الٓر تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ ١
alif-lam-ra til'ka āyātu l-kitābi waqur'ānin mubīnin
1. Elif, Lâm, Râ.1 İşte bunlar kitabın, apaçık Kur'an'ın ayetleridir.
Notlar
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
سورة الحجر
Hicr Suresi okunuşu: 99 ayetin her biri Arapça, ardından Latin harfleriyle (her Arapça kelimeye bir Latin kelime) ve Türkçe meali. Tilaveti başlatın: her kelime okunduğu anda vurgulanır.
Üzerinde çizgi olan harfler (ā, ī, ū) uzundur, ʿ ayn harfini, ḥ, ṣ, ḍ, ṭ, ẓ kalın harfleri gösterir. Anlamını görmek için bir Arapça kelimenin üzerine gelin veya dokunun.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bis'mi l-lahi l-raḥmāni l-raḥīmi
الٓر تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ ١
alif-lam-ra til'ka āyātu l-kitābi waqur'ānin mubīnin
1. Elif, Lâm, Râ.1 İşte bunlar kitabın, apaçık Kur'an'ın ayetleridir.
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ ٢
rubamā yawaddu alladhīna kafarū law kānū mus'limīna
2. Kâfirler (kıyamet günü) keşke Müslüman olsaydık diye temenni ederler.
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٣
dharhum yakulū wayatamattaʿū wayul'hihimu l-amalu fasawfa yaʿlamūna
3. Onları bırak da yesinler, eğlensinler, beklentileri onları oyalasın. Nasıl olsa öğrenecekler.
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ ٤
wamā ahlaknā min qaryatin illā walahā kitābun maʿlūmun
4. Biz, bilinen bir yazgısı olmadan hiçbir ülkeyi yok etmedik.
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ ٥
mā tasbiqu min ummatin ajalahā wamā yastakhirūna
5. Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.
وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ ٦
waqālū yāayyuhā alladhī nuzzila ʿalayhi l-dhik'ru innaka lamajnūnun
6. Dediler ki: "Ey kendisine Kur'an indirilen! Sen mutlaka bir delisin!"
لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ٧
law mā tatīnā bil-malāikati in kunta mina l-ṣādiqīna
7. “Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!”
مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ ٨
mā nunazzilu l-malāikata illā bil-ḥaqi wamā kānū idhan munẓarīna
8. Biz, melekleri ancak hakikatle indiririz. O zaman da o kâfirlere hiç mühlet verilmez.
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ ٩
innā naḥnu nazzalnā l-dhik'ra wa-innā lahu laḥāfiẓūna
9. Kur’an’ı şüphesiz biz indirdik. O’nu koruyacak olan da şüphesiz biziz.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ ١٠
walaqad arsalnā min qablika fī shiyaʿi l-awalīna
10. Kesinlikle senden önce de, geçmiş toplumlara rasûller göndermiştik.
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ ١١
wamā yatīhim min rasūlin illā kānū bihi yastahziūna
11. Onlara kendilerine gelen her rasûlle alay ediyorlardı.
كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ ١٢
kadhālika naslukuhu fī qulūbi l-muj'rimīna
12. İşte böylece biz onu, (yalanlamayı) suçluların (Mekkeli müşriklerin) kalplerine sokarız.
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ ١٣
lā yu'minūna bihi waqad khalat sunnatu l-awalīna
13. Onlar ona (indirilen kitaba) iman etmezler, oysaki evvelkilerin sünneti de böyle olup gitmiştir.
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ ١٤
walaw fataḥnā ʿalayhim bāban mina l-samāi faẓallū fīhi yaʿrujūna
14. Onlara gökten bir kapı açsak da onlar oradan yukarı çıksalar bile...
لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ ١٥
laqālū innamā sukkirat abṣārunā bal naḥnu qawmun masḥūrūna
15. Yine de: “Gözlerimiz perdelendi, belki de hepimiz büyülendik” derler.
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ ١٦
walaqad jaʿalnā fī l-samāi burūjan wazayyannāhā lilnnāẓirīna
16. Gökte burçlar (yıldızlar) var ettik ve onları bakanlar için süsledik.
وَحَفِظْنَٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ ١٧
waḥafiẓ'nāhā min kulli shayṭānin rajīmin
17. Onu (göğü) kovulmuş şeytanlardan koruduk.
إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ ١٨
illā mani is'taraqa l-samʿa fa-atbaʿahu shihābun mubīnun
18. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da ardına açık (yakıcı) bir alev düşer.
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ ١٩
wal-arḍa madadnāhā wa-alqaynā fīhā rawāsiya wa-anbatnā fīhā min kulli shayin mawzūnin
19. Yeri de yaydık. Oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada her şeyden ölçüsü bilinen şeyler bitirdik.
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ ٢٠
wajaʿalnā lakum fīhā maʿāyisha waman lastum lahu birāziqīna
20. Ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız canlılar için geçimlikler kıldık.
وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ ٢١
wa-in min shayin illā ʿindanā khazāinuhu wamā nunazziluhu illā biqadarin maʿlūmin
21. Hazineleri bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Ancak biz onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz.
وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ ٢٢
wa-arsalnā l-riyāḥa lawāqiḥa fa-anzalnā mina l-samāi māan fa-asqaynākumūhu wamā antum lahu bikhāzinīna
22. Rüzgârları da (bulutlara yağmur) aşılayıcılar olarak gönderdik. Sonra gökten (buluttan) su indirdik de onunla sizleri suladık ve onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.
وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ ٢٣
wa-innā lanaḥnu nuḥ'yī wanumītu wanaḥnu l-wārithūna
23. Doğrusu ancak biz, hayat verir ve de öldürürüz. Hepsinin sonrasında (herşeye )varis olanlar da bizleriz.
وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ ٢٤
walaqad ʿalim'nā l-mus'taqdimīna minkum walaqad ʿalim'nā l-mus'takhirīna
24. Sizden önce geçenleri bildiğimiz gibi sizden sonra gelecekleri de biliriz.
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ ٢٥
wa-inna rabbaka huwa yaḥshuruhum innahu ḥakīmun ʿalīmun
25. Şüphesiz yalnızca senin Rabbin onların hepsini bir araya toplayacak. Muhakkak O, hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ٢٦
walaqad khalaqnā l-insāna min ṣalṣālin min ḥama-in masnūnin
26. İnsanı kuru bir çamurdan, kara ve (rengi, kokusu değişmiş) bir balçıktan yarattık.
وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ ٢٧
wal-jāna khalaqnāhu min qablu min nāri l-samūmi
27. Daha önce de cinleri yakıp kavuran bir ateşten yaratmıştık.
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ٢٨
wa-idh qāla rabbuka lil'malāikati innī khāliqun basharan min ṣalṣālin min ḥama-in masnūnin
28. Rabbin, meleklere şöyle demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, kara ve (rengi, kokusu değişmiş) balçıktan bir beşer yaratacağım."
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ ٢٩
fa-idhā sawwaytuhu wanafakhtu fīhi min rūḥī faqaʿū lahu sājidīna
29. Onu bir şekle sokup, ruhumdan üflediğim zaman onun için hemen secdeye kapanın.
فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ ٣٠
fasajada l-malāikatu kulluhum ajmaʿūna
30. Meleklerin hepsi de topluca ona secde etmişti.
إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ ٣١
illā ib'līsa abā an yakūna maʿa l-sājidīna
31. Bundan bir tek İblis müstesnaydı. O, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı.
قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ ٣٢
qāla yāib'līsu mā laka allā takūna maʿa l-sājidīna
32. Allah: "Ey İblis, senin secde edenlerle beraber olmanı engelleyen nedir?" dedi.
قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ٣٣
qāla lam akun li-asjuda libasharin khalaqtahu min ṣalṣālin min ḥama-in masnūnin
33. "(İblis) Ben, kuru bir çamurdan, kara ve (rengi, kokusu değişmiş) bir balçıktan yarattığın bir beşere secde edecek değilim" dedi.
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ ٣٤
qāla fa-ukh'ruj min'hā fa-innaka rajīmun
34. Allah dedi ki: Öyleyse ''Cennet'ten çık git. Sen artık kovuldun!.''
وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ ٣٥
wa-inna ʿalayka l-laʿnata ilā yawmi l-dīni
35. "Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir.”
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ ٣٦
qāla rabbi fa-anẓir'nī ilā yawmi yub'ʿathūna
36. İblis: “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver!” dedi.
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ ٣٧
qāla fa-innaka mina l-munẓarīna
37. Allah dedi ki: “O halde sen, kendisine mühlet verilenlerdensin.''
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ ٣٨
ilā yawmi l-waqti l-maʿlūmi
38. Vakti bilinen bir güne kadar.
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ ٣٩
qāla rabbi bimā aghwaytanī la-uzayyinanna lahum fī l-arḍi wala-ugh'wiyannahum ajmaʿīna
39. İblis: “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, hepsini saptıracağım.''
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ ٤٠
illā ʿibādaka min'humu l-mukh'laṣīna
40. Ancak, içlerinde ihlas sahibi kulların hariç.
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ ٤١
qāla hādhā ṣirāṭun ʿalayya mus'taqīmun
41. (Allah Teâlâ:) "Bu benim gösterdiğim dosdoğru yoldur." dedi.
إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ ٤٢
inna ʿibādī laysa laka ʿalayhim sul'ṭānun illā mani ittabaʿaka mina l-ghāwīna
42. Senin, kullarım üzerinde hiçbir gücün yoktur, sana uyan azgınlar dışında.
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ ٤٣
wa-inna jahannama lamawʿiduhum ajmaʿīna
43. Onların hepsine vadolunan yer Cehennem'dir.
لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ ٤٤
lahā sabʿatu abwābin likulli bābin min'hum juz'on maqsūmun
44. Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan ayrılmış belli bir pay vardır.
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ ٤٥
inna l-mutaqīna fī jannātin waʿuyūnin
45. Takva sahibi olanlar ise, Cennetlerde ve pınarlardadır.
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ ٤٦
ud'khulūhā bisalāmin āminīna
46. Selametle ve güvenle girin oraya!
وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ ٤٧
wanazaʿnā mā fī ṣudūrihim min ghillin ikh'wānan ʿalā sururin mutaqābilīna
47. Biz, onların kalplerindeki tüm kini söküp attık. Onlar, kardeşler olarak karşılıklı koltuklarda otururlar.
لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ ٤٨
lā yamassuhum fīhā naṣabun wamā hum min'hā bimukh'rajīna
48. Onlara, orada hiçbir yorgunluk yoktur. Ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.
نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ٤٩
nabbi ʿibādī annī anā l-ghafūru l-raḥīmu
49. Kullarıma benim, çok mağfiret edici, çok merhametli olduğumu haber ver.
وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ ٥٠
wa-anna ʿadhābī huwa l-ʿadhābu l-alīmu
50. Azabıma gelince de o, çok acı veren bir azaptır.
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٥١
wanabbi'hum ʿan ḍayfi ib'rāhīma
51. Onlara İbrahim’in misafirlerinden (meleklerden) de haber ver.
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ ٥٢
idh dakhalū ʿalayhi faqālū salāman qāla innā minkum wajilūna
52. Onun yanına girdikleri zaman ona: "Selam!" dediklerinde, o da onlara: “Biz, sizden korkuyoruz.” demişti.
قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍ ٥٣
qālū lā tawjal innā nubashiruka bighulāmin ʿalīmin
53. Onlar: "Endişelenme, biz sana bilgin bir erkek evlat müjdeliyoruz." dediler.
قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ٥٤
qāla abashartumūnī ʿalā an massaniya l-kibaru fabima tubashirūna
54. İbrahim: “Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?” dedi.
قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ ٥٥
qālū basharnāka bil-ḥaqi falā takun mina l-qāniṭīna
55. "Sana gerçeği müjdeliyoruz. Ümitsizliğe düşenlerden olma!" dediler.
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ ٥٦
qāla waman yaqnaṭu min raḥmati rabbihi illā l-ḍālūna
56. O da: “Yoldan çıkmışlardan başka, Rabbinin rahmetinden kim ümidini keser ki?” dedi.
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ ٥٧
qāla famā khaṭbukum ayyuhā l-mur'salūna
57. İbrahim, “Ey elçiler! O halde göreviniz nedir?” dedi.
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ ٥٨
qālū innā ur'sil'nā ilā qawmin muj'rimīna
58. "Biz, günahkâr bir topluma gönderildik.” dediler.
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ ٥٩
illā āla lūṭin innā lamunajjūhum ajmaʿīna
59. “Ancak Lût ailesi hariç (Onlar suçlu değillerdir). Kesinlikle onların hepsini bundan kurtaracağız.''
إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ ٦٠
illā im'ra-atahu qaddarnā innahā lamina l-ghābirīna
60. "Yalnız onun karısını kurtarmayacağız. Onun geri kalanlardan olmasını takdir ettik.''
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ ٦١
falammā jāa āla lūṭin l-mur'salūna
61. Elçiler (melekler) Lût’un ailesine gelince...
قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ ٦٢
qāla innakum qawmun munkarūna
62. Lût onlara: "Doğrusu siz, hiç tanınmayan kimselersiniz" dedi.
قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ ٦٣
qālū bal ji'nāka bimā kānū fīhi yamtarūna
63. Dediler ki: “Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik.”
وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ ٦٤
wa-ataynāka bil-ḥaqi wa-innā laṣādiqūna
64. “Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.”
فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ ٦٥
fa-asri bi-ahlika biqiṭ'ʿin mina al-layli wa-ittabiʿ adbārahum walā yaltafit minkum aḥadun wa-im'ḍū ḥaythu tu'marūna
65. 'Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin.''
وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ ٦٦
waqaḍaynā ilayhi dhālika l-amra anna dābira hāulāi maqṭūʿun muṣ'biḥīna
66. Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: ''Sabaha çıkarken onların arkası/kökü kesilmiş olacak.''
وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ ٦٧
wajāa ahlu l-madīnati yastabshirūna
67. Şehir halkı sevinerek geldiler.
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ ٦٨
qāla inna hāulāi ḍayfī falā tafḍaḥūni
68. Lût, dedi ki: “Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin.”
وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ ٦٩
wa-ittaqū l-laha walā tukh'zūni
69. "Allah’tan korkun da, beni utandırmayın!''
قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ ٧٠
qālū awalam nanhaka ʿani l-ʿālamīna
70. Onlar: "Biz sana insanları misafir etmeni yasaklamadık mı?" dediler.
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ ٧١
qāla hāulāi banātī in kuntum fāʿilīna
71. Lût: "Eğer evlilik yapacaksanız, işte kızlarım!" dedi.
لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ ٧٢
laʿamruka innahum lafī sakratihim yaʿmahūna
72. (Ey Muhammed!) Hayatına yemin olsun ki onlar sarhoşlukları içerisinde bocalayıp duruyorlar.
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ ٧٣
fa-akhadhathumu l-ṣayḥatu mush'riqīna
73. Derken Güneşin doğuşu sırasında, o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi.
فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ ٧٤
fajaʿalnā ʿāliyahā sāfilahā wa-amṭarnā ʿalayhim ḥijāratan min sijjīlin
74. Böylece (şehrin) üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ ٧٥
inna fī dhālika laāyātin lil'mutawassimīna
75. Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ ٧٦
wa-innahā labisabīlin muqīmin
76. O (şehir, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ ٧٧
inna fī dhālika laāyatan lil'mu'minīna
77. Şüphesiz bunda, Müminler için de bir işaret vardır.
وَإِن كَانَ أَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَٰلِمِينَ ٧٨
wa-in kāna aṣḥābu l-aykati laẓālimīna
78. (Şuayb'ın kavmi olan) Eyke halkı zalimlik etti.
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ ٧٩
fa-intaqamnā min'hum wa-innahumā labi-imāmin mubīnin
79. Onlardan da intikam aldık. Her ikisi de hala görülüp, tanınan bir yol üzerindedirler.
وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ ٨٠
walaqad kadhaba aṣḥābu l-ḥij'ri l-mur'salīna
80. Şüphesiz Hicr (Semud) halkı da peygamberleri yalanlamışlardı.
وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ ٨١
waātaynāhum āyātinā fakānū ʿanhā muʿ'riḍīna
81. Onlara ayetlerimizi gönderdik ama onlardan yüz çevirmişlerdi.
وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ ٨٢
wakānū yanḥitūna mina l-jibāli buyūtan āminīna
82. Onlar, dağları oyarak evler yapıyorlardı. Güven içindeydiler.
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ ٨٣
fa-akhadhathumu l-ṣayḥatu muṣ'biḥīna
83. Derken sabaha girdiklerinde onları da bir çığlık yakalayıverdi.
فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ ٨٤
famā aghnā ʿanhum mā kānū yaksibūna
84. Kazandıkları onlara bir fayda sağlamadı.
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ ٨٥
wamā khalaqnā l-samāwāti wal-arḍa wamā baynahumā illā bil-ḥaqi wa-inna l-sāʿata laātiyatun fa-iṣ'faḥi l-ṣafḥa l-jamīla
85. Biz, gökleri, yeri ve arasındakileri ancak hak ile yarattık. Kıyamet elbette gelecektir. Sen (Ey Muhammed!) güzel bir şekilde affederek muamele et.
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ ٨٦
inna rabbaka huwa l-khalāqu l-ʿalīmu
86. Elbette Rabbin, her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ ٨٧
walaqad ātaynāka sabʿan mina l-mathānī wal-qur'āna l-ʿaẓīma
87. Sana, tekrarlanan yedi ayeti (Fâtiha Suresi'ni) ve Kur’an-ı Azîm'i verdik.
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ ٨٨
lā tamuddanna ʿaynayka ilā mā mattaʿnā bihi azwājan min'hum walā taḥzan ʿalayhim wa-ikh'fiḍ janāḥaka lil'mu'minīna
88. Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve Müminlere (şefkat) kanadını indir.
وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ ٨٩
waqul innī anā l-nadhīru l-mubīnu
89. De ki: ''Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım.''
كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ ٩٠
kamā anzalnā ʿalā l-muq'tasimīna
90. Nitekim biz, (Kur'an'ı) kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir.
ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ ٩١
alladhīna jaʿalū l-qur'āna ʿiḍīna
91. Onlar, Kur'an'ı kısım kısım ayırdılar. (Bir kısmına sihir, bir kısmına yalan dediler)
فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ ٩٢
fawarabbika lanasalannahum ajmaʿīna
92. Rabbine andolsun ki, onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.
عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ٩٣
ʿammā kānū yaʿmalūna
93. Bu yaptıklarından ötürü...
فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ ٩٤
fa-iṣ'daʿ bimā tu'maru wa-aʿriḍ ʿani l-mush'rikīna
94. Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme.
إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ ٩٥
innā kafaynāka l-mus'tahziīna
95. Elbette o alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٩٦
alladhīna yajʿalūna maʿa l-lahi ilāhan ākhara fasawfa yaʿlamūna
96. Onlar Allah ile beraber başka bir ilah edinenlerdir. İleride öğrenecekler!
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ ٩٧
walaqad naʿlamu annaka yaḍīqu ṣadruka bimā yaqūlūna
97. Onların söyledikleri şeyler sebebiyle göğsünün daraldığını bilmekteyiz.
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ ٩٨
fasabbiḥ biḥamdi rabbika wakun mina l-sājidīna
98. Öyleyse hamt ile Rabbini tesbih et ve secde edenlerden ol!
وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ ٩٩
wa-uʿ'bud rabbaka ḥattā yatiyaka l-yaqīnu
99. Sana yakin/ölüm gelene kadar Rabbine ibadet et!