عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ ١
ʿabasa watawallā
1. Yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.
سورة عبس
Abese Suresi (“Yüzünü Ekşitti”) okunuşu: 42 ayetin her biri Arapça, ardından Latin harfleriyle (her Arapça kelimeye bir Latin kelime) ve Türkçe meali. Tilaveti başlatın: her kelime okunduğu anda vurgulanır.
Üzerinde çizgi olan harfler (ā, ī, ū) uzundur, ʿ ayn harfini, ḥ, ṣ, ḍ, ṭ, ẓ kalın harfleri gösterir. Anlamını görmek için bir Arapça kelimenin üzerine gelin veya dokunun.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bis'mi l-lahi l-raḥmāni l-raḥīmi
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ ١
ʿabasa watawallā
1. Yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.
أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ ٢
an jāahu l-aʿmā
2. Kendisine o âmâ geldi diye.
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ ٣
wamā yud'rīka laʿallahu yazzakkā
3. Ne bilirsin belki o temizlenecekti.
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ ٤
aw yadhakkaru fatanfaʿahu l-dhik'rā
4. Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt ona fayda verecekti.
أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ ٥
ammā mani is'taghnā
5. Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ ٦
fa-anta lahu taṣaddā
6. Sen, ona yöneliyorsun.
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ ٧
wamā ʿalayka allā yazzakkā
7. (İstemiyorsa) arınmamasından sen sorumlu değilsin!
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ ٨
wa-ammā man jāaka yasʿā
8. Fakat koşup sana gelen kimse;
وَهُوَ يَخْشَىٰ ٩
wahuwa yakhshā
9. (Allah'tan) korkuğu halde;
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ ١٠
fa-anta ʿanhu talahhā
10. Sen onu bırakıp oyalanıyorsun.
كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ ١١
kallā innahā tadhkiratun
11. Hayır. Bu ancak bir öğüttür.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ١٢
faman shāa dhakarahu
12. Artık dileyen kimse ondan öğüt alır.
فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ ١٣
fī ṣuḥufin mukarramatin
13. (O) şerefli sahifelerdedir.
مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ ١٤
marfūʿatin muṭahharatin
14. Yüce ve tertemiz olan.
بِأَيْدِى سَفَرَةٍ ١٥
bi-aydī safaratin
15. Kâtiplerin ellerinde.
كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ ١٦
kirāmin bararatin
16. Değerli ve itaatkâr olan (Meleklerin).
قُتِلَ ٱلْإِنسَٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ ١٧
qutila l-insānu mā akfarahu
17. Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o!
مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ ١٨
min ayyi shayin khalaqahu
18. Allah, onu hangi şeyden yarattı?
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ ١٩
min nuṭ'fatin khalaqahu faqaddarahu
19. Bir nutfeden yarattı ve belli bir şekle soktu.
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ ٢٠
thumma l-sabīla yassarahu
20. Sonra da ona yolu kolaylaştırdı.
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ ٢١
thumma amātahu fa-aqbarahu
21. Sonra da onu öldürüp kabre koydu.
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ ٢٢
thumma idhā shāa ansharahu
22. Sonra dilediği zaman onu yeniden diriltir.
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ ٢٣
kallā lammā yaqḍi mā amarahu
23. Hayır. O (Rabbinin) kendisine emrettiğini yerine getirmedi.
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ ٢٤
falyanẓuri l-insānu ilā ṭaʿāmihi
24. İnsan yiyeceğine bir baksın.
أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا ٢٥
annā ṣababnā l-māa ṣabban
25. Şüphesiz biz suyu/yağmuru döktükçe döktük.
ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا ٢٦
thumma shaqaqnā l-arḍa shaqqan
26. Sonra toprağı iyiden iyiye yardık!
فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا ٢٧
fa-anbatnā fīhā ḥabban
27. Ve orada taneler bitirdik.
وَعِنَبًا وَقَضْبًا ٢٨
waʿinaban waqaḍban
28. Üzümler ve yoncalar,
وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا ٢٩
wazaytūnan wanakhlan
29. Zeytinler ve hurmalar,
وَحَدَآئِقَ غُلْبًا ٣٠
waḥadāiqa ghul'ban
30. Sık ağaçlı bahçeler,
وَفَٰكِهَةً وَأَبًّا ٣١
wafākihatan wa-abban
31. Meyveler ve otlaklar,
مَّتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ ٣٢
matāʿan lakum wali-anʿāmikum
32. Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için,
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ ٣٣
fa-idhā jāati l-ṣākhatu
33. Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ ٣٤
yawma yafirru l-maru min akhīhi
34. O gün kişi kardeşinden kaçar.
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ ٣٥
wa-ummihi wa-abīhi
35. Anasından ve babasından,
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ ٣٦
waṣāḥibatihi wabanīhi
36. Eşinden ve evladından,
لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ ٣٧
likulli im'ri-in min'hum yawma-idhin shanun yugh'nīhi
37. O gün herkes için kendine yetecek bir işi vardır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ ٣٨
wujūhun yawma-idhin mus'firatun
38. O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar.
ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ ٣٩
ḍāḥikatun mus'tabshiratun
39. Güleç ve neşelidir.
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ ٤٠
wawujūhun yawma-idhin ʿalayhā ghabaratun
40. Öyle yüzler de var ki o gün üzerini toz kaplamıştır.
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ ٤١
tarhaquhā qataratun
41. Onları bir siyahlık bürür.
أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ ٤٢
ulāika humu l-kafaratu l-fajaratu
42. İşte onlar kâfirler, facirlerdir.
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: