حمٓ ١
hha-meem
1. Hâ, Mîm.1
Notlar
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
سورة الدخان
Duhân Suresi (“Duman”) okunuşu: 59 ayetin her biri Arapça, ardından Latin harfleriyle (her Arapça kelimeye bir Latin kelime) ve Türkçe meali. Tilaveti başlatın: her kelime okunduğu anda vurgulanır.
Üzerinde çizgi olan harfler (ā, ī, ū) uzundur, ʿ ayn harfini, ḥ, ṣ, ḍ, ṭ, ẓ kalın harfleri gösterir. Anlamını görmek için bir Arapça kelimenin üzerine gelin veya dokunun.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bis'mi l-lahi l-raḥmāni l-raḥīmi
حمٓ ١
hha-meem
1. Hâ, Mîm.1
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ ٢
wal-kitābi l-mubīni
2. Apaçık kitaba andolsun ki.
إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍ مُّبَٰرَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ ٣
innā anzalnāhu fī laylatin mubārakatin innā kunnā mundhirīna
3. Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Biz, uyaranlarız.
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ ٤
fīhā yuf'raqu kullu amrin ḥakīmin
4. O gecede hikmetli her bir iş tarafımızdan bir emir ile ayrılır.
أَمْرًا مِّنْ عِندِنَآ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ ٥
amran min ʿindinā innā kunnā mur'silīna
5. Tarafımızdan bir emir olarak. Doğrusu biz, (rasûller) gönderenleriz.
رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ٦
raḥmatan min rabbika innahu huwa l-samīʿu l-ʿalīmu
6. Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O; her şeyi işitendir, bilendir.
رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ ٧
rabbi l-samāwāti wal-arḍi wamā baynahumā in kuntum mūqinīna
7. Göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçekten bilenler iseniz.
لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ٨
lā ilāha illā huwa yuḥ'yī wayumītu rabbukum warabbu ābāikumu l-awalīna
8. O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir.
بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ يَلْعَبُونَ ٩
bal hum fī shakkin yalʿabūna
9. Fakat, onlar şüphe içinde oynayıp eğlenirler.
فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍ مُّبِينٍ ١٠
fa-ir'taqib yawma tatī l-samāu bidukhānin mubīnin
10. Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözle!
يَغْشَى ٱلنَّاسَ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ ١١
yaghshā l-nāsa hādhā ʿadhābun alīmun
11. O insanları bürür. Bu, acı bir azaptır.
رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ ١٢
rabbanā ik'shif ʿannā l-ʿadhāba innā mu'minūna
12. "Rabbimiz! Azabı bizden kaldır. Doğrusu biz iman eden kimseleriz. (derler)"
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ ١٣
annā lahumu l-dhik'rā waqad jāahum rasūlun mubīnun
13. Nerede onlarda öğüt almak? Hâlbuki kendilerine apaçık bir rasûl gelmişti.
ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ ١٤
thumma tawallaw ʿanhu waqālū muʿallamun majnūnun
14. Sonra ondan yüz çevirmişler ve: "Öğretilmiş bir mecnun/deli." demişlerdi.
إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ ١٥
innā kāshifū l-ʿadhābi qalīlan innakum ʿāidūna
15. Biz, bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz.
يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ ١٦
yawma nabṭishu l-baṭshata l-kub'rā innā muntaqimūna
16. Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.
وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ ١٧
walaqad fatannā qablahum qawma fir'ʿawna wajāahum rasūlun karīmun
17. Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.
أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٨
an addū ilayya ʿibāda l-lahi innī lakum rasūlun amīnun
18. "Allah’ın kullarını (İsrailoğulları'nı) bana verin/teslim edin. Ben güvenilir bir peygamberim." demişti.
وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ ١٩
wa-an lā taʿlū ʿalā l-lahi innī ātīkum bisul'ṭānin mubīnin
19. Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.
وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ ٢٠
wa-innī ʿudh'tu birabbī warabbikum an tarjumūni
20. Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.
وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ ٢١
wa-in lam tu'minū lī fa-iʿ'tazilūni
21. Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ ٢٢
fadaʿā rabbahu anna hāulāi qawmun muj'rimūna
22. Mûsâ: "Bunlar, günahkâr bir toplumdur." diyerek Rabbine dua etmişti.
فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ ٢٣
fa-asri biʿibādī laylan innakum muttabaʿūna
23. Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.
وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ ٢٤
wa-ut'ruki l-baḥra rahwan innahum jundun mugh'raqūna
24. Denizi sakın olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.
كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ ٢٥
kam tarakū min jannātin waʿuyūnin
25. Onlar, nice bahçeleri ve pınarları terk ettiler.
وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ ٢٦
wazurūʿin wamaqāmin karīmin
26. Ekinleri, güzel konakları.
وَنَعْمَةٍ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ ٢٧
wanaʿmatin kānū fīhā fākihīna
27. İçinde eğlenip durdukları nimetleri.
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ ٢٨
kadhālika wa-awrathnāhā qawman ākharīna
28. İşte böyle! Biz onları başka bir kavme miras verdik.
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ ٢٩
famā bakat ʿalayhimu l-samāu wal-arḍu wamā kānū munẓarīna
29. Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Onlar mühlet verilenler de olmadı.
وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ ٣٠
walaqad najjaynā banī is'rāīla mina l-ʿadhābi l-muhīni
30. Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık.
مِن فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ ٣١
min fir'ʿawna innahu kāna ʿāliyan mina l-mus'rifīna
31. Firavun'dan. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ ٣٢
walaqadi ikh'tarnāhum ʿalā ʿil'min ʿalā l-ʿālamīna
32. Şüphesiz biz onları bir ilim üzere âlemlere karşı üstün kıldık.
وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْـَٔايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌا۟ مُّبِينٌ ٣٣
waātaynāhum mina l-āyāti mā fīhi balāon mubīnun
33. Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik.
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ ٣٤
inna hāulāi layaqūlūna
34. Şüphesiz bunlar elbette şöyle diyorlar:
إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ ٣٥
in hiya illā mawtatunā l-ūlā wamā naḥnu bimunsharīna
35. "Bir defa öldükten sonra başka bir şey yoktur. Biz, yeniden diriltilecek de değiliz."
فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ ٣٦
fatū biābāinā in kuntum ṣādiqīna
36. Eğer doğru söylüyorsanız, haydi atalarımızı getirin.
أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ أَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ ٣٧
ahum khayrun am qawmu tubbaʿin wa-alladhīna min qablihim ahlaknāhum innahum kānū muj'rimīna
37. Onlar mı hayırlı; yoksa Tubba halkı ve onlardan öncekiler mi? Biz, onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu/günahkâr idiler.
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ ٣٨
wamā khalaqnā l-samāwāti wal-arḍa wamā baynahumā lāʿibīna
38. Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٣٩
mā khalaqnāhumā illā bil-ḥaqi walākinna aktharahum lā yaʿlamūna
39. Onları ancak hak ile yarattık. Fakat onların çoğu bilmez.
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ ٤٠
inna yawma l-faṣli mīqātuhum ajmaʿīna
40. Muhakkak ki hüküm/ayırt etme günü onların hepsi için tayin edilmiş bir vakittir.
يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ ٤١
yawma lā yugh'nī mawlan ʿan mawlan shayan walā hum yunṣarūna
41. O gün, dostun dosta hiçbir şekilde faydası olmaz. Onlara yardım da olunmaz.
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٤٢
illā man raḥima l-lahu innahu huwa l-ʿazīzu l-raḥīmu
42. Allah’ın rahmet ettikleri müstesnâ. Şüphesiz ki o Azîzdir, Rahîmdir.
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ ٤٣
inna shajarata l-zaqūmi
43. Zakkum ağacı.
طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ ٤٤
ṭaʿāmu l-athīmi
44. Günahkârın yemeğidir.
كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ ٤٥
kal-muh'li yaghlī fī l-buṭūni
45. Erimiş maden gibidir, karınlarda kaynar.
كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ ٤٦
kaghalyi l-ḥamīmi
46. Kaynar suyun kaynaması gibi.
خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ ٤٧
khudhūhu fa-iʿ'tilūhu ilā sawāi l-jaḥīmi
47. "Onu şiddetle tutun, Cehennem'in ortasına atın."
ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ ٤٨
thumma ṣubbū fawqa rasihi min ʿadhābi l-ḥamīmi
48. "Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün."
ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ ٤٩
dhuq innaka anta l-ʿazīzu l-karīmu
49. "Tat bakalım! Hani sen güçlü ve şerefliydin."
إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ ٥٠
inna hādhā mā kuntum bihi tamtarūna
50. İşte bu sizin hakkında şüphe ettiğiniz şeydir.
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍ ٥١
inna l-mutaqīna fī maqāmin amīnin
51. Takva sahibi olanlar ise, onlar güvenli bir makamdadırlar.
فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ ٥٢
fī jannātin waʿuyūnin
52. Cennetlerde ve pınarlardadırlar.
يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَٰبِلِينَ ٥٣
yalbasūna min sundusin wa-is'tabraqin mutaqābilīna
53. Halis ipek ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı otururlar.
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍ ٥٤
kadhālika wazawwajnāhum biḥūrin ʿīnin
54. İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ ٥٥
yadʿūna fīhā bikulli fākihatin āminīna
55. Orada güven içinde her meyveyi isterler.
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ ٥٦
lā yadhūqūna fīhā l-mawta illā l-mawtata l-ūlā wawaqāhum ʿadhāba l-jaḥīmi
56. İlk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Onlar Cehennem azabından korunmuştur.
فَضْلًا مِّن رَّبِّكَ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ٥٧
faḍlan min rabbika dhālika huwa l-fawzu l-ʿaẓīmu
57. Rabbinden bir lütuf olarak. İşte büyük kurtuluş budur.
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٥٨
fa-innamā yassarnāhu bilisānika laʿallahum yatadhakkarūna
58. Öğüt alsınlar diye onu senin dilin ile kolaylaştırdık.
فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ ٥٩
fa-ir'taqib innahum mur'taqibūna
59. O halde bekle! Zaten onlar da bekliyorlar.
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: