سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ ١
sa-ala sāilun biʿadhābin wāqiʿin
1. İsteyen kimse inecek olan azabı istedi.
سورة المعارج
Meâric Suresi (“Yükseliş Yolları”) okunuşu: 44 ayetin her biri Arapça, ardından Latin harfleriyle (her Arapça kelimeye bir Latin kelime) ve Türkçe meali. Tilaveti başlatın: her kelime okunduğu anda vurgulanır.
Üzerinde çizgi olan harfler (ā, ī, ū) uzundur, ʿ ayn harfini, ḥ, ṣ, ḍ, ṭ, ẓ kalın harfleri gösterir. Anlamını görmek için bir Arapça kelimenin üzerine gelin veya dokunun.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bis'mi l-lahi l-raḥmāni l-raḥīmi
سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ ١
sa-ala sāilun biʿadhābin wāqiʿin
1. İsteyen kimse inecek olan azabı istedi.
لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌ ٢
lil'kāfirīna laysa lahu dāfiʿun
2. Kâfirler için onu (azabı) önleyecek hiç kimse yoktur.
مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ ٣
mina l-lahi dhī l-maʿāriji
3. (O azap) Yüksek dereceler sahibi olan Allah tarafındandır.
تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ ٤
taʿruju l-malāikatu wal-rūḥu ilayhi fī yawmin kāna miq'dāruhu khamsīna alfa sanatin
4. Melekler ve Ruh (Cebrâîl) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.
فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا ٥
fa-iṣ'bir ṣabran jamīlan
5. Öyleyse sen de güzel bir sabırla sabret!
إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا ٦
innahum yarawnahu baʿīdan
6. Doğrusu onlar, o günü çok uzak görüyorlar.
وَنَرَىٰهُ قَرِيبًا ٧
wanarāhu qarīban
7. Oysa biz onu çok yakın görüyoruz.
يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ ٨
yawma takūnu l-samāu kal-muh'li
8. O gün, gökyüzü erimiş yağ/maden (tortusu) gibi olur.
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ٩
watakūnu l-jibālu kal-ʿih'ni
9. Dağlar ise saçılmış yünler gibi olacaktır.
وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا ١٠
walā yasalu ḥamīmun ḥamīman
10. Hiçbir yakın dost bir yakınını sormaz bile.
يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ ١١
yubaṣṣarūnahum yawaddu l-muj'rimu law yaftadī min ʿadhābi yawmi-idhin bibanīhi
11. Onlar birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse, o günün azabından (kurtuluş için) oğullarını fidye olarak vermek ister.
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ ١٢
waṣāḥibatihi wa-akhīhi
12. Eşini ve kardeşini.
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ ١٣
wafaṣīlatihi allatī tu'wīhi
13. Kendisini barındıran sülalesini.
وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ ١٤
waman fī l-arḍi jamīʿan thumma yunjīhi
14. Yeryüzünde olanların hepsini de. Sonra (ister ki) kendini kurtarsın.
كَلَّآ إِنَّهَا لَظَىٰ ١٥
kallā innahā laẓā
15. Asla! Çünkü o alevli bir ateştir.
نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ ١٦
nazzāʿatan lilshawā
16. Deriyi yakıp kavurur.
تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ ١٧
tadʿū man adbara watawallā
17. (Hakka) Arkasını dönüp yüz çevireni çağırır.
وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ ١٨
wajamaʿa fa-awʿā
18. Mal toplayıp biriktireni.
إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا ١٩
inna l-insāna khuliqa halūʿan
19. İnsan, çok hırslı olarak yaratılmıştır.
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًا ٢٠
idhā massahu l-sharu jazūʿan
20. Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا ٢١
wa-idhā massahu l-khayru manūʿan
21. Ona bir iyilik dokununca da cimrilik eder.
إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ ٢٢
illā l-muṣalīna
22. Ancak namaz kılanlar müstesna.
ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ ٢٣
alladhīna hum ʿalā ṣalātihim dāimūna
23. Onlar ki, namazlarını devamlı kılarlar.
وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ ٢٤
wa-alladhīna fī amwālihim ḥaqqun maʿlūmun
24. Onların mallarında belli bir hak vardır.
لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ ٢٥
lilssāili wal-maḥrūmi
25. İsteyene ve (istemekten utanıp) mahrum kalana.
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ٢٦
wa-alladhīna yuṣaddiqūna biyawmi l-dīni
26. Onlar hesap gününü tasdik ederler.
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ ٢٧
wa-alladhīna hum min ʿadhābi rabbihim mush'fiqūna
27. Onlar Rablerinin azabından korkarlar.
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ ٢٨
inna ʿadhāba rabbihim ghayru mamūnin
28. Gerçekten Rablerinin azabından güvende olunmaz.
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ ٢٩
wa-alladhīna hum lifurūjihim ḥāfiẓūna
29. Onlar, mahrem yerlerini/ırzlarını koruyan kimselerdir.
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ ٣٠
illā ʿalā azwājihim aw mā malakat aymānuhum fa-innahum ghayru malūmīna
30. Ancak eşlerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı müstesna. Çünkü onlar (bundan dolayı) kınanmazlar.
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ ٣١
famani ib'taghā warāa dhālika fa-ulāika humu l-ʿādūna
31. Bundan ötesini arayanlar, işte onlar haddi aşmış olanlardır.
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ ٣٢
wa-alladhīna hum li-amānātihim waʿahdihim rāʿūna
32. Onlar, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ ٣٣
wa-alladhīna hum bishahādātihim qāimūna
33. Onlar, şahitliklerini (gerektiği gibi) yerine getirirler.
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ٣٤
wa-alladhīna hum ʿalā ṣalātihim yuḥāfiẓūna
34. Onlar namazlarını aksatmadan gereği gibi kılarlar.
أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍ مُّكْرَمُونَ ٣٥
ulāika fī jannātin muk'ramūna
35. İşte onlar, Cennetler'de ağırlanacaklardır.
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ ٣٦
famāli alladhīna kafarū qibalaka muh'ṭiʿīna
36. O kâfirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar?
عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ ٣٧
ʿani l-yamīni waʿani l-shimāli ʿizīna
37. Sağdan soldan, bölük bölük.
أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ ٣٨
ayaṭmaʿu kullu im'ri-in min'hum an yud'khala jannata naʿīmin
38. Yoksa onların her biri Nâim Cennet'ine konulacağını mı umuyor?
كَلَّآ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ ٣٩
kallā innā khalaqnāhum mimmā yaʿlamūna
39. Asla! Biz onları bildikleri o şeyden yarattık.
فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ ٤٠
falā uq'simu birabbi l-mashāriqi wal-maghāribi innā laqādirūna
40. Hayır, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki mutlaka biz güç yetirenleriz.
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ٤١
ʿalā an nubaddila khayran min'hum wamā naḥnu bimasbūqīna
41. Onların yerlerine kendilerinden daha hayırlılarını getirmeye. Ve bizim önümüze geçilemez.
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ٤٢
fadharhum yakhūḍū wayalʿabū ḥattā yulāqū yawmahumu alladhī yūʿadūna
42. Bırak onları; kendilerine söz verilen gün gelinceye kadar dalıp oynasınlar!
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ ٤٣
yawma yakhrujūna mina l-ajdāthi sirāʿan ka-annahum ilā nuṣubin yūfiḍūna
43. O gün onlar sanki dikilmiş putlara süratle gidiyorlarmış gibi kabirlerinden hızlıca çıkarlar.
خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ ٤٤
khāshiʿatan abṣāruhum tarhaquhum dhillatun dhālika l-yawmu alladhī kānū yūʿadūna
44. Gözleri yere yıkılmış, (yüzlerini) zillet bürümüştür. İşte bu, onlara söz verilen gündür!
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: