نٓ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ ١
noon wal-qalami wamā yasṭurūna
1. Nûn.1 Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun.
Notlar
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
سورة القلم
Kalem Suresi okunuşu: 52 ayetin her biri Arapça, ardından Latin harfleriyle (her Arapça kelimeye bir Latin kelime) ve Türkçe meali. Tilaveti başlatın: her kelime okunduğu anda vurgulanır.
Üzerinde çizgi olan harfler (ā, ī, ū) uzundur, ʿ ayn harfini, ḥ, ṣ, ḍ, ṭ, ẓ kalın harfleri gösterir. Anlamını görmek için bir Arapça kelimenin üzerine gelin veya dokunun.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bis'mi l-lahi l-raḥmāni l-raḥīmi
نٓ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ ١
noon wal-qalami wamā yasṭurūna
1. Nûn.1 Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun.
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ ٢
mā anta biniʿ'mati rabbika bimajnūnin
2. Sen, Rabbinin nimeti sayesinde bir deli değilsin.
وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ ٣
wa-inna laka la-ajran ghayra mamnūnin
3. Senin için tükenmez bir ecir vardır.
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ ٤
wa-innaka laʿalā khuluqin ʿaẓīmin
4. Şüphesiz sen, çok büyük bir ahlâk üzeresin.
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ ٥
fasatub'ṣiru wayub'ṣirūna
5. Sen de göreceksin, onlar da görecekler.
بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ ٦
bi-ayyikumu l-maftūnu
6. Hanginizin delirmiş olduğunu.
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ ٧
inna rabbaka huwa aʿlamu biman ḍalla ʿan sabīlihi wahuwa aʿlamu bil-muh'tadīna
7. Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir. Hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur.
فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٨
falā tuṭiʿi l-mukadhibīna
8. Sakın yalanlayanlara itaat etme!
وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ ٩
waddū law tud'hinu fayud'hinūna
9. Onlar ister ki, sen müsamaha gösterip, yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ ١٠
walā tuṭiʿ kulla ḥallāfin mahīnin
10. Sakın itaat etme çokça yemin eden, aşağılık ve değersiz her kişiye.
هَمَّازٍ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍ ١١
hammāzin mashāin binamīmin
11. Arkadan çekiştirip, laf götürüp getirene.
مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ ١٢
mannāʿin lil'khayri muʿ'tadin athīmin
12. İyiliğe engel olan, saldırgan günahkâra.
عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ ١٣
ʿutullin baʿda dhālika zanīmin
13. Kabaya sonra da soysuza.
أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ ١٤
an kāna dhā mālin wabanīna
14. O mal ve oğullar sahibi oldu diye.
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ ١٥
idhā tut'lā ʿalayhi āyātunā qāla asāṭīru l-awalīna
15. Karşısında ayetlerimiz okunduğunda “öncekilerin masallarıdır” der.
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ ١٦
sanasimuhu ʿalā l-khur'ṭūmi
16. Yakında biz onun burnu üzerine damga vuracağız.
إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ ١٧
innā balawnāhum kamā balawnā aṣḥāba l-janati idh aqsamū layaṣrimunnahā muṣ'biḥīna
17. Gerçek şu ki biz o bahçe sahiplerini sınadığımız gibi bunları da sınadık: Hani sabah vaktinde onu mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
وَلَا يَسْتَثْنُونَ ١٨
walā yastathnūna
18. (İnşaallah diyerek, yeminlerinde) istisna da yapmıyorlardı.
فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ ١٩
faṭāfa ʿalayhā ṭāifun min rabbika wahum nāimūna
19. Onlar uyurken, Rabbin tarafından bir kuşatıcı (ateş) bahçeyi sarıverdi.
فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ ٢٠
fa-aṣbaḥat kal-ṣarīmi
20. Bahçeler bir anda kapkara kesildi.
فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ ٢١
fatanādaw muṣ'biḥīna
21. Sabah vakti birbirlerine seslendiler.
أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ ٢٢
ani igh'dū ʿalā ḥarthikum in kuntum ṣārimīna
22. Eğer mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın!
فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ ٢٣
fa-inṭalaqū wahum yatakhāfatūna
23. Kendi aralarında fısıldaşarak yola koyuldular.
أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ ٢٤
an lā yadkhulannahā l-yawma ʿalaykum mis'kīnun
24. "Sakın bugün oraya bir yoksul girip yanınıza sokulmasın" diye.
وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَٰدِرِينَ ٢٥
waghadaw ʿalā ḥardin qādirīna
25. (Yoksulları) alıkoymaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler.
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ ٢٦
falammā ra-awhā qālū innā laḍāllūna
26. Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde; “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٢٧
bal naḥnu maḥrūmūna
27. Bilâkis biz, mahrum bırakıldık.
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ ٢٨
qāla awsaṭuhum alam aqul lakum lawlā tusabbiḥūna
28. Onların en mu'tedil/insaflı olanı: "Ben size, keşke Allah’ı tesbih etseydiniz dememiş miydim?" dedi.
قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ ٢٩
qālū sub'ḥāna rabbinā innā kunnā ẓālimīna
29. Onlar; “Rabbimizi tesbih ederiz. Şüphesiz biz, zalim kimseler imişiz.” dediler.
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَٰوَمُونَ ٣٠
fa-aqbala baʿḍuhum ʿalā baʿḍin yatalāwamūna
30. Karşılıklı olarak birbirlerini kınamaya başladılar.
قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ ٣١
qālū yāwaylanā innā kunnā ṭāghīna
31. Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!”
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ ٣٢
ʿasā rabbunā an yub'dilanā khayran min'hā innā ilā rabbinā rāghibūna
32. “Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.”
كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ ٣٣
kadhālika l-ʿadhābu walaʿadhābu l-ākhirati akbaru law kānū yaʿlamūna
33. İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ٣٤
inna lil'muttaqīna ʿinda rabbihim jannāti l-naʿīmi
34. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm Cennetleri vardır.
أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ ٣٥
afanajʿalu l-mus'limīna kal-muj'rimīna
35. Biz hiç, Müslümanlarla suçluları bir tutar mıyız?
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ٣٦
mā lakum kayfa taḥkumūna
36. Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ ٣٧
am lakum kitābun fīhi tadrusūna
37. Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan mı okuyorsunuz?
إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ ٣٨
inna lakum fīhi lamā takhayyarūna
38. Onda, “Beğendiğiniz her şey sizindir” (diye mi yazılı?)
أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ ٣٩
am lakum aymānun ʿalaynā bālighatun ilā yawmi l-qiyāmati inna lakum lamā taḥkumūna
39. Yoksa; “Neye hükmederseniz o yerine getirilir.” diye kıyamete kadar geçerli olacak, size verilmiş yeminler/sözler mi var?
سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ ٤٠
salhum ayyuhum bidhālika zaʿīmun
40. Sor onlara; hangileri bunun savunuculuğunu yapacak?
أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ ٤١
am lahum shurakāu falyatū bishurakāihim in kānū ṣādiqīna
41. Yoksa onların ortakları mı var? Eğer doğru söyleyenler iseler o halde ortaklarını getirsinler.
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ ٤٢
yawma yuk'shafu ʿan sāqin wayud'ʿawna ilā l-sujūdi falā yastaṭīʿūna
42. Baldırın açılacağı o günde onlar secde etmeye davet edilecekler. Fakat buna güç yetiremezler.
خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ ٤٣
khāshiʿatan abṣāruhum tarhaquhum dhillatun waqad kānū yud'ʿawna ilā l-sujūdi wahum sālimūna
43. Gözleri korku içinde, yüzlerini zillet bürümüştür. Oysa onlar, sağ salim iken secde etmeye çağrılmışlardı.
فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ ٤٤
fadharnī waman yukadhibu bihādhā l-ḥadīthi sanastadrijuhum min ḥaythu lā yaʿlamūna
44. Artık beni ve bu sözü yalanlayanları baş başa bırak. Biz onları bilmeyecekleri bir yerden derece derece azaba yaklaştıracağız.
وَأُمْلِى لَهُمْ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ ٤٥
wa-um'lī lahum inna kaydī matīnun
45. Onlara mühlet veriyorum. Çünkü benim tuzağım çok sağlamdır.
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ ٤٦
am tasaluhum ajran fahum min maghramin muth'qalūna
46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ٤٧
am ʿindahumu l-ghaybu fahum yaktubūna
47. Yoksa gayb onların yanındadır da onlar mı yazıyorlar?
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ ٤٨
fa-iṣ'bir liḥuk'mi rabbika walā takun kaṣāḥibi l-ḥūti idh nādā wahuwa makẓūmun
48. Rabbinin hükmünü sabırla bekle! Balık sahibi/Yunus gibi olma! Hani o, dertli bir sesle Rabbine seslenmişti.
لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ ٤٩
lawlā an tadārakahu niʿ'matun min rabbihi lanubidha bil-ʿarāi wahuwa madhmūmun
49. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir hâlde ıssız bir yere atılacaktı.
فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ٥٠
fa-ij'tabāhu rabbuhu fajaʿalahu mina l-ṣāliḥīna
50. Ancak Rabbi onu seçti ve onu salihlerden kıldı.
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ ٥١
wa-in yakādu alladhīna kafarū layuz'liqūnaka bi-abṣārihim lammā samiʿū l-dhik'ra wayaqūlūna innahu lamajnūnun
51. Kâfirler, o zikri işittikleri vakit neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. “O, kesinlikle bir delidir.” diyorlardı.
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ ٥٢
wamā huwa illā dhik'run lil'ʿālamīna
52. Oysa o (Kur'an) ancak alemler için bir öğüttür.
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: