İçeriğe geç

Şuarâ Suresi 189. Ayet

سورة الشعراء، الآية ١٨٩

26:189 19. cüz 38. hizb Mushaf’ta 375. sayfa Mekki sure

26:189 ayetinin metni

فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ ۝١٨٩

Okunuşu

fakadhabūhu fa-akhadhahum ʿadhābu yawmi l-ẓulati innahu kāna ʿadhāba yawmin ʿaẓīmin

Meal

Onlar Şuayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.

Başka bir dilde meal
Mahmud Halil el-Husari Sure içinde oku

Şuarâ Suresi’nin 189. ayeti (26:189) Mekki bir surededir; 19. cüzde, Mushaf’ın 375. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 74 kârinin sesinden dinleyin.

Şuarâ Suresi 189. ayeti dinleyin

74 kâriden 80 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.

Tüm sesler (80)

189. ayetin tefsiri

el-Muhtasar

Yalanlamalarına devam ettiler ve onların başına büyük bir azap geldi. Çok sıcak bir günden sonra onların üzerini bir bulut kapladı ve o bulut üzerlerine ateş yağdırdı ve onları yakıp, kavurdu. Şüphesiz onların helak edildikleri gün, çok korkunç bir gündü.

Büyük tefsirler

es-Sa’dî Tefsiri 189–191. ayetler

189. “Onu yalanladılar.” Yani onu yalanlamak ve onun getirdiklerini inkâr edip kâfir olmak, onların huyu haline gelmişti. Öyle ki mucizelerin onlara hiçbir faydası olmuyordu. Onların tepelerine azabın indirilmesinden başka hiçbir çare kalmamıştı. “Bunun üzerine gölge gününün azabı onları (ansızın) yakaladı.” Bir bulut onları gölgelendirdi. Bu gölgeden hoşlanarak, onun aslında normal bir gölge olmayan gölgesinin altına toplandılar. Bunun üzerine o buluttan çıkan azap onları yakıverdi. Böylelikle o gölgenin altında cansız kalıverdiler. Yurtlarından ayrıldılar da bedbahtlık ve azap yurduna konuk … Devamını oku

Şuarâ Suresi’nin tamamının tefsiri

Bu ayetlerden çıkarılan faydalar

Şuarâ suresinin 184-206. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 375. sayfası).

  • Müslüman kimse, Arapça'yı derinlemesine öğrendikçe, Kur'an'ı anlamada daha fazla bilgi sahibi olur.
  • Müşriklere karşı öne sürülen delillerden birisi de ehlikitaptan insaflı olanların, Kur'an'ın Yüce Allah katından indirildiğini kabul etmeleridir.
  • Kâfirlerin nail olup elde ettikleri dünya nimetleri onlara verilmiş keramet değil, bilakis istidractır.

189. ayetin diğer mealleri

Onu yalanlamışlardı da, onları (azapla dolu) gölgeli bir günün azabı yakalamıştı. O, büyük günün azabı idi.

Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!

Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!

189. ayet kelime kelime

  1. فَكَذَّبُوهُ fakadhabūhu fakat onu yalanladılar ك ذ ب
  2. فَأَخَذَهُمْ fa-akhadhahum nihayet onları yakaladı أ خ ذ
  3. عَذَابُ ʿadhābu azabı ع ذ ب
  4. يَوْمِ yawmi gününün ي و م
  5. ٱلظُّلَّةِ l-ẓulati gölge ظ ل ل
  6. إِنَّهُۥ innahu gerçekten o
  7. كَانَ kāna idi ك و ن
  8. عَذَابَ ʿadhāba azabı ع ذ ب
  9. يَوْمٍ yawmin bir günün ي و م
  10. عَظِيمٍ ʿaẓīmin büyük ع ظ م

189. ayetle ilgili ayetler

İbn Kesîr’in bu ayetin tefsirinde andığı ayetler

  • A’râf 7:88

    قَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ لَنُخْرِجَنَّكَ يَٰشُعَيْبُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَكَ مِن قَرْيَتِنَآ أَوْ لَتَعُودُنَّ فِى مِلَّتِنَا قَالَ أَوَلَوْ كُنَّا كَٰرِهِينَ

    Şuayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: "Ey Şuayb! Elbette seni ve seninle birlikte iman edenleri memleketimizden çıkaracağız yahut mutlaka bizim dinimize döneceksiniz." dediler. Şuayb: “İstemesek de mi?” dedi.

  • Hûd 11:94

    وَلَمَّا جَآءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍ مِّنَّا وَأَخَذَتِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ٱلصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دِيَٰرِهِمْ جَٰثِمِينَ

    Emrimiz gelince, Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar.

  • Hûd 11:87

    قَالُوا۟ يَٰشُعَيْبُ أَصَلَوٰتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَآ أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِىٓ أَمْوَٰلِنَا مَا نَشَٰٓؤُا۟ إِنَّكَ لَأَنتَ ٱلْحَلِيمُ ٱلرَّشِيدُ

    Dediler ki: "Ey Şuayb! Atalarımızın ibadet ettikleri şeyleri yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!

Daha fazlası

12 Ekim 2026 Pazartesi 1 جمادى الأولى 1448 هـ