١٣
13. Ona ayetlerimiz okunsa; "Eskilerin masalları." der.
كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ ١٤
14. Hayır, aksine onların kazandıkları kalplerini örtmüştür.
كَلَّآ إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ ١٥
15. Hayır! Şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır.
ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا۟ ٱلْجَحِيمِ ١٦
16. Sonra da Cehennem'e atılacaklardır.
ثُمَّ يُقَالُ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ١٧
17. Sonra da onlara; “Yalanlamış olduğunuz işte budur!” denilecek.
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلْأَبْرَارِ لَفِى عِلِّيِّينَ ١٨
18. Hayır, şüphe yok ki iyilerin kitabı “illiyyin”dedir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ ١٩
19. İlliyyun'un ne olduğunu sen ne bileceksin?
كِتَٰبٌ مَّرْقُومٌ ٢٠
20. O yazılmış bir kitaptır.
يَشْهَدُهُ ٱلْمُقَرَّبُونَ ٢١
21. Ona, Allah’a yakın olanlar şâhit olur.
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ ٢٢
22. Şüphesiz iyi kimseler Naîm Cenneti'ndedirler.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ ٢٣
23. Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.
تَعْرِفُ فِى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ ٱلنَّعِيمِ ٢٤
24. Onların yüzlerinde nimetlerin sevincini görürsün.
يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ ٢٥
25. Onlara mühürlü halis bir şaraptan içirilir.
خِتَٰمُهُۥ مِسْكٌ وَفِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ ٱلْمُتَنَٰفِسُونَ ٢٦
26. Onun (içiminin) sonu bir misktir. İşte yarışanlar bunun için yarışsınlar.
وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسْنِيمٍ ٢٧
27. Onun karışımı Tesnim’dendir.
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا ٱلْمُقَرَّبُونَ ٢٨
28. Bir pınar ki, Allah’a yakın olanlar ondan içerler.
إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ كَانُوا۟ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَضْحَكُونَ ٢٩
29. Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı.
وَإِذَا مَرُّوا۟ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ ٣٠
30. Yanlarından geçtiklerinde birbirlerine kaş göz işaretleri yaparlardı.
وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمُ ٱنقَلَبُوا۟ فَكِهِينَ ٣١
31. Ailelerine döndükleri zaman zevk duyarak dönerlerdi.
وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ ٣٢
32. Onları gördüklerinde: "Bunlar hiç şüphesiz sapıklardır" derlerdi.
وَمَآ أُرْسِلُوا۟ عَلَيْهِمْ حَٰفِظِينَ ٣٣
33. Hâlbuki onlar, Müminlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
فَٱلْيَوْمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنَ ٱلْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ ٣٤
34. İşte bugün Müminler kâfirlere gülerler.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ ٣٥
35. Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.
هَلْ ثُوِّبَ ٱلْكُفَّارُ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ ٣٦
36. Kâfirler yapmakta olduklarının karşılığını gördüler mi?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنشَقَّتْ ١
1. Gök yarıldığı zaman.
وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ ٢
2. Ve Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman.
وَإِذَا ٱلْأَرْضُ مُدَّتْ ٣
3. Yer uzatılıp düzlendiği zaman.
وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ ٤
4. İçinde ne varsa dışarıya bırakıp bütünüyle boşaldığı zaman.
وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ ٥
5. Ve Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلْإِنسَٰنُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَىٰ رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَٰقِيهِ ٦
6. Ey insan gerçekten sen Rabbine doğru durmadan çalışıp çabalayacaksın, sonunda ona kavuşacaksın.
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ ٧
7. Kitabı sağ eline verilecek kimseye gelince.
فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا ٨
8. O kolay bir hesap ile hesaba çekilecek.
وَيَنقَلِبُ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًا ٩
9. Ve o ailesine sevinçli dönecektir.
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ وَرَآءَ ظَهْرِهِۦ ١٠
10. Kitabı arkasından verilecek kimseye gelince.
فَسَوْفَ يَدْعُوا۟ ثُبُورًا ١١
11. Artık o da yok olmayı dileyecektir.
وَيَصْلَىٰ سَعِيرًا ١٢
12. Ve alevli ateşi boylayacaktır.
إِنَّهُۥ كَانَ فِىٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًا ١٣
13. Çünkü o, (dünyada iken) ailesi içinde sevinçli idi.
إِنَّهُۥ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ ١٤
14. Çünkü o, hiçbir zaman (Rabbine) dönmeyeceğini sanırdı.
بَلَىٰٓ إِنَّ رَبَّهُۥ كَانَ بِهِۦ بَصِيرًا ١٥
15. Hayır. Muhakkak ki, Rabbi onu görüyordu.
فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلشَّفَقِ ١٦
16. Yemin olsun şafak vaktine.
وَٱلَّيْلِ وَمَا وَسَقَ ١٧
17. Geceye ve içinde topladıklarına.
وَٱلْقَمَرِ إِذَا ٱتَّسَقَ ١٨
18. Dolunay haline geldiği zaman aya.
لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍ ١٩
19. Muhakkak ki siz bir halden başka bir hale geçeceksiniz.
فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٢٠
20. O halde onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?
وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ ٱلْقُرْءَانُ لَا يَسْجُدُونَ ٢١
21. Onlara Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar.
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُكَذِّبُونَ ٢٢
22. Aksine, kâfirler(Kur’an’ı) yalanlıyorlar.
وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ ٢٣
23. Hâlbuki Allah, içlerinde ne sakladıklarını çok iyi bilir.
فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ٢٤
24. Öyleyse sen onlara elem dolu bir azabı müjdele!
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۭ ٢٥
25. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler başka. Onlar için bitmez tükenmez bir mükâfat vardır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْبُرُوجِ ١
1. Burûc sahibi/yıldızların (yörüngelerine) sahip göğe yemin olsun.
وَٱلْيَوْمِ ٱلْمَوْعُودِ ٢
2. Vadedilmiş güne (kıyamete) yemin olsun.
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ ٣
3. Şahit olana ve şahit olunana.
قُتِلَ أَصْحَٰبُ ٱلْأُخْدُودِ ٤
4. Kahrolsun o hendek sahipleri!
ٱلنَّارِ ذَاتِ ٱلْوَقُودِ ٥
5. Tutuşturulmuş ateşin.
إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ ٦
6. O vakit onlar, onun (ateşin) etrafında oturmuşlardı.
وَهُمْ عَلَىٰ مَا يَفْعَلُونَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ ٧
7. Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
وَمَا نَقَمُوا۟ مِنْهُمْ إِلَّآ أَن يُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ ٨
8. Onlardan; sırf göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, Aziz ve Hamîd olan Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar.
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ ٩
9. Allah ki; göklerin ve yerin mülkü ona aittir ve Allah her şeyin üzerine şahittir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ فَتَنُوا۟ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا۟ فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ ٱلْحَرِيقِ ١٠
10. Şüphesiz Mümin erkeklerle Mümin kadınlara işkence edip, sonra da tevbe etmeyenlere Cehennem azabı ve yakıcı azap vardır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمْ جَنَّٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْكَبِيرُ ١١
11. İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan Cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.
إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ ١٢
12. Şüphesiz, Rabbinin tutup, yakalaması çok çetindir.
إِنَّهُۥ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ ١٣
13. İlkin var eden, sonra yeniden dirilten O'dur.
وَهُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلْوَدُودُ ١٤
14. O; çok bağışlayandır, çok seven ve sevilendir.
ذُو ٱلْعَرْشِ ٱلْمَجِيدُ ١٥
15. Yüce Arş'ın sahibidir.
فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ ١٦
16. Dilediğini muhakkak yapandır.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْجُنُودِ ١٧
17. Sana o orduların haberi geldi mi?
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ ١٨
18. Firavun ve Semûd’un askerlerinin haberi.
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى تَكْذِيبٍ ١٩
19. Hayır, bu kâfir olanlar hâlâ yalanlamaktadırlar.
وَٱللَّهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطٌۢ ٢٠
20. Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
بَلْ هُوَ قُرْءَانٌ مَّجِيدٌ ٢١
21. Hayır! O (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur’an’dır.
فِى لَوْحٍ مَّحْفُوظٍۭ ٢٢
22. O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da) dır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلسَّمَآءِ وَٱلطَّارِقِ ١
1. Göğe ve târıka andolsun.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلطَّارِقُ ٢
2. Târıkın ne olduğunu sen ne bileceksin?
ٱلنَّجْمُ ٱلثَّاقِبُ ٣
3. O, (karanlığı) delip, geçen yıldızdır.
إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ ٤
4. Üzerinde gözetleyici/koruyucu bulunmayan hiç bir nefis (kimse) yoktur.
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَٰنُ مِمَّ خُلِقَ ٥
5. Öyleyse, insan neyden yaratıldığına bir baksın.
خُلِقَ مِن مَّآءٍ دَافِقٍ ٦
6. Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı.
يَخْرُجُ مِنۢ بَيْنِ ٱلصُّلْبِ وَٱلتَّرَآئِبِ ٧
7. Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.
إِنَّهُۥ عَلَىٰ رَجْعِهِۦ لَقَادِرٌ ٨
8. Şüphesiz Allah’ın onu, öldükten sonra tekrar diriltmeye de gücü yeter.
يَوْمَ تُبْلَى ٱلسَّرَآئِرُ ٩
9. Sırların açığa çıktığı gün.
فَمَا لَهُۥ مِن قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ ١٠
10. (O gün) artık insan için ne bir kuvvet vardır, ne de bir yardımcı.
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلرَّجْعِ ١١
11. Yağmurlu göğe andolsun.
وَٱلْأَرْضِ ذَاتِ ٱلصَّدْعِ ١٢
12. Yarık yarık çatlamış yere andolsun.
إِنَّهُۥ لَقَوْلٌ فَصْلٌ ١٣
13. Şüphesiz o Kur’an, hak ile batılı ayırt eden bir sözdür.
وَمَا هُوَ بِٱلْهَزْلِ ١٤
14. O, boş bir söz değildir.
إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا ١٥
15. Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar.
وَأَكِيدُ كَيْدًا ١٦
16. Ben de bir tuzak kurarım.
فَمَهِّلِ ٱلْكَٰفِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًۢا ١٧
17. Öyleyse kâfirlere mühlet ver, onlara biraz zaman tanı!
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: