26:210 ayetinin metni
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ ٢١٠
Okunuşu
wamā tanazzalat bihi l-shayāṭīnu
Meal
Kur’an’ı Şeytanlar indirmedi.
سورة الشعراء، الآية ٢١٠
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ ٢١٠
wamā tanazzalat bihi l-shayāṭīnu
Kur’an’ı Şeytanlar indirmedi.
Şuarâ Suresi’nin 210. ayeti (26:210) Mekki bir surededir; 19. cüzde, Mushaf’ın 376. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 74 kârinin sesinden dinleyin.
74 kâriden 80 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Bu Kur'an'ı, resul -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kalbine şeytanlar indirmemiştir.
210-211. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’in kemalini ve üstünlüğünü beyan ettikten sonra, onu her türlü eksiklikten tenzih etmekte ve gerek nüzulü esnasında gerek nüzulünden sonra ins ve cin şeytanlarına karşı onu himaye ettiğini belirterek şöyle buyurmaktadır: “O (Kur'ân’ı) şeytanlar indirmemiştir. Bu, onlara yaraşmaz” hallerine yakışmaz ve uygun düşmez, “zaten buna güçleri de yetmez.” 212. “Çünkü onlar, (semada Kur'ân’ı) işitmekten kesinlikle uzak tutulmuşlardır.” Kur’ân-ı Kerîm’i işitmekten uzak tutuldukları gibi, Kur’ân-ı Kerîm’in korunması için onları uzak tutucu unsurlar da hazırlanmıştır … Devamını oku
Şuarâ suresinin 207-227. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 376. sayfası).
Kur’an’ı şeytanlar indirmedi.
O'nu (Kur'an’ı) şeytanlar indirmedi.
Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.
مَّنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبْعَثَ رَسُولًا
Hidayet yoluna giren kimse ancak kendisi için girmiş olur. Sapan kimsenin de sapıklığı ancak kendi aleyhinedir. Hiçbir günahkâr bir başkasının günahını yüklenmez. Biz, rasûl göndermedikçe azap etmeyiz.
وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ ٱلْقُرَىٰ حَتَّىٰ يَبْعَثَ فِىٓ أُمِّهَا رَسُولًا يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِى ٱلْقُرَىٰٓ إِلَّا وَأَهْلُهَا ظَٰلِمُونَ
Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir rasûlü memleketlerin anasına (Mekke'ye) göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Biz, halkı zalim olan beldelerden başkasını helâk edici değiliz.
لَوْ أَنزَلْنَا هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ عَلَىٰ جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُۥ خَٰشِعًا مُّتَصَدِّعًا مِّنْ خَشْيَةِ ٱللَّهِ وَتِلْكَ ٱلْأَمْثَٰلُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Biz bu Kur’an’ı bir dağın üzerine indirseydik, onun Allah korkusundan baş eğerek parça parça olduğunu görürdün. İşte biz, bu örnekleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz.
وَأَنَّا لَمَسْنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدْنَٰهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا …
Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık, fakat onu güçlü bekçilerle, alev hüzmeleriyle (yıldızlarla) doldurulmuş bulduk. …
لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَٰفِلُونَ
Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (bu kitap indirilmiştir.)
وَكَذَٰلِكَ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ قُرْءَانًا عَرَبِيًّا لِّتُنذِرَ أُمَّ ٱلْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنذِرَ يَوْمَ ٱلْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِى ٱلْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِى ٱلسَّعِيرِ
Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup Cennet'te, bir grup ise Cehennem'dedir.