وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ ١
wal-najmi idhā hawā
1. Battığı zaman yıldıza andolsun.
سورة النجم
Necm Suresi (“Yıldız”) okunuşu: 62 ayetin her biri Arapça, ardından Latin harfleriyle (her Arapça kelimeye bir Latin kelime) ve Türkçe meali. Tilaveti başlatın: her kelime okunduğu anda vurgulanır.
Üzerinde çizgi olan harfler (ā, ī, ū) uzundur, ʿ ayn harfini, ḥ, ṣ, ḍ, ṭ, ẓ kalın harfleri gösterir. Anlamını görmek için bir Arapça kelimenin üzerine gelin veya dokunun.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bis'mi l-lahi l-raḥmāni l-raḥīmi
وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ ١
wal-najmi idhā hawā
1. Battığı zaman yıldıza andolsun.
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ ٢
mā ḍalla ṣāḥibukum wamā ghawā
2. Arkadaşınız (doğru yoldan) çıkmadı, sapıtmadı.
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ ٣
wamā yanṭiqu ʿani l-hawā
3. Kendi hevasından konuşmaz.
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ ٤
in huwa illā waḥyun yūḥā
4. (Size okuduğu) Kur'an, ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ ٥
ʿallamahu shadīdu l-quwā
5. Bunu, ona çok güçlü biri öğretti.
ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ ٦
dhū mirratin fa-is'tawā
6. Güç sahibi ve güzel görünüşlüdür. (Derken en yüksek ufukta) yükseliverdi.
وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ ٧
wahuwa bil-ufuqi l-aʿlā
7. O, en yüksek ufukta idi.
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ ٨
thumma danā fatadallā
8. Sonra (Muhammed’e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı.
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ ٩
fakāna qāba qawsayni aw adnā
9. Böylece iki yay (boyu) kadar hatta daha da yaklaştı.
فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ ١٠
fa-awḥā ilā ʿabdihi mā awḥā
10. Cebrail, Allah'ın kuluna vahyettiğini vahyetti.
مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ ١١
mā kadhaba l-fuādu mā raā
11. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ ١٢
afatumārūnahu ʿalā mā yarā
12. (Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?
وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ ١٣
walaqad raāhu nazlatan ukh'rā
13. Andolsun ki o, Cebrâîl’i bir başka inişte daha görmüştü.
عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ ١٤
ʿinda sid'rati l-muntahā
14. Sidre-i Müntehâ’nın yanında.
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ ١٥
ʿindahā jannatu l-mawā
15. Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.
إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ ١٦
idh yaghshā l-sid'rata mā yaghshā
16. O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.
مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ ١٧
mā zāgha l-baṣaru wamā ṭaghā
17. Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.
لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ ١٨
laqad raā min āyāti rabbihi l-kub'rā
18. Andolsun ki o Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ ١٩
afara-aytumu l-lāta wal-ʿuzā
19. Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ’yı?
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ ٢٠
wamanata l-thālithata l-ukh'rā
20. Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı.
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ ٢١
alakumu l-dhakaru walahu l-unthā
21. Erkekler sizin; dişiler O’nun mu?
تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰٓ ٢٢
til'ka idhan qis'matun ḍīzā
22. Öyle ise bu çok insafsızca bir taksimdir.
إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ ٢٣
in hiya illā asmāon sammaytumūhā antum waābāukum mā anzala l-lahu bihā min sul'ṭānin in yattabiʿūna illā l-ẓana wamā tahwā l-anfusu walaqad jāahum min rabbihimu l-hudā
23. Bunlar (putlar) sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlar hakkında bir delil indirmemiştir. Onlar, ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Oysa, onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
أَمْ لِلْإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ ٢٤
am lil'insāni mā tamannā
24. Yoksa insan her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?
فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ ٢٥
falillahi l-ākhiratu wal-ūlā
25. Ahiret de dünya da Allah’ındır.
وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ ٢٦
wakam min malakin fī l-samāwāti lā tugh'nī shafāʿatuhum shayan illā min baʿdi an yadhana l-lahu liman yashāu wayarḍā
26. Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kimseler için izin vermedikçe onların şefaatı hiçbir fayda vermez.
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ ٢٧
inna alladhīna lā yu'minūna bil-ākhirati layusammūna l-malāikata tasmiyata l-unthā
27. Doğrusu ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendirirler.
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًٔا ٢٨
wamā lahum bihi min ʿil'min in yattabiʿūna illā l-ẓana wa-inna l-ẓana lā yugh'nī mina l-ḥaqi shayan
28. Hâlbuki onların buna dair bilgileri yoktur. Onlar ancak zanna uyarlar. Zan ise hiç şüphesiz hak adına hiçbir şey ifade etmez.
فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ٢٩
fa-aʿriḍ ʿan man tawallā ʿan dhik'rinā walam yurid illā l-ḥayata l-dun'yā
29. Bu sebeple sen, zikrimizden/Kur'an'dan yüz çevirenden ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenden uzak dur!
ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ ٣٠
dhālika mablaghuhum mina l-ʿil'mi inna rabbaka huwa aʿlamu biman ḍalla ʿan sabīlihi wahuwa aʿlamu bimani ih'tadā
30. İşte onların erişebilecekleri ilim budur. Şüphesiz Rabbin, kimin yolundan saptığını en iyi bilendir. Kimin hidayet üzere olduğunu da en iyi bilen O’dur.
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى ٣١
walillahi mā fī l-samāwāti wamā fī l-arḍi liyajziya alladhīna asāū bimā ʿamilū wayajziya alladhīna aḥsanū bil-ḥus'nā
31. Göklerde olan da yerde olan da Allah’ındır. Kötülük edenleri yaptıkları sebebiyle cezalandıracak, iyilik edenleri de en iyisi ile ödüllendirecektir.
ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِى بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ ٣٢
alladhīna yajtanibūna kabāira l-ith'mi wal-fawāḥisha illā l-lamama inna rabbaka wāsiʿu l-maghfirati huwa aʿlamu bikum idh ansha-akum mina l-arḍi wa-idh antum ajinnatun fī buṭūni ummahātikum falā tuzakkū anfusakum huwa aʿlamu bimani ittaqā
32. Onlar küçük kusurlar dışında günâhların büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar. Şüphesiz Rabbin, mağfireti çok geniş olandır. Sizi topraktan meydana getirdiği zaman da ve siz, annelerinizin karnında cenin halinde iken de sizi en iyi O bilir. Öyleyse kendi kendinizi temize çıkarmayın. Kimin takvalı olduğunu en iyi O bilir.
أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ ٣٣
afara-ayta alladhī tawallā
33. Yüz çeviren kimseyi gördün mü?
وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰٓ ٣٤
wa-aʿṭā qalīlan wa-akdā
34. Ve az bir şey verip sımsıkı tutanı.
أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ ٣٥
aʿindahu ʿil'mu l-ghaybi fahuwa yarā
35. Gaybın ilmi onun yanında da, o mu görüyor?
أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ ٣٦
am lam yunabba bimā fī ṣuḥufi mūsā
36. Yoksa ona Mûsâ'nın sahifelerinde olan haber verilmedi mi?
وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ ٣٧
wa-ib'rāhīma alladhī waffā
37. Ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in (sahifelerinde)
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ٣٨
allā taziru wāziratun wiz'ra ukh'rā
38. Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ ٣٩
wa-an laysa lil'insāni illā mā saʿā
39. İnsan için çalıştığından başkası yoktur.
وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ ٤٠
wa-anna saʿyahu sawfa yurā
40. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.
ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ ٤١
thumma yuj'zāhu l-jazāa l-awfā
41. Sonra da karşılığı eksiksiz tam olarak verilecektir.
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ ٤٢
wa-anna ilā rabbika l-muntahā
42. Ve kuşkusuz en son varış Rabbinedir.
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ ٤٣
wa-annahu huwa aḍḥaka wa-abkā
43. Güldüren de, ağlatan da O’dur.
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا ٤٤
wa-annahu huwa amāta wa-aḥyā
44. Öldüren de, dirilten de O’dur.
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ ٤٥
wa-annahu khalaqa l-zawjayni l-dhakara wal-unthā
45. Erkek ve dişi olarak iki cinsi yaratan O’dur.
مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ ٤٦
min nuṭ'fatin idhā tum'nā
46. Bir nutfeden rahimlere döküldüğü zaman.
وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ ٤٧
wa-anna ʿalayhi l-nashata l-ukh'rā
47. Şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir.
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ ٤٨
wa-annahu huwa aghnā wa-aqnā
48. Zengin kılan da, varlıklı eden de O’dur.
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ ٤٩
wa-annahu huwa rabbu l-shiʿ'rā
49. Şi’râ (yıldızı)nın Rabbi de O’dur.
وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ ٥٠
wa-annahu ahlaka ʿādan l-ūlā
50. Ve şüphesiz ki, önceki Âd Kavmi’ni O helâk etti.
وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ ٥١
wathamūdā famā abqā
51. Semûd'u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı.
وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ ٥٢
waqawma nūḥin min qablu innahum kānū hum aẓlama wa-aṭghā
52. Daha önce de Nûh’un kavmini helâk etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.
وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ ٥٣
wal-mu'tafikata ahwā
53. O, (Lût kavminin) altüst olan şehirlerini de böyle yaptı
فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ ٥٤
faghashāhā mā ghashā
54. Onlara bürüyen (şiddetli bir azap) bürüdü.
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ ٥٥
fabi-ayyi ālāi rabbika tatamārā
55. O halde, Rabbinin hangi nimetinden şüphe ediyorsun?
هَٰذَا نَذِيرٌ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ ٥٦
hādhā nadhīrun mina l-nudhuri l-ūlā
56. İşte bu, önceki uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.
أَزِفَتِ ٱلْـَٔازِفَةُ ٥٧
azifati l-āzifatu
57. Yaklaşmakta olan (kıyamet iyice) yaklaştı.
لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ ٥٨
laysa lahā min dūni l-lahi kāshifatun
58. Onu (vaktini) Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.
أَفَمِنْ هَٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ ٥٩
afamin hādhā l-ḥadīthi taʿjabūna
59. Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz?
وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ ٦٠
wataḍḥakūna walā tabkūna
60. Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!
وَأَنتُمْ سَٰمِدُونَ ٦١
wa-antum sāmidūna
61. Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız.
فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ ٦٢
fa-us'judū lillahi wa-uʿ'budū
62. Artık, (sadece) Allah’a secde edin. O’na ibadet edin.
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: