طسٓمٓ ١
tta-seen-meem
1. Tâ, Sîn, Mîm.1
Notlar
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
سورة الشعراء
Şuarâ Suresi (“Şairler”) okunuşu: 227 ayetin her biri Arapça, ardından Latin harfleriyle (her Arapça kelimeye bir Latin kelime) ve Türkçe meali. Tilaveti başlatın: her kelime okunduğu anda vurgulanır.
Üzerinde çizgi olan harfler (ā, ī, ū) uzundur, ʿ ayn harfini, ḥ, ṣ, ḍ, ṭ, ẓ kalın harfleri gösterir. Anlamını görmek için bir Arapça kelimenin üzerine gelin veya dokunun.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bis'mi l-lahi l-raḥmāni l-raḥīmi
طسٓمٓ ١
tta-seen-meem
1. Tâ, Sîn, Mîm.1
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ ٢
til'ka āyātu l-kitābi l-mubīni
2. Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
لَعَلَّكَ بَٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ ٣
laʿallaka bākhiʿun nafsaka allā yakūnū mu'minīna
3. (Ey Muhammed!) İman etmiyorlar diye adeta kendini helâk edeceksin!
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ ٤
in nasha nunazzil ʿalayhim mina l-samāi āyatan faẓallat aʿnāquhum lahā khāḍiʿīna
4. Dilersek, üzerlerine gökten bir ayet/mucize indiririz de boyunları öne eğilip kalır.
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ ٥
wamā yatīhim min dhik'rin mina l-raḥmāni muḥ'dathin illā kānū ʿanhu muʿ'riḍīna
5. Rahman’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ ٦
faqad kadhabū fasayatīhim anbāu mā kānū bihi yastahziūna
6. Onlar (Allah’ın ayetlerini) yalanladılar. Fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ ٧
awalam yaraw ilā l-arḍi kam anbatnā fīhā min kulli zawjin karīmin
7. Yeryüzüne bakmazlar mı ki biz orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ٨
inna fī dhālika laāyatan wamā kāna aktharuhum mu'minīna
8. Şüphesiz bunlarda (Allah’ın varlığına) bir delil vardır, ancak onların çoğu iman etmezler.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٩
wa-inna rabbaka lahuwa l-ʿazīzu l-raḥīmu
9. Muhakkak Rabbin Azîz, Rahîm'dir.
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ١٠
wa-idh nādā rabbuka mūsā ani i'ti l-qawma l-ẓālimīna
10. Hani Rabbin, Mûsâ'ya ’ya: "Zalim kavme git!" diye seslenmişti.
قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ ١١
qawma fir'ʿawna alā yattaqūna
11. Firavun’un kavmine. Onlar hâlâ sakınmayacaklar mı?
قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ ١٢
qāla rabbi innī akhāfu an yukadhibūni
12. Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.”
وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ ١٣
wayaḍīqu ṣadrī walā yanṭaliqu lisānī fa-arsil ilā hārūna
13. “Ve göğsüm daralır, dilim çözülmez; bunun için Hârûn da (vahiy) gönder.
وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ ١٤
walahum ʿalayya dhanbun fa-akhāfu an yaqtulūni
14. “Bir de onların benim aleyhimde bir suç (davaları) var. Dolayısıyla beni öldürmelerinden korkuyorum.”
قَالَ كَلَّا فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ ١٥
qāla kallā fa-idh'habā biāyātinā innā maʿakum mus'tamiʿūna
15. Allah dedi ki: “Hayır, korkma! İkiniz ayetlerimizle gidin. Muhakkak biz sizinle birlikteyiz, işitenleriz.”
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٦
fatiyā fir'ʿawna faqūlā innā rasūlu rabbi l-ʿālamīna
16. İkiniz Firavun’a gidin ve deyin ki: "Gerçekten biz âlemlerin Rabbinin rasulleriyiz."
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ١٧
an arsil maʿanā banī is'rāīla
17. İsrailoğulları'nı bizimle beraber gönder.
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ ١٨
qāla alam nurabbika fīnā walīdan walabith'ta fīnā min ʿumurika sinīna
18. Firavun, şöyle dedi: “Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütüp, yetiştirmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.”
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ ١٩
wafaʿalta faʿlataka allatī faʿalta wa-anta mina l-kāfirīna
19. “(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin.”
قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ ٢٠
qāla faʿaltuhā idhan wa-anā mina l-ḍālīna
20. Mûsâ, şöyle dedi: “Ben onu yaptığım zaman ne yaptığını bilmezlerdendim.”
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ ٢١
fafarartu minkum lammā khif'tukum fawahaba lī rabbī ḥuk'man wajaʿalanī mina l-mur'salīna
21. “Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı.”
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٢٢
watil'ka niʿ'matun tamunnuhā ʿalayya an ʿabbadtta banī is'rāīla
22. "Benim başıma o nimeti kakmaktasın. (Halbuki) Sen İsariloğullarını kendine köle edindin."
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٢٣
qāla fir'ʿawnu wamā rabbu l-ʿālamīna
23. Firavun: “Âlemlerin Rabbi de nedir?” dedi.
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ ٢٤
qāla rabbu l-samāwāti wal-arḍi wamā baynahumā in kuntum mūqinīna
24. Dedi ki: “Eğer yakin sahibi iseniz, (biliniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.”
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ ٢٥
qāla liman ḥawlahu alā tastamiʿūna
25. (Firavun) Etrafında bulunanlara: “İşitmiyor musunuz” dedi.
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ٢٦
qāla rabbukum warabbu ābāikumu l-awalīna
26. Mûsâ: “O; sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.” dedi.
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ ٢٧
qāla inna rasūlakumu alladhī ur'sila ilaykum lamajnūnun
27. (Firavun): “Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir” dedi.
قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ ٢٨
qāla rabbu l-mashriqi wal-maghribi wamā baynahumā in kuntum taʿqilūna
28. (Mûsâ): “Doğunun, batının ve onların etrafında olanların Rabbidir. Eğer akıl ederseniz” dedi.
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ ٢٩
qāla la-ini ittakhadhta ilāhan ghayrī la-ajʿalannaka mina l-masjūnīna
29. “Eğer benden başka ilâh edinirsen elbette seni zindana atılanlar arasına katarım” dedi.
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ ٣٠
qāla awalaw ji'tuka bishayin mubīnin
30. Mûsâ: “Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?” dedi.
قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ٣١
qāla fati bihi in kunta mina l-ṣādiqīna
31. Firavun: “Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu!” dedi.
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ ٣٢
fa-alqā ʿaṣāhu fa-idhā hiya thuʿ'bānun mubīnun
32. (Mûsâ) bunun üzerine asasını bıraktı. O da hemen apaçık bir yılan oluverdi.
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ ٣٣
wanazaʿa yadahu fa-idhā hiya bayḍāu lilnnāẓirīna
33. Elini koynundan çıkardı. Bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌ ٣٤
qāla lil'mala-i ḥawlahu inna hādhā lasāḥirun ʿalīmun
34. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: “Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır.” dedi.
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ ٣٥
yurīdu an yukh'rijakum min arḍikum bisiḥ'rihi famādhā tamurūna
35. “Sizi sihri ile yerinizden çıkarmak istiyor; ya siz ne buyurursunuz?”
قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ ٣٦
qālū arjih wa-akhāhu wa-ib'ʿath fī l-madāini ḥāshirīna
36. Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder.''
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ ٣٧
yatūka bikulli saḥḥārin ʿalīmin
37. “Sana bütün usta sihirbazları getirsinler.”
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ ٣٨
fajumiʿa l-saḥaratu limīqāti yawmin maʿlūmin
38. Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ ٣٩
waqīla lilnnāsi hal antum muj'tamiʿūna
39. İnsanlara da; “Siz de toplanır mısınız?” denildi.
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ ٤٠
laʿallanā nattabiʿu l-saḥarata in kānū humu l-ghālibīna
40. “Umarız ki sihirbazlar galip gelirlerse biz de onlara uyarız.”
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ ٤١
falammā jāa l-saḥaratu qālū lifir'ʿawna a-inna lanā la-ajran in kunnā naḥnu l-ghālibīna
41. Sihirbazlar gelince, Firavun’a: “Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükâfat var mı?” dediler.
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ ٤٢
qāla naʿam wa-innakum idhan lamina l-muqarabīna
42. Firavun: “Evet! Hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız.” dedi.
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ ٤٣
qāla lahum mūsā alqū mā antum mul'qūna
43. Mûsâ onlara: “Hadi ortaya atacağınız şeyi atın!” dedi.
فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ ٤٤
fa-alqaw ḥibālahum waʿiṣiyyahum waqālū biʿizzati fir'ʿawna innā lanaḥnu l-ghālibūna
44. Bunun üzerine onlar iplerini ve asalarını attılar ve; “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz.” dediler.
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ ٤٥
fa-alqā mūsā ʿaṣāhu fa-idhā hiya talqafu mā yafikūna
45. Mûsâ asasını bırakır bırakmaz onların hile ile yaptıklarını yutuverdi.
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ ٤٦
fa-ul'qiya l-saḥaratu sājidīna
46. Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٤٧
qālū āmannā birabbi l-ʿālamīna
47. "Âlemlerin Rabbine iman ettik." dediler.
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ٤٨
rabbi mūsā wahārūna
48. Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbine iman ettik dediler.
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ ٤٩
qāla āmantum lahu qabla an ādhana lakum innahu lakabīrukumu alladhī ʿallamakumu l-siḥ'ra falasawfa taʿlamūna la-uqaṭṭiʿanna aydiyakum wa-arjulakum min khilāfin wala-uṣallibannakum ajmaʿīna
49. Dedi ki: “Ben size izin vermeden önce mi ona iman ettiniz? Demek ki o, size sihri öğreten büyüğünüzmüş. Yakında bileceksiniz. Mutlaka el ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi toptan asacağım.”
قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ ٥٠
qālū lā ḍayra innā ilā rabbinā munqalibūna
50. "Hiç zararı yok. Biz muhakkak Rabbimize döneceğiz."
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٥١
innā naṭmaʿu an yaghfira lanā rabbunā khaṭāyānā an kunnā awwala l-mu'minīna
51. “Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını ummaktayız.”
وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ ٥٢
wa-awḥaynā ilā mūsā an asri biʿibādī innakum muttabaʿūna
52. Biz Mûsâ’ya; “Kullarımı geceleyin yola çıkar. Muhakkak ki takip edileceksiniz.” diye vahyettik.
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ ٥٣
fa-arsala fir'ʿawnu fī l-madāini ḥāshirīna
53. Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ ٥٤
inna hāulāi lashir'dhimatun qalīlūna
54. “Şüphesiz bunlar azınlık olan bir topluluktur (dediler).”
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ ٥٥
wa-innahum lanā laghāiẓūna
55. "Ve onlar bizi kızdırmaktadırlar."
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ ٥٦
wa-innā lajamīʿun ḥādhirūna
56. Biz ise şüphesiz uyanık, ihtiyatlı bir topluluğuz."
فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ ٥٧
fa-akhrajnāhum min jannātin waʿuyūnin
57. (Allah Teâlâ buyurdu ki): Böylece onları bahçelerden ve pınarlardan çıkardık.
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ ٥٨
wakunūzin wamaqāmin karīmin
58. Hazinelerden ve değerli yerlerden.
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٥٩
kadhālika wa-awrathnāhā banī is'rāīla
59. İşte böyle yaptık ve onlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık.
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ ٦٠
fa-atbaʿūhum mush'riqīna
60. Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ ٦١
falammā tarāā l-jamʿāni qāla aṣḥābu mūsā innā lamud'rakūna
61. İki topluluk birbirini görünce, Mûsâ’nın adamları: "İşte yakalandık." dediler.
قَالَ كَلَّآ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ ٦٢
qāla kallā inna maʿiya rabbī sayahdīni
62. Mûsâ: “Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.” dedi.
فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ ٦٣
fa-awḥaynā ilā mūsā ani iḍ'rib biʿaṣāka l-baḥra fa-infalaqa fakāna kullu fir'qin kal-ṭawdi l-ʿaẓīmi
63. İşte o sırada, Mûsâ’ya: "Asanı denize vur!" diye vahyettik. O, hemen yarıldı ve (on iki yol açıldı) her parçası koca bir dağ gibi oluverdi.
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ ٦٤
wa-azlafnā thamma l-ākharīna
64. Ötekileri de oraya yaklaştırdık.
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ ٦٥
wa-anjaynā mūsā waman maʿahu ajmaʿīna
65. Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ ٦٦
thumma aghraqnā l-ākharīna
66. Sonra ötekileri suda boğduk.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ٦٧
inna fī dhālika laāyatan wamā kāna aktharuhum mu'minīna
67. Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٦٨
wa-inna rabbaka lahuwa l-ʿazīzu l-raḥīmu
68. Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ ٦٩
wa-ut'lu ʿalayhim naba-a ib'rāhīma
69. Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku.
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ ٧٠
idh qāla li-abīhi waqawmihi mā taʿbudūna
70. Hani o, babasına ve kavmine; “Neye ibadet ediyorsunuz?” demişti.
قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ ٧١
qālū naʿbudu aṣnāman fanaẓallu lahā ʿākifīna
71. “Putlara ibadet ediyoruz ve onlara ibadet etmeye devam edeceğiz.” demişlerdi.
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ ٧٢
qāla hal yasmaʿūnakum idh tadʿūna
72. İbrahim, dedi ki: “Onlara dua ettiğinizde sizi işitiyorlar mı?”
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ ٧٣
aw yanfaʿūnakum aw yaḍurrūna
73. “Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?”
قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ ٧٤
qālū bal wajadnā ābāanā kadhālika yafʿalūna
74. “Hayır! Ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk.” dediler.
قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ ٧٥
qāla afara-aytum mā kuntum taʿbudūna
75. İbrahim, şöyle dedi: “Gördünüz mü şu sizin (ve önceki atalarınızın) neye ibadet ettiklerini?”
أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ ٧٦
antum waābāukumu l-aqdamūna
76. Siz ve çok daha önce gelip geçen atalarınız.
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٧٧
fa-innahum ʿaduwwun lī illā rabba l-ʿālamīna
77. "İşte onlar benim düşmanlarımdır. Yalnız alemlerin Rabbi hariç."
ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ ٧٨
alladhī khalaqanī fahuwa yahdīni
78. “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.”
وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ ٧٩
wa-alladhī huwa yuṭ'ʿimunī wayasqīni
79. "Beni yediren ve içiren O'dur.”
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ ٨٠
wa-idhā mariḍ'tu fahuwa yashfīni
80. "Hastalandığımda da O bana şifa verir."
وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ ٨١
wa-alladhī yumītunī thumma yuḥ'yīni
81. “O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”
وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ ٨٢
wa-alladhī aṭmaʿu an yaghfira lī khaṭīatī yawma l-dīni
82. “O, hesap gününde hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.”
رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ ٨٣
rabbi hab lī ḥuk'man wa-alḥiq'nī bil-ṣāliḥīna
83. “Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.”
وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ٨٤
wa-ij'ʿal lī lisāna ṣid'qin fī l-ākhirīna
84. “Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.”
وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ ٨٥
wa-ij'ʿalnī min warathati jannati l-naʿīmi
85. “Beni Naîm Cenneti'nin varislerinden eyle.”
وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ ٨٦
wa-igh'fir li-abī innahu kāna mina l-ḍālīna
86. "Babamı da bağışla. Şüphesiz o sapıklardandır."
وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ ٨٧
walā tukh'zinī yawma yub'ʿathūna
87. “(Kulların yeniden) diriltilecekleri gün beni utandırma!”
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ ٨٨
yawma lā yanfaʿu mālun walā banūna
88. “O gün ki ne mal fayda verir, ne oğullar!”
إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ ٨٩
illā man atā l-laha biqalbin salīmin
89. “Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.”
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ ٩٠
wa-uz'lifati l-janatu lil'muttaqīna
90. O gün cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ ٩١
waburrizati l-jaḥīmu lil'ghāwīna
91. Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılıverir.
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ ٩٢
waqīla lahum ayna mā kuntum taʿbudūna
92. Ve onlara; "İbadet etmekte olduklarınız nerede?" denilir.
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ ٩٣
min dūni l-lahi hal yanṣurūnakum aw yantaṣirūna
93. Allah'ın dışında (edindiğiniz ilahların), size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ ٩٤
fakub'kibū fīhā hum wal-ghāwūna
94. Onlar ve azgınlar hep birlikte oraya atılırlar.
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ ٩٥
wajunūdu ib'līsa ajmaʿūna
95. Ve İblis'in bütün orduları da.
قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ ٩٦
qālū wahum fīhā yakhtaṣimūna
96. Orada birbirleriyle çekişerek, şöyle derler:
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ ٩٧
tal-lahi in kunnā lafī ḍalālin mubīnin
97. “Allah’a andolsun, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٩٨
idh nusawwīkum birabbi l-ʿālamīna
98. “Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.”
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ ٩٩
wamā aḍallanā illā l-muj'rimūna
99. Bizi o suçlulardan başkası saptırmadı.
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ ١٠٠
famā lanā min shāfiʿīna
100. “Artık bize şefaat edecek bir kimse de yoktur.”
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ ١٠١
walā ṣadīqin ḥamīmin
101. "Samimi bir dost da yok."
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١٠٢
falaw anna lanā karratan fanakūna mina l-mu'minīna
102. "Ah! Keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da Müminlerden olsak!"
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٠٣
inna fī dhālika laāyatan wamā kāna aktharuhum mu'minīna
103. Şüphesiz bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٠٤
wa-inna rabbaka lahuwa l-ʿazīzu l-raḥīmu
104. Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٠٥
kadhabat qawmu nūḥin l-mur'salīna
105. Nûh kavmi rasûlleri yalanladılar.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٠٦
idh qāla lahum akhūhum nūḥun alā tattaqūna
106. Hani kardeşleri Nûh onlara demişti ki: "Siz sakınmıyor musunuz?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٠٧
innī lakum rasūlun amīnun
107. “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm.''
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٠٨
fa-ittaqū l-laha wa-aṭīʿūni
108. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٠٩
wamā asalukum ʿalayhi min ajrin in ajriya illā ʿalā rabbi l-ʿālamīna
109. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١١٠
fa-ittaqū l-laha wa-aṭīʿūni
110. “O halde, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ ١١١
qālū anu'minu laka wa-ittabaʿaka l-ardhalūna
111. Dediler ki: “Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken(biz) sana iman eder miyiz?”
قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ١١٢
qāla wamā ʿil'mī bimā kānū yaʿmalūna
112. Nûh, şöyle dedi: “Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?”
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى لَوْ تَشْعُرُونَ ١١٣
in ḥisābuhum illā ʿalā rabbī law tashʿurūna
113. “Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!”
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١١٤
wamā anā biṭāridi l-mu'minīna
114. "Ben, Müminleri kovacak değilim."
إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ ١١٥
in anā illā nadhīrun mubīnun
115. "Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım."
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ ١١٦
qālū la-in lam tantahi yānūḥu latakūnanna mina l-marjūmīna
116. Dediler ki: “Ey Nûh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!”
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ ١١٧
qāla rabbi inna qawmī kadhabūni
117. Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı.”
فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١١٨
fa-if'taḥ baynī wabaynahum fatḥan wanajjinī waman maʿiya mina l-mu'minīna
118. Artık benimle onların aralarında hüküm ver ve beni ve benimle beraber olan Müminleri kurtar."
فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ ١١٩
fa-anjaynāhu waman maʿahu fī l-ful'ki l-mashḥūni
119. Biz de onu ve onunla birlikte olanları dopdolu o gemi içerisinde kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ ١٢٠
thumma aghraqnā baʿdu l-bāqīna
120. Sonra geride kalanları suda boğduk.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٢١
inna fī dhālika laāyatan wamā kāna aktharuhum mu'minīna
121. Muhakkak bunda bir ayet vardır. Onların çoğu iman etmediler.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٢٢
wa-inna rabbaka lahuwa l-ʿazīzu l-raḥīmu
122. Muhakkak Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٢٣
kadhabat ʿādun l-mur'salīna
123. Âd kavmi de peygamberleri yalanlamıştı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤
idh qāla lahum akhūhum hūdun alā tattaqūna
124. Hani onlara kardeşleri Hûd, “Sakınmaz mısınız?” demişti.
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٢٥
innī lakum rasūlun amīnun
125. “Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm.”
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٢٦
fa-ittaqū l-laha wa-aṭīʿūni
126. "Öyle ise Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٢٧
wamā asalukum ʿalayhi min ajrin in ajriya illā ʿalā rabbi l-ʿālamīna
127. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ ١٢٨
atabnūna bikulli rīʿin āyatan taʿbathūna
128. "Siz her yüksek yerde eğlenmek için koca bir bina mı inşa edip durursunuz?"
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ ١٢٩
watattakhidhūna maṣāniʿa laʿallakum takhludūna
129. "Ve ebedi kalırsınız ümidi ile sapasağlam kaleler mi yapar durursunuz?"
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ ١٣٠
wa-idhā baṭashtum baṭashtum jabbārīna
130. "Yakaladığınız zaman da zorbaca mı davranırsınız?"
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٣١
fa-ittaqū l-laha wa-aṭīʿūni
131. "Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin."
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ ١٣٢
wa-ittaqū alladhī amaddakum bimā taʿlamūna
132. "Bilmekte olduğunuz şeylerle size yardım edenden korkup sakının."
أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍ وَبَنِينَ ١٣٣
amaddakum bi-anʿāmin wabanīna
133. "Size hayvanlar ve çocuklar (vererek) yardım etti."
وَجَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ ١٣٤
wajannātin waʿuyūnin
134. Hem de bahçeler ve pınarlar da (vermiştir).
إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ ١٣٥
innī akhāfu ʿalaykum ʿadhāba yawmin ʿaẓīmin
135. "Gerçekten sizin için büyük bir günün azabından korkarım."
قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ ١٣٦
qālū sawāon ʿalaynā awaʿaẓta am lam takun mina l-wāʿiẓīna
136. Onlar dediler ki: "Sen öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir."
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ ١٣٧
in hādhā illā khuluqu l-awalīna
137. "Bu öncekilerin adetlerinden başka bir şey değildir."
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ ١٣٨
wamā naḥnu bimuʿadhabīna
138. "Biz azap olunacaklardan da değiliz."
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٣٩
fakadhabūhu fa-ahlaknāhum inna fī dhālika laāyatan wamā kāna aktharuhum mu'minīna
139. "Böylece onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Muhakkak bunda bir ayet vardır. Onların çoğu da iman etmiş değildi."
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٤٠
wa-inna rabbaka lahuwa l-ʿazīzu l-raḥīmu
140. Muhakkak Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٤١
kadhabat thamūdu l-mur'salīna
141. Semûd da rasulleri yalanladılar.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٤٢
idh qāla lahum akhūhum ṣāliḥun alā tattaqūna
142. Hani kardeşleri Salih onlara demişti ki: "Sakınmaz mısınız?"
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٤٣
innī lakum rasūlun amīnun
143. “Ben size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm.”
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٤٤
fa-ittaqū l-laha wa-aṭīʿūni
144. "O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin."
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٤٥
wamā asalukum ʿalayhi min ajrin in ajriya illā ʿalā rabbi l-ʿālamīna
145. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ ١٤٦
atut'rakūna fī mā hāhunā āminīna
146. "Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?"
فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ ١٤٧
fī jannātin waʿuyūnin
147. Bahçelerde ve akarsular arasında,
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ ١٤٨
wazurūʿin wanakhlin ṭalʿuhā haḍīmun
148. Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında,
وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَٰرِهِينَ ١٤٩
watanḥitūna mina l-jibāli buyūtan fārihīna
149. “Dağları maharetle oyup alımlı köşkler yapıyorsunuz?”
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٥٠
fa-ittaqū l-laha wa-aṭīʿūni
150. "Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin."
وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ ١٥١
walā tuṭīʿū amra l-mus'rifīna
151. "Aşırı olanların emrine uymayın!"
ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ١٥٢
alladhīna yuf'sidūna fī l-arḍi walā yuṣ'liḥūna
152. "Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarır ve (hiçbir şeyi) ıslah etmezler."
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ ١٥٣
qālū innamā anta mina l-musaḥarīna
153. Dediler ki: “Sen muhakkak aşırı bir şekilde büyülenmişlerdensin.
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ١٥٤
mā anta illā basharun mith'lunā fati biāyatin in kunta mina l-ṣādiqīna
154. “Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir.”
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ ١٥٥
qāla hādhihi nāqatun lahā shir'bun walakum shir'bu yawmin maʿlūmin
155. Salih, şöyle dedi: “İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır.”
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ ١٥٦
walā tamassūhā bisūin fayakhudhakum ʿadhābu yawmin ʿaẓīmin
156. “Sakın ona bir kötülükle dokunmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ ١٥٧
faʿaqarūhā fa-aṣbaḥū nādimīna
157. Derken onu kestiler de pişman oluverdiler.
فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٥٨
fa-akhadhahumu l-ʿadhābu inna fī dhālika laāyatan wamā kāna aktharuhum mu'minīna
158. Bunun üzerine azap onları yakaladı. Muhakkak bunda bir ayet vardır ama onların çoğu iman etmediler.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٥٩
wa-inna rabbaka lahuwa l-ʿazīzu l-raḥīmu
159. Muhakkak senin Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٦٠
kadhabat qawmu lūṭin l-mur'salīna
160. Lût’un kavmi de rasûlleri yalanlamıştı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٦١
idh qāla lahum akhūhum lūṭun alā tattaqūna
161. Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: "Sakınmaz mısınız?”
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٦٢
innī lakum rasūlun amīnun
162. “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm.”
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٦٣
fa-ittaqū l-laha wa-aṭīʿūni
163. “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٦٤
wamā asalukum ʿalayhi min ajrin in ajriya illā ʿalā rabbi l-ʿālamīna
164. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٦٥
atatūna l-dhuk'rāna mina l-ʿālamīna
165. "İnsanların içinde erkeklere mi yanaşıyorsunuz?"
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ ١٦٦
watadharūna mā khalaqa lakum rabbukum min azwājikum bal antum qawmun ʿādūna
166. “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi terk edersiniz demek? Hayır, siz haddi aşan bir kavimsiniz.”
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ ١٦٧
qālū la-in lam tantahi yālūṭu latakūnanna mina l-mukh'rajīna
167. Dediler ki: "Ey Lut! Eğer sen (bu işe) son vermezsen muhakkak ki (buradan) çıkarılanlardan olacaksın."
قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ ١٦٨
qāla innī liʿamalikum mina l-qālīna
168. (Lût) dedi ki: "Doğrusu ben sizin yaptığınıza çok kızanlardanım. "
رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ ١٦٩
rabbi najjinī wa-ahlī mimmā yaʿmalūna
169. “Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.”
فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ ١٧٠
fanajjaynāhu wa-ahlahu ajmaʿīna
170. Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ ١٧١
illā ʿajūzan fī l-ghābirīna
171. Ancak o yaşlı kadın müstesna. O, geride kalanlardan oldu.
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ ١٧٢
thumma dammarnā l-ākharīna
172. Sonra diğerlerini helâk ettik.
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ ١٧٣
wa-amṭarnā ʿalayhim maṭaran fasāa maṭaru l-mundharīna
173. Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٧٤
inna fī dhālika laāyatan wamā kāna aktharuhum mu'minīna
174. Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٧٥
wa-inna rabbaka lahuwa l-ʿazīzu l-raḥīmu
175. Muhakkak işte o, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٧٦
kadhaba aṣḥābu al'aykati l-mur'salīna
176. Eyke halkı da peygamberleri (Şuayb'ı) yalanlamıştı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٧٧
idh qāla lahum shuʿaybun alā tattaqūna
177. Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: "Siz sakınmıyor musunuz?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٧٨
innī lakum rasūlun amīnun
178. "Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm."
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٧٩
fa-ittaqū l-laha wa-aṭīʿūni
179. "Artık, Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٨٠
wamā asalukum ʿalayhi min ajrin in ajriya illā ʿalā rabbi l-ʿālamīna
180. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ ١٨١
awfū l-kayla walā takūnū mina l-mukh'sirīna
181. “Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.”
وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ ١٨٢
wazinū bil-qis'ṭāsi l-mus'taqīmi
182. "Doğru terazi ile tartın."
وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ ١٨٣
walā tabkhasū l-nāsa ashyāahum walā taʿthaw fī l-arḍi muf'sidīna
183. “İnsanların mal ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ ١٨٤
wa-ittaqū alladhī khalaqakum wal-jibilata l-awalīna
184. "Sizi ve önceki nesilleri yaratandan sakının."
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ ١٨٥
qālū innamā anta mina l-musaḥarīna
185. Dediler ki: "Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmişlerdensin."
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ ١٨٦
wamā anta illā basharun mith'lunā wa-in naẓunnuka lamina l-kādhibīna
186. "Sen ancak bizim gibi bir beşersin ve muhakkak biz seni yalancılardan sanıyoruz."
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ١٨٧
fa-asqiṭ ʿalaynā kisafan mina l-samāi in kunta mina l-ṣādiqīna
187. "Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi üzerimize gökten parçalar indir."
قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ١٨٨
qāla rabbī aʿlamu bimā taʿmalūna
188. Şuayb: “Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir.” dedi.
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ ١٨٩
fakadhabūhu fa-akhadhahum ʿadhābu yawmi l-ẓulati innahu kāna ʿadhāba yawmin ʿaẓīmin
189. Onlar Şuayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٩٠
inna fī dhālika laāyatan wamā kāna aktharuhum mu'minīna
190. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٩١
wa-inna rabbaka lahuwa l-ʿazīzu l-raḥīmu
191. Muhakkak Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ١٩٢
wa-innahu latanzīlu rabbi l-ʿālamīna
192. "Muhakkak ki bu (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir."
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ ١٩٣
nazala bihi l-rūḥu l-amīnu
193. O'nu Rûhu'l-Emîn/Cebrâil indirdi.
عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ ١٩٤
ʿalā qalbika litakūna mina l-mundhirīna
194. Uyaranlardan olman için senin kalbine (indirdi).
بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ ١٩٥
bilisānin ʿarabiyyin mubīnin
195. Apaçık Arapça bir dille.
وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ ١٩٦
wa-innahu lafī zuburi l-awalīna
196. Şüphesiz bu (Kur’an) öncekilerin kitaplarında da vardı.
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ١٩٧
awalam yakun lahum āyatan an yaʿlamahu ʿulamāu banī is'rāīla
197. İsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için ispatlayıcı bir delil (ayet) değil midir?
وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ ١٩٨
walaw nazzalnāhu ʿalā baʿḍi l-aʿjamīna
198. Eğer onu Arapça bilmeyen birine de indirmiş olsaydık.
فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ ١٩٩
faqara-ahu ʿalayhim mā kānū bihi mu'minīna
199. O da onlara (Kur'an'ı Arapça) okusaydı, yine de ona iman edecek değillerdi.
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ ٢٠٠
kadhālika salaknāhu fī qulūbi l-muj'rimīna
200. İşte böylece biz onu günahkârların kalbine soktuk.
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ ٢٠١
lā yu'minūna bihi ḥattā yarawū l-ʿadhāba l-alīma
201. Acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٢٠٢
fayatiyahum baghtatan wahum lā yashʿurūna
202. İşte (bu azap) onlara ansızın gelecek ve farkında bile olmayacaklar.
فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ ٢٠٣
fayaqūlū hal naḥnu munẓarūna
203. Ardından: “Acaba bize mühlet verilir mi” derler.
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ٢٠٤
afabiʿadhābinā yastaʿjilūna
204. Onlar yine de azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar?
أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ ٢٠٥
afara-ayta in mattaʿnāhum sinīna
205. (Ey Muhammed!) Ne dersin? Biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak...
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ ٢٠٦
thumma jāahum mā kānū yūʿadūna
206. Sonra kendilerine vaadedilen başlarına gelse, (halleri nice olurdu?)
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ ٢٠٧
mā aghnā ʿanhum mā kānū yumattaʿūna
207. (Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamayacaktır.
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ ٢٠٨
wamā ahlaknā min qaryatin illā lahā mundhirūna
208. Biz uyarıcıları olmaksızın hiçbir memleketi helâk etmiş değiliz.
ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ ٢٠٩
dhik'rā wamā kunnā ẓālimīna
209. "Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalimler değiliz."
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ ٢١٠
wamā tanazzalat bihi l-shayāṭīnu
210. Kur’an’ı Şeytanlar indirmedi.
وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ ٢١١
wamā yanbaghī lahum wamā yastaṭīʿūna
211. Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ ٢١٢
innahum ʿani l-samʿi lamaʿzūlūna
212. Çünkü onlar (vahyedileni) duymaktan kesinlikle uzak tutulmuşlardır.
فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ ٢١٣
falā tadʿu maʿa l-lahi ilāhan ākhara fatakūna mina l-muʿadhabīna
213. O halde Allah ile birlikte başka bir ilaha dua etme. O takdirde azap edilenlerden olursun.
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ ٢١٤
wa-andhir ʿashīrataka l-aqrabīna
214. Önce en yakın akrabalarını uyar.
وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٢١٥
wa-ikh'fiḍ janāḥaka limani ittabaʿaka mina l-mu'minīna
215. Müminlerden sana tabi olanlara kanatlarını indir.
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ ٢١٦
fa-in ʿaṣawka faqul innī barīon mimmā taʿmalūna
216. Eğer sana karşı gelirlerse, de ki; “Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım.”
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ ٢١٧
watawakkal ʿalā l-ʿazīzi l-raḥīmi
217. Sen, Azîz ve Rahîm olana tevekkül et.
ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ ٢١٨
alladhī yarāka ḥīna taqūmu
218. O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ ٢١٩
wataqallubaka fī l-sājidīna
219. Secde edenler ile (secdeye) yatıp kalktığın zaman da görür.
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ٢٢٠
innahu huwa l-samīʿu l-ʿalīmu
220. Şüphesiz O; hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ ٢٢١
hal unabbi-ukum ʿalā man tanazzalu l-shayāṭīnu
221. Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ ٢٢٢
tanazzalu ʿalā kulli affākin athīmin
222. Her yalancı günahkâr üzerine inerler.
يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ ٢٢٣
yul'qūna l-samʿa wa-aktharuhum kādhibūna
223. Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ ٢٢٤
wal-shuʿarāu yattabiʿuhumu l-ghāwūna
224. Şairlere de azgınlar uyar.
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ ٢٢٥
alam tara annahum fī kulli wādin yahīmūna
225. Onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşmakta olduklarını görmedin mi?
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ ٢٢٦
wa-annahum yaqūlūna mā lā yafʿalūna
226. Ve gerçekten onlar yapmadıkları şeyi söylerler.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ ٢٢٧
illā alladhīna āmanū waʿamilū l-ṣāliḥāti wadhakarū l-laha kathīran wa-intaṣarū min baʿdi mā ẓulimū wasayaʿlamu alladhīna ẓalamū ayya munqalabin yanqalibūna
227. Ancak iman edip, salih amel işleyen, Allah’ı çokça zikreden ve kendilerine zulmedildikten sonra öçlerini alanlar müstesna. Zulmedenler de yakında nasıl bir yere devrileceklerini bileceklerdir.
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: