إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ ١
idhā waqaʿati l-wāqiʿatu
1. Kıyamet koptuğu zaman.
سورة الواقعة
Vâkıa Suresi (“Olay”) okunuşu: 96 ayetin her biri Arapça, ardından Latin harfleriyle (her Arapça kelimeye bir Latin kelime) ve Türkçe meali. Tilaveti başlatın: her kelime okunduğu anda vurgulanır.
Üzerinde çizgi olan harfler (ā, ī, ū) uzundur, ʿ ayn harfini, ḥ, ṣ, ḍ, ṭ, ẓ kalın harfleri gösterir. Anlamını görmek için bir Arapça kelimenin üzerine gelin veya dokunun.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bis'mi l-lahi l-raḥmāni l-raḥīmi
إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ ١
idhā waqaʿati l-wāqiʿatu
1. Kıyamet koptuğu zaman.
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ ٢
laysa liwaqʿatihā kādhibatun
2. Onun gerçekleşmesine artık yalan diyecek yoktur.
خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ ٣
khāfiḍatun rāfiʿatun
3. O; alçaltıcı, yükselticidir.
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا ٤
idhā rujjati l-arḍu rajjan
4. Yer şiddetle sarsılınca.
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا ٥
wabussati l-jibālu bassan
5. Dağlar paramparça olduğunda.
فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا ٦
fakānat habāan munbathan
6. Derken toz toprak halinde dağılıp savrulduğu zaman.
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَٰثَةً ٧
wakuntum azwājan thalāthatan
7. Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman.
فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ ٨
fa-aṣḥābu l-maymanati mā aṣḥābu l-maymanati
8. Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!
وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ ٩
wa-aṣḥābu l-mashamati mā aṣḥābu l-mashamati
9. Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ ١٠
wal-sābiqūna l-sābiqūna
10. (Hayırda) önde olanlar, öncülerdir.
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ ١١
ulāika l-muqarabūna
11. İşte onlar, yakınlaştırılmış olanlardır.
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ١٢
fī jannāti l-naʿīmi
12. Onlar Naim Cennetleri'ndedirler.
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ ١٣
thullatun mina l-awalīna
13. Bir çoğu öncekilerdendir.
وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ ١٤
waqalīlun mina l-ākhirīna
14. Birazı da sonrakilerdendir.
عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ ١٥
ʿalā sururin mawḍūnatin
15. (Altın ile) işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ ١٦
muttakiīna ʿalayhā mutaqābilīna
16. Karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ ١٧
yaṭūfu ʿalayhim wil'dānun mukhalladūna
17. Onların etrafında ölümsüz genç hizmetçiler dolaşır.
بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ ١٨
bi-akwābin wa-abārīqa wakasin min maʿīnin
18. Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler.
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ ١٩
lā yuṣaddaʿūna ʿanhā walā yunzifūna
19. Ondan başları da ağrımaz ve akılları da giderilmez.
وَفَٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ ٢٠
wafākihatin mimmā yatakhayyarūna
20. Beğendikleri meyveler.
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ ٢١
walaḥmi ṭayrin mimmā yashtahūna
21. Canlarının çektiği kuş etleri.
وَحُورٌ عِينٌ ٢٢
waḥūrun ʿīnun
22. Ve iri gözlü huriler.
كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ ٢٣
ka-amthāli l-lu'lu-i l-maknūni
23. Saklı inciler gibi.
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ٢٤
jazāan bimā kānū yaʿmalūna
24. İşledikleri amellere karşılık olarak (verilir.)
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا ٢٥
lā yasmaʿūna fīhā laghwan walā tathīman
25. Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
إِلَّا قِيلًا سَلَٰمًا سَلَٰمًا ٢٦
illā qīlan salāman salāman
26. Söylenen; yalnızca "Selâm, selâm!" dır.
وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ ٢٧
wa-aṣḥābu l-yamīni mā aṣḥābu l-yamīni
27. Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!
فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ ٢٨
fī sid'rin makhḍūdin
28. Dikensiz sedir ağaçlarında.
وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ ٢٩
waṭalḥin manḍūdin
29. Salkım salkım muz ağaçlarında.
وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ ٣٠
waẓillin mamdūdin
30. Uzamış gölgeler.
وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ ٣١
wamāin maskūbin
31. Çağlayarak akan sular.
وَفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ ٣٢
wafākihatin kathīratin
32. Bir çok meyveler.
لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ ٣٣
lā maqṭūʿatin walā mamnūʿatin
33. Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan.
وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ ٣٤
wafurushin marfūʿatin
34. Ve yüksek döşekler içindedirler.
إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءً ٣٥
innā anshanāhunna inshāan
35. Biz, o hurileri yeni bir yaratılışla yarattık.
فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا ٣٦
fajaʿalnāhunna abkāran
36. Onları bakireler kıldık.
عُرُبًا أَتْرَابًا ٣٧
ʿuruban atrāban
37. Eşlerine düşkün ve yaşıt.
لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ ٣٨
li-aṣḥābi l-yamīni
38. Sağ taraftakiler için.
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ ٣٩
thullatun mina l-awalīna
39. Bir çoğu öncekilerden.
وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ ٤٠
wathullatun mina l-ākhirīna
40. Bir çoğu da sonrakilerdendir.
وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ ٤١
wa-aṣḥābu l-shimāli mā aṣḥābu l-shimāli
41. Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!
فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ ٤٢
fī samūmin waḥamīmin
42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde.
وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ ٤٣
waẓillin min yaḥmūmin
43. Simsiyah bir duman gölgesinde.
لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ ٤٤
lā bāridin walā karīmin
44. Ne bir serinlik, ne de bir güzellik!
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ ٤٥
innahum kānū qabla dhālika mut'rafīna
45. Çünkü onlar, bundan önce (arzularının hoşuna giden şeyler içinde) şımarmış kimselerdi.
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ ٤٦
wakānū yuṣirrūna ʿalā l-ḥinthi l-ʿaẓīmi
46. Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ٤٧
wakānū yaqūlūna a-idhā mit'nā wakunnā turāban waʿiẓāman a-innā lamabʿūthūna
47. "Biz ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar mı dirileceğiz?" diyorlardı.
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ ٤٨
awaābāunā l-awalūna
48. "Daha önceki atalarımız da mı?"
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ ٤٩
qul inna l-awalīna wal-ākhirīna
49. De ki: "Hem öncekiler, hem sonrakiler."
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ ٥٠
lamajmūʿūna ilā mīqāti yawmin maʿlūmin
50. Belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya getirileceksiniz.
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ ٥١
thumma innakum ayyuhā l-ḍālūna l-mukadhibūna
51. Sonra gerçekten sizler ey sapıklar, yalanlayıcılar!
لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ ٥٢
laākilūna min shajarin min zaqqūmin
52. Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ ٥٣
famāliūna min'hā l-buṭūna
53. Karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız.
فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ ٥٤
fashāribūna ʿalayhi mina l-ḥamīmi
54. Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.
فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ ٥٥
fashāribūna shur'ba l-hīmi
55. Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz.
هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ ٥٦
hādhā nuzuluhum yawma l-dīni
56. İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ ٥٧
naḥnu khalaqnākum falawlā tuṣaddiqūna
57. Sizi biz yarattık. (Tekrardan yaratılışı) tasdik etmeniz gerekmez mi ?
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ ٥٨
afara-aytum mā tum'nūna
58. Akıttığınız meniyi gördünüz mü?
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ ٥٩
a-antum takhluqūnahu am naḥnu l-khāliqūna
59. Onu siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa yaratan biz miyiz?
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ٦٠
naḥnu qaddarnā baynakumu l-mawta wamā naḥnu bimasbūqīna
60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Bizler aciz de değiliz.
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ ٦١
ʿalā an nubaddila amthālakum wanunshi-akum fī mā lā taʿlamūna
61. Yerinize benzerlerinizi getirip, değiştirmek ve sizi bilemediğiniz bir şekilde yeniden yaratmak hususunda.
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ٦٢
walaqad ʿalim'tumu l-nashata l-ūlā falawlā tadhakkarūna
62. Andolsun ki ilk yaratmayı bildiniz. O halde düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ ٦٣
afara-aytum mā taḥruthūna
63. Ektiğiniz şeyleri gördünüz mü?
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ ٦٤
a-antum tazraʿūnahu am naḥnu l-zāriʿūna
64. Onu siz mi bitiriyorsunuz? Yoksa bitiren biz miyiz?
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ٦٥
law nashāu lajaʿalnāhu ḥuṭāman faẓaltum tafakkahūna
65. Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık; siz de şaşırıp kalırdınız.
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ ٦٦
innā lamugh'ramūna
66. Doğrusu borç altına girdik.
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٦٧
bal naḥnu maḥrūmūna
67. "Daha doğrusu biz yoksul bırakıldık (dersiniz)."
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ ٦٨
afara-aytumu l-māa alladhī tashrabūna
68. İçtiğiniz suyu gördünüz mü?
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ ٦٩
a-antum anzaltumūhu mina l-muz'ni am naḥnu l-munzilūna
69. Onu buluttan siz mi indirdiniz? Yoksa indiren biz miyiz?
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ٧٠
law nashāu jaʿalnāhu ujājan falawlā tashkurūna
70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ ٧١
afara-aytumu l-nāra allatī tūrūna
71. Tutuşturup, yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ ٧٢
a-antum anshatum shajaratahā am naḥnu l-munshiūna
72. Onun ağacını siz mi yarattınız? Yoksa yaratan biz miyiz?
نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَٰعًا لِّلْمُقْوِينَ ٧٣
naḥnu jaʿalnāhā tadhkiratan wamatāʿan lil'muq'wīna
73. Biz onu, bir ibret ve gelip geçen yolcuların istifadesi için yarattık.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ٧٤
fasabbiḥ bi-is'mi rabbika l-ʿaẓīmi
74. O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!
فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ ٧٥
falā uq'simu bimawāqiʿi l-nujūmi
75. Yıldızların yerlerine yemin ederim ki!
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ ٧٦
wa-innahu laqasamun law taʿlamūna ʿaẓīmun
76. Eğer bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir.
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ ٧٧
innahu laqur'ānun karīmun
77. Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır.
فِى كِتَٰبٍ مَّكْنُونٍ ٧٨
fī kitābin maknūnin
78. Gizli/korunmuş bir kitaptadır.
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ ٧٩
lā yamassuhu illā l-muṭaharūna
79. Ona ancak temizlenmiş olanlar dokunabilir.
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٨٠
tanzīlun min rabbi l-ʿālamīna
80. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ ٨١
afabihādhā l-ḥadīthi antum mud'hinūna
81. Şimdi siz, bu sözü mü yalanlıyorsunuz?
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ٨٢
watajʿalūna riz'qakum annakum tukadhibūna
82. Onu yalanlayarak mı size verilen nimete şükrediyorsunuz?
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ ٨٣
falawlā idhā balaghati l-ḥul'qūma
83. Hani can boğaza gelip dayandığında.
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ ٨٤
wa-antum ḥīna-idhin tanẓurūna
84. O vakit siz bakıp durursunuz.
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ ٨٥
wanaḥnu aqrabu ilayhi minkum walākin lā tub'ṣirūna
85. Biz; ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ ٨٦
falawlā in kuntum ghayra madīnīna
86. Madem ki (tekrardan dirilip) ceza görmeyecekmişsiniz.
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ ٨٧
tarjiʿūnahā in kuntum ṣādiqīna
87. Eğer doğru söylüyor iseniz, onu (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize!
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ ٨٨
fa-ammā in kāna mina l-muqarabīna
88. Eğer o (ölen kişi), yakın kılınanlardan ise.
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ ٨٩
farawḥun warayḥānun wajannatu naʿīmin
89. Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim Cenneti vardır.
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ ٩٠
wa-ammā in kāna min aṣḥābi l-yamīni
90. Eğer o, sağdakilerden ise.
فَسَلَٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ ٩١
fasalāmun laka min aṣḥābi l-yamīni
91. Ey sağdaki! Sana selam olsun!
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ ٩٢
wa-ammā in kāna mina l-mukadhibīna l-ḍālīna
92. Eğer o, yalanlayan sapıklardan ise.
فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ ٩٣
fanuzulun min ḥamīmin
93. İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ ٩٤
wataṣliyatu jaḥīmin
94. Ve (onun sonu) Cehennem'e atılmaktır.
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ ٩٥
inna hādhā lahuwa ḥaqqu l-yaqīni
95. Şüphe yok ki, kesin gerçek işte budur.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ٩٦
fasabbiḥ bi-is'mi rabbika l-ʿaẓīmi
96. O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: