يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ ١
yāayyuhā l-mudathiru
1. Ey elbisesine bürünen!
سورة المدثر
Müddessir Suresi (“Bürünen”) okunuşu: 56 ayetin her biri Arapça, ardından Latin harfleriyle (her Arapça kelimeye bir Latin kelime) ve Türkçe meali. Tilaveti başlatın: her kelime okunduğu anda vurgulanır.
Üzerinde çizgi olan harfler (ā, ī, ū) uzundur, ʿ ayn harfini, ḥ, ṣ, ḍ, ṭ, ẓ kalın harfleri gösterir. Anlamını görmek için bir Arapça kelimenin üzerine gelin veya dokunun.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bis'mi l-lahi l-raḥmāni l-raḥīmi
يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ ١
yāayyuhā l-mudathiru
1. Ey elbisesine bürünen!
قُمْ فَأَنذِرْ ٢
qum fa-andhir
2. Kalk ve uyar!
وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ ٣
warabbaka fakabbir
3. Rabbini tekbir et (yücelt).
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ ٤
wathiyābaka faṭahhir
4. Elbiseni de temizle/Rabbini tekbir et (yücelt).
وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ ٥
wal-ruj'za fa-uh'jur
5. Pisliklerden de uzak dur!
وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ ٦
walā tamnun tastakthiru
6. (Yaptığını) çok görerek minnet etme!
وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ ٧
walirabbika fa-iṣ'bir
7. Rabbin için sabret!
فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ ٨
fa-idhā nuqira fī l-nāqūri
8. Sûr’a üflendiği zaman.
فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ ٩
fadhālika yawma-idhin yawmun ʿasīrun
9. İşte o gün, çok zor bir gündür.
عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ ١٠
ʿalā l-kāfirīna ghayru yasīrin
10. Kâfirler için hiç kolay değildir.
ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا ١١
dharnī waman khalaqtu waḥīdan
11. Beni, yarattığım kişiyle baş başa bırak.
وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا ١٢
wajaʿaltu lahu mālan mamdūdan
12. Ona ardı arkası kesilmeyen bir servet verdim.
وَبَنِينَ شُهُودًا ١٣
wabanīna shuhūdan
13. Gözlerinin önünde duran oğullar verdim.
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا ١٤
wamahhadttu lahu tamhīdan
14. Kendisi için (dünya nimetlerini) yaydıkça yaydım.
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ ١٥
thumma yaṭmaʿu an azīda
15. Daha da artırmamı umuyor.
كَلَّآ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَٰتِنَا عَنِيدًا ١٦
kallā innahu kāna liāyātinā ʿanīdan
16. Asla! Çünkü o ayetlerimize karşı çok inatçıdır.
سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا ١٧
sa-ur'hiquhu ṣaʿūdan
17. Onu sarp bir yokuşa zorlayıp süreceğim.
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ ١٨
innahu fakkara waqaddara
18. Çünkü o; düşündü, ölçtü, biçti.
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ١٩
faqutila kayfa qaddara
19. Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti!
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ٢٠
thumma qutila kayfa qaddara
20. Sonra (yine o) kahrolası, nasıl (da) ölçtü, biçti!
ثُمَّ نَظَرَ ٢١
thumma naẓara
21. Sonra şöyle bir baktı.
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ ٢٢
thumma ʿabasa wabasara
22. Sonra da kaşlarını çatıp, surat astı.
ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ ٢٣
thumma adbara wa-is'takbara
23. Sonra da arkasını dönüp büyüklendi.
فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ ٢٤
faqāla in hādhā illā siḥ'run yu'tharu
24. Ve şöyle dedi: Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir.
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ ٢٥
in hādhā illā qawlu l-bashari
25. "Bu, insan sözünden başka bir şey değildir.''
سَأُصْلِيهِ سَقَرَ ٢٦
sa-uṣ'līhi saqara
26. Ben onu Sekar’a (Cehennem'e) sokacağım.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ ٢٧
wamā adrāka mā saqaru
27. Sekar’ın ne olduğunu bilir misin sen?
لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ ٢٨
lā tub'qī walā tadharu
28. O geride bir şey koymaz ve bırakmaz.
لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ ٢٩
lawwāḥatun lil'bashari
29. İnsan derisini yakıp kavurur.
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ ٣٠
ʿalayhā tis'ʿata ʿashara
30. Üzerinde on dokuz (melek) vardır.
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًا وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ ٣١
wamā jaʿalnā aṣḥāba l-nāri illā malāikatan wamā jaʿalnā ʿiddatahum illā fit'natan lilladhīna kafarū liyastayqina alladhīna ūtū l-kitāba wayazdāda alladhīna āmanū īmānan walā yartāba alladhīna ūtū l-kitāba wal-mu'minūna waliyaqūla alladhīna fī qulūbihim maraḍun wal-kāfirūna mādhā arāda l-lahu bihādhā mathalan kadhālika yuḍillu l-lahu man yashāu wayahdī man yashāu wamā yaʿlamu junūda rabbika illā huwa wamā hiya illā dhik'rā lil'bashari
31. Biz; kendilerine kitap verilenler kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin imanları artsın, kendilerine kitap verilenler ile iman edenler şüpheye kapılmasın, kalplerinde bir hastalık olanlar ile küfre sapanlar da, “Allah, bu örnekle (on dokuz sayısı ile) neyi anlatmak istedi?” desin diye o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık ve onların sayısını da kâfirler için yalnızca bir fitne/imtihan yaptık. Allah; dilediğini işte böyle saptırır, dilediğine de hidayet eder. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu, insanlar için bir öğütten başka bir şey değildir.
كَلَّا وَٱلْقَمَرِ ٣٢
kallā wal-qamari
32. Hayır! And olsun Ay’a!
وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ ٣٣
wa-al-layli idh adbara
33. Dönüp gittiği zaman geceye,
وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ ٣٤
wal-ṣub'ḥi idhā asfara
34. Ve ağarmakta olan sabaha,
إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ ٣٥
innahā la-iḥ'dā l-kubari
35. Şüphesiz o (Sekar), büyük (musibetlerden) biridir.
نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ ٣٦
nadhīran lil'bashari
36. İnsanlar için bir uyarıcıdır.
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ ٣٧
liman shāa minkum an yataqaddama aw yata-akhara
37. Sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için.
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ ٣٨
kullu nafsin bimā kasabat rahīnatun
38. Her nefis kazandığına karşılık bir rehindir.
إِلَّآ أَصْحَٰبَ ٱلْيَمِينِ ٣٩
illā aṣḥāba l-yamīni
39. Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) başkadır.
فِى جَنَّٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ ٤٠
fī jannātin yatasāalūna
40. (Onlar) cennetlerdedirler. Birbirlerine sorarlar.
عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ ٤١
ʿani l-muj'rimīna
41. Suçlulardan.
مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ ٤٢
mā salakakum fī saqara
42. “Sizi Sekara/Cehennem'e sokan nedir?''
قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ ٤٣
qālū lam naku mina l-muṣalīna
43. Onlar derler ki; "Biz namaz kılan kimseler değildik."
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ ٤٤
walam naku nuṭ'ʿimu l-mis'kīna
44. “Yoksulları da doyurmazdık.''
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ ٤٥
wakunnā nakhūḍu maʿa l-khāiḍīna
45. "(Batıla) Dalanlarla beraber biz de dalıp gitmiştik."
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ٤٦
wakunnā nukadhibu biyawmi l-dīni
46. “Hesap gününü de yalanlıyorduk.''
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ ٤٧
ḥattā atānā l-yaqīnu
47. “Nihayet ölüm bize gelip çatıncaya dek.''
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ ٤٨
famā tanfaʿuhum shafāʿatu l-shāfiʿīna
48. Artık şefaat edenlerin şefaatleri onlara yarar sağlamaz.
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ ٤٩
famā lahum ʿani l-tadhkirati muʿ'riḍīna
49. Öyleyse onlara ne oluyor da öğütten yüz çeviriyorlar?
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ ٥٠
ka-annahum ḥumurun mus'tanfiratun
50. Onlar adeta ürkütülmüş yaban eşekleri gibidir.
فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ ٥١
farrat min qaswaratin
51. Aslandan ürküp, kaçan.
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً ٥٢
bal yurīdu kullu im'ri-in min'hum an yu'tā ṣuḥufan munasharatan
52. Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.
كَلَّا بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ ٥٣
kallā bal lā yakhāfūna l-ākhirata
53. Asla! Doğrusu onlar ahiretten korkmuyorlar.
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ ٥٤
kallā innahu tadhkiratun
54. Hayır! Şüphesiz o (Kur'an) ancak bir öğüttür.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ٥٥
faman shāa dhakarahu
55. Artık dileyen kimse ondan öğüt alır.
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ ٥٦
wamā yadhkurūna illā an yashāa l-lahu huwa ahlu l-taqwā wa-ahlu l-maghfirati
56. Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. Kendisinden korkulmaya layık olan da, bağışlayıcı olan da O’dur.
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: