عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ١
ʿamma yatasāalūna
1. Birbirlerine neyi soruyorlar?
سورة النبإ
Nebe Suresi (“Haber”) okunuşu: 40 ayetin her biri Arapça, ardından Latin harfleriyle (her Arapça kelimeye bir Latin kelime) ve Türkçe meali. Tilaveti başlatın: her kelime okunduğu anda vurgulanır.
Üzerinde çizgi olan harfler (ā, ī, ū) uzundur, ʿ ayn harfini, ḥ, ṣ, ḍ, ṭ, ẓ kalın harfleri gösterir. Anlamını görmek için bir Arapça kelimenin üzerine gelin veya dokunun.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bis'mi l-lahi l-raḥmāni l-raḥīmi
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ١
ʿamma yatasāalūna
1. Birbirlerine neyi soruyorlar?
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ ٢
ʿani l-naba-i l-ʿaẓīmi
2. O büyük haberi mi?
ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ ٣
alladhī hum fīhi mukh'talifūna
3. Ki onlar, onda ihtilafa düşmüşlerdir.
كَلَّا سَيَعْلَمُونَ ٤
kallā sayaʿlamūna
4. Hayır! Onlar yakında öğrenecekler.
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ ٥
thumma kallā sayaʿlamūna
5. Sonra tekrar hayır! Yakında öğrenecekler.
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَٰدًا ٦
alam najʿali l-arḍa mihādan
6. Yeri bir döşek kılmadık mı?
وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا ٧
wal-jibāla awtādan
7. Dağları da birer kazık kılmadık mı?
وَخَلَقْنَٰكُمْ أَزْوَٰجًا ٨
wakhalaqnākum azwājan
8. Sizleri (erkekli dişili) eşler halinde yarattık.
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا ٩
wajaʿalnā nawmakum subātan
9. Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık.
وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا ١٠
wajaʿalnā al-layla libāsan
10. Geceyi örtü bir kıldık.
وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا ١١
wajaʿalnā l-nahāra maʿāshan
11. Gündüzü de geçim zamanı kıldık.
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا ١٢
wabanaynā fawqakum sabʿan shidādan
12. Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik.
وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا ١٣
wajaʿalnā sirājan wahhājan
13. Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık.
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءً ثَجَّاجًا ١٤
wa-anzalnā mina l-muʿ'ṣirāti māan thajjājan
14. Ve yağmur yüklü bulutlardan şarıl şarıl akan bir su indirdik.
لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا ١٥
linukh'rija bihi ḥabban wanabātan
15. Onunla taneler ve bitkiler çıkaralım diye.
وَجَنَّٰتٍ أَلْفَافًا ١٦
wajannātin alfāfan
16. Ve birbirine girmiş sarmaş dolaş bahçeler yetiştirelim diye.
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَٰتًا ١٧
inna yawma l-faṣli kāna mīqātan
17. Şüphe yok ki hüküm verip, ayırt etme günü belirlenmiş bir vakittir.
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا ١٨
yawma yunfakhu fī l-ṣūri fatatūna afwājan
18. Sur’a üflendiği gün bölük bölük geleceksiniz.
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا ١٩
wafutiḥati l-samāu fakānat abwāban
19. Ve gökyüzü açılarak orada pek çok kapılar oluşur.
وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا ٢٠
wasuyyirati l-jibālu fakānat sarāban
20. Dağlar yürütülüp bir seraba dönüşür.
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا ٢١
inna jahannama kānat mir'ṣādan
21. Şüphesiz Cehennem de bir gözetleme yeridir.
لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابًا ٢٢
lilṭṭāghīna maāban
22. Azgınların varacağı sığınaktır.
لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحْقَابًا ٢٣
lābithīna fīhā aḥqāban
23. Orada çağlar boyu kalacaklardır.
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا ٢٤
lā yadhūqūna fīhā bardan walā sharāban
24. Orada ne bir serinlik, ne de bir içecek tadacaklar.
إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا ٢٥
illā ḥamīman waghassāqan
25. Yalnızca kaynar su ve irinden içecekler.
جَزَآءً وِفَاقًا ٢٦
jazāan wifāqan
26. (Dünyada yaptıklarına karşılık) Uygun bir ceza olarak.
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا ٢٧
innahum kānū lā yarjūna ḥisāban
27. Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı.
وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابًا ٢٨
wakadhabū biāyātinā kidhāban
28. Ayetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı.
وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَٰهُ كِتَٰبًا ٢٩
wakulla shayin aḥṣaynāhu kitāban
29. Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) tamamiyle sayıp tespit ettik.
فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا ٣٠
fadhūqū falan nazīdakum illā ʿadhāban
30. Kâfirlere şöyle denilir: “Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.”
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا ٣١
inna lil'muttaqīna mafāzan
31. Şüphesiz takva sahipleri için bir kurtuluş vardır.
حَدَآئِقَ وَأَعْنَٰبًا ٣٢
ḥadāiqa wa-aʿnāban
32. Bahçeler ve üzümler vardır.
وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا ٣٣
wakawāʿiba atrāban
33. Göğüsleri olgun yaşıt kızlar vardır.
وَكَأْسًا دِهَاقًا ٣٤
wakasan dihāqan
34. Dolu dolu kadehler vardır.
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٰبًا ٣٥
lā yasmaʿūna fīhā laghwan walā kidhāban
35. Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.
جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا ٣٦
jazāan min rabbika ʿaṭāan ḥisāban
36. Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağıştır bu.
رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا ٣٧
rabbi l-samāwāti wal-arḍi wamā baynahumā l-raḥmāni lā yamlikūna min'hu khiṭāban
37. Bunlar; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rahman olan Rabbindendir. Ona hitap etmeye güç yetiremezler.
يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ صَفًّا لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ وَقَالَ صَوَابًا ٣٨
yawma yaqūmu l-rūḥu wal-malāikatu ṣaffan lā yatakallamūna illā man adhina lahu l-raḥmānu waqāla ṣawāban
38. Ruh'un ve meleklerin sıra sıra duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışındakiler konuşamazlar. Onlar da doğruyu söylerler.
ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا ٣٩
dhālika l-yawmu l-ḥaqu faman shāa ittakhadha ilā rabbihi maāban
39. İşte bu o hak gündür. O halde dileyen Rabbine bir dönüş yolu edinsin.
إِنَّآ أَنذَرْنَٰكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٰبًۢا ٤٠
innā andharnākum ʿadhāban qarīban yawma yanẓuru l-maru mā qaddamat yadāhu wayaqūlu l-kāfiru yālaytanī kuntu turāban
40. Biz, sizi çok yakın bir azapla uyardık. Herkes o gün, kendi elleriyle ne yaptığına bir bakar ve kâfir olanlar da: "Keşke toprak olsaydım!" der.
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet: