وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًا ١
wal-mur'salāti ʿur'fan
1. Yemin olsun, ardı ardına gönderilenlere.
سورة المرسلات
Mürselât Suresi (“Gönderilenler”) okunuşu: 50 ayetin her biri Arapça, ardından Latin harfleriyle (her Arapça kelimeye bir Latin kelime) ve Türkçe meali. Tilaveti başlatın: her kelime okunduğu anda vurgulanır.
Üzerinde çizgi olan harfler (ā, ī, ū) uzundur, ʿ ayn harfini, ḥ, ṣ, ḍ, ṭ, ẓ kalın harfleri gösterir. Anlamını görmek için bir Arapça kelimenin üzerine gelin veya dokunun.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bis'mi l-lahi l-raḥmāni l-raḥīmi
وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًا ١
wal-mur'salāti ʿur'fan
1. Yemin olsun, ardı ardına gönderilenlere.
فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًا ٢
fal-ʿāṣifāti ʿaṣfan
2. Şiddetle esip savuranlara.
وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًا ٣
wal-nāshirāti nashran
3. Yaydıkça yayanlara.
فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًا ٤
fal-fāriqāti farqan
4. Ayırdıkça ayıranlara.
فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا ٥
fal-mul'qiyāti dhik'ran
5. Zikri getirip, bırakanlara.
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ٦
ʿudh'ran aw nudh'ran
6. Gerek özür için olsun, gerek uyarı için.
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ ٧
innamā tūʿadūna lawāqiʿun
7. Şüphe yok ki, size vaadedilen mutlaka gerçekleşecektir.
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ٨
fa-idhā l-nujūmu ṭumisat
8. Yıldızların ışığı söndüğü zaman.
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ٩
wa-idhā l-samāu furijat
9. Gök yarıldığında.
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ١٠
wa-idhā l-jibālu nusifat
10. Dağlar parçamparça olup savrulduğunda.
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ١١
wa-idhā l-rusulu uqqitat
11. Peygamberlere ümmetleri hakkında şahitlik vakitleri bildirildiği zaman.
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ١٢
li-ayyi yawmin ujjilat
12. Bu, hangi güne ertelenmiş?
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ١٣
liyawmi l-faṣli
13. Ayrım (hüküm) gününe (ertelenmiştir).
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ١٤
wamā adrāka mā yawmu l-faṣli
14. Hüküm gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ١٥
waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna
15. O gün vay yalanlayanların haline!
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ١٦
alam nuh'liki l-awalīna
16. Biz, öncekileri helak etmedik mi?
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ ١٧
thumma nut'biʿuhumu l-ākhirīna
17. Sonra arkadan gelenleri de onların arkasına takacağız.
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ١٨
kadhālika nafʿalu bil-muj'rimīna
18. Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ١٩
waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna
19. O gün vay yalanlayanların haline!
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ ٢٠
alam nakhluqkkum min māin mahīnin
20. Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ ٢١
fajaʿalnāhu fī qarārin makīnin
21. Ve onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ ٢٢
ilā qadarin maʿlūmin
22. Belli bir süreye kadar.
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ ٢٣
faqadarnā faniʿ'ma l-qādirūna
23. Buna gücümüz yeter. Ne güzel güç yetirenleriz.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٢٤
waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna
24. O gün yalanlayanların vay haline!
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ٢٥
alam najʿali l-arḍa kifātan
25. Biz, yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا ٢٦
aḥyāan wa-amwātan
26. Diri olanları da, ölü olanları da.
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءً فُرَاتًا ٢٧
wajaʿalnā fīhā rawāsiya shāmikhātin wa-asqaynākum māan furātan
27. Orada yüksek dağlar yaratıp size tatlı su içirmedik mi?
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٢٨
waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna
28. O gün yalanlayanların vay haline!
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ٢٩
inṭaliqū ilā mā kuntum bihi tukadhibūna
29. Yalanlamış olduğunuza (azaba) doğru yürüyün bakalım!
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍ ٣٠
inṭaliqū ilā ẓillin dhī thalāthi shuʿabin
30. Üç kollu (ateşin) gölgesine doğru yürüyün!
لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ٣١
lā ẓalīlin walā yugh'nī mina l-lahabi
31. Ne gölgelendirir, ne alevden korur.
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ ٣٢
innahā tarmī bishararin kal-qaṣri
32. O, her biri saraylar gibi olan kıvılcımlar saçar.
كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌ صُفْرٌ ٣٣
ka-annahu jimālatun ṣuf'run
33. Her biri sarı develer gibidir.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٣٤
waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna
34. O gün yalanlayanların vay haline!
هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ٣٥
hādhā yawmu lā yanṭiqūna
35. Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ٣٦
walā yu'dhanu lahum fayaʿtadhirūna
36. Onların özür dilemelerine dahi izin verilmez.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٣٧
waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna
37. O gün yalanlayanların vay haline!
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ٣٨
hādhā yawmu l-faṣli jamaʿnākum wal-awalīna
38. Bu, ayırma (hüküm) günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız.
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ ٣٩
fa-in kāna lakum kaydun fakīdūni
39. Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana karşı tuzak kurun!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٤٠
waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna
40. O gün, yalanlayanların vay haline!
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍ وَعُيُونٍ ٤١
inna l-mutaqīna fī ẓilālin waʿuyūnin
41. Şüphesiz ki takva sahipleri, gölgelerde pınar başlarındadır.
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ٤٢
wafawākiha mimmā yashtahūna
42. Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ٤٣
kulū wa-ish'rabū hanīan bimā kuntum taʿmalūna
43. Yaptığınız ameller sebebi ile afiyetle yiyin, için.
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ٤٤
innā kadhālika najzī l-muḥ'sinīna
44. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٤٥
waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna
45. O gün yalanlayanların vay haline!
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ٤٦
kulū watamattaʿū qalīlan innakum muj'rimūna
46. Yiyin ve biraz yararlanın; muhakkak ki siz günahkârlarsınız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٤٧
waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna
47. O gün, yalanlayanların vay haline!
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ ٤٨
wa-idhā qīla lahumu ir'kaʿū lā yarkaʿūna
48. Onlara; “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezlerdi.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٤٩
waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna
49. O gün yalanlayanların vay haline!
فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ ٥٠
fabi-ayyi ḥadīthin baʿdahu yu'minūna
50. Onlar bundan (Kur'an'dan) sonra artık hangi söze iman edecekler?
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: