İçeriğe geç

58. hizb

Cin 1 – Mürselât 50225 ayet

72. Cin سورة الجن

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

قُلْ أُوحِىَ إِلَىَّ أَنَّهُ ٱسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَقَالُوٓا۟ إِنَّا سَمِعْنَا قُرْءَانًا عَجَبًا ۝١

1. De ki: "Cinlerden bir topluluğun dinleyip şöyle dediği bana vahyedildi: Biz, hayrete düşüren Kur'an dinledik."

Ayet sayfası

يَهْدِىٓ إِلَى ٱلرُّشْدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدًا ۝٢

2. Doğru yola hidayet ediyor, biz ona iman ettik. Rabbimize hiç kimseyi ortak tutmayacağız.

Ayet sayfası

وَأَنَّهُۥ تَعَٰلَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا ٱتَّخَذَ صَٰحِبَةً وَلَا وَلَدًا ۝٣

3. Rabbimizin azameti çok yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.

Ayet sayfası

وَأَنَّهُۥ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى ٱللَّهِ شَطَطًا ۝٤

4. Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (İblis), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş.

Ayet sayfası

وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلْإِنسُ وَٱلْجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا ۝٥

5. “Biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında yalan söylemeyeceklerini zannederdik."

Ayet sayfası

وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالٌ مِّنَ ٱلْإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا ۝٦

6. Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da onların taşkınlıklarını arttırırlardı.

Ayet sayfası

وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا۟ كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ ٱللَّهُ أَحَدًا ۝٧

7. Onlar da sizin zannettiğiniz gibi Allah’ın hiç kimseyi yeniden diriltemeyeceğini sanmışlardı.

Ayet sayfası

وَأَنَّا لَمَسْنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدْنَٰهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا ۝٨

8. Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık, fakat onu güçlü bekçilerle, alev hüzmeleriyle (yıldızlarla) doldurulmuş bulduk.

Ayet sayfası

وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَٰعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَن يَسْتَمِعِ ٱلْـَٔانَ يَجِدْ لَهُۥ شِهَابًا رَّصَدًا ۝٩

9. Hâlbuki (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk. Şimdi kim dinlemek istese onu gözeten bir alev yakalıyor.

Ayet sayfası

وَأَنَّا لَا نَدْرِىٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا ۝١٠

10. Gerçekten bilmiyoruz. Yeryüzünde olanlara bir kötülük mü murat edildi? Yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?

Ayet sayfası

وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدًا ۝١١

11. Şüphesiz bizim içimizde salih olanlar da vardır, salih olmayanlar da vardır. Her birimiz ayrı ayrı yollara ayrılmışız.

Ayet sayfası

وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن نُّعْجِزَ ٱللَّهَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَن نُّعْجِزَهُۥ هَرَبًا ۝١٢

12. Biz, şüphesiz Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, kaçmak suretiyle de onu hiçbir şekilde aciz kılamayacağımızı anladık.

Ayet sayfası

وَأَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا ٱلْهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦ فَمَن يُؤْمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًا ۝١٣

13. Doğrusu biz, o hidayeti (Kur'an'ı) işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artık bir kayıptan ve haksızlığa uğramaktan korkmaz.

Ayet sayfası

وَأَنَّا مِنَّا ٱلْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا ٱلْقَٰسِطُونَ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ تَحَرَّوْا۟ رَشَدًا ۝١٤

14. Bizden Müslüman olanlar da var, haksızlık edenler de (sapmış olanlar da) var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yola yönelenlerdir.

Ayet sayfası

وَأَمَّا ٱلْقَٰسِطُونَ فَكَانُوا۟ لِجَهَنَّمَ حَطَبًا ۝١٥

15. Doğru yoldan sapanlara gelince, onlar Cehennem'e odun olacaklardır.

Ayet sayfası

وَأَلَّوِ ٱسْتَقَٰمُوا۟ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَٰهُم مَّآءً غَدَقًا ۝١٦

16. Eğer onlar, doğru yolda istikamet üzere olsalardı, onlara bol bol su verirdik.

Ayet sayfası

لِّنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَمَن يُعْرِضْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِۦ يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًا ۝١٧

17. Bununla onları imtihan ederiz. Kim de Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, onu çok ağır bir azaba sokar.

Ayet sayfası

وَأَنَّ ٱلْمَسَٰجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ أَحَدًا ۝١٨

18. Mescitler Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte başkasına dua/ibadet etmeyin.

Ayet sayfası

وَأَنَّهُۥ لَمَّا قَامَ عَبْدُ ٱللَّهِ يَدْعُوهُ كَادُوا۟ يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًا ۝١٩

19. Nitekim Allah’ın kulu, ona dua/ibadet için ayağa kalktığında (Kur'an dinlemek için) az kalsın üzerine toplanıp doluşurlardı.

Ayet sayfası

قُلْ إِنَّمَآ أَدْعُوا۟ رَبِّى وَلَآ أُشْرِكُ بِهِۦٓ أَحَدًا ۝٢٠

20. De ki: “Ben ancak Rabbime dua ederim ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmam.''

Ayet sayfası

قُلْ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا ۝٢١

21. De ki: “Benim size bir zarar vermeye de, sizi doğru yola iletmeye de gücüm yetmez.''

Ayet sayfası

قُلْ إِنِّى لَن يُجِيرَنِى مِنَ ٱللَّهِ أَحَدٌ وَلَنْ أَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلْتَحَدًا ۝٢٢

22. De ki: "Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığınak bulamam."

Ayet sayfası

إِلَّا بَلَٰغًا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِسَٰلَٰتِهِۦ وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ۝٢٣

23. (Benim görevim) ancak Allah'tan (gönderilenleri) ve (tebliğ olunması emrolunanları) tebliğ etmektir. Kim Allah’a ve elçisine karşı gelirse, onun için içinde ebedî kalacağı Cehennem ateşi vardır.

Ayet sayfası

حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوْا۟ مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ أَضْعَفُ نَاصِرًا وَأَقَلُّ عَدَدًا ۝٢٤

24. Sonunda, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güçsüz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir.

Ayet sayfası

قُلْ إِنْ أَدْرِىٓ أَقَرِيبٌ مَّا تُوعَدُونَ أَمْ يَجْعَلُ لَهُۥ رَبِّىٓ أَمَدًا ۝٢٥

25. De ki: "Size vadedilen yakın mı? Yoksa Rabbim onu uzak mı kıldı, bilmiyorum."

Ayet sayfası

عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَىٰ غَيْبِهِۦٓ أَحَدًا ۝٢٦

26. O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez.

Ayet sayfası

إِلَّا مَنِ ٱرْتَضَىٰ مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُۥ يَسْلُكُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ رَصَدًا ۝٢٧

27. Ancak elçileri içinde razı olduğu başka. Çünkü O, bunun önünde ve ardında gözleri önündedir.

Ayet sayfası

لِّيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا۟ رِسَٰلَٰتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَىٰ كُلَّ شَىْءٍ عَدَدًۢا ۝٢٨

28. Böylece onların (peygamberlerin), Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah) Onların üzerinde olup bitenleri çepeçevre kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır (kaydetmiştir).

Ayet sayfası

73. Müzzemmil سورة المزمل

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُزَّمِّلُ ۝١

1. Ey örtüsüne bürünmüş olan!

Ayet sayfası

قُمِ ٱلَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا ۝٢

2. Gece kalk, ancak birazı dışında.

Ayet sayfası

نِّصْفَهُۥٓ أَوِ ٱنقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا ۝٣

3. Yarısı kadar yahut ondan biraz eksilt.

Ayet sayfası

أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ ٱلْقُرْءَانَ تَرْتِيلًا ۝٤

4. Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.

Ayet sayfası

إِنَّا سَنُلْقِى عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا ۝٥

5. Doğrusu Biz, sana, taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz.

Ayet sayfası

إِنَّ نَاشِئَةَ ٱلَّيْلِ هِىَ أَشَدُّ وَطْـًٔا وَأَقْوَمُ قِيلًا ۝٦

6. Gerçekten, gece kalkışı etki bakımından daha kuvvetli ve okuma bakımından da daha sağlamdır.

Ayet sayfası

إِنَّ لَكَ فِى ٱلنَّهَارِ سَبْحًا طَوِيلًا ۝٧

7. Gündüz ise senin için uzun bir uğraş vardır.

Ayet sayfası

وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا ۝٨

8. Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel.

Ayet sayfası

رَّبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱتَّخِذْهُ وَكِيلًا ۝٩

9. O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka (hak) bir ilah da yoktur. Öyleyse O'nu vekil edin.

Ayet sayfası

وَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا ۝١٠

10. Onların söylediklerine katlan ve onlardan güzel bir şekilde ayrıl.

Ayet sayfası

وَذَرْنِى وَٱلْمُكَذِّبِينَ أُو۟لِى ٱلنَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا ۝١١

11. Yalanlayan o nimet sahipleri ile beni başbaşa bırak ve onlara azıcık mühlet ver.

Ayet sayfası

إِنَّ لَدَيْنَآ أَنكَالًا وَجَحِيمًا ۝١٢

12. Çünkü bizim yanımızda ağır bukağılar ve yakıcı bir ateş var.

Ayet sayfası

وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا أَلِيمًا ۝١٣

13. Boğazı tıkayan bir yiyecek ve acı veren bir azap vardır!

Ayet sayfası

يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ وَكَانَتِ ٱلْجِبَالُ كَثِيبًا مَّهِيلًا ۝١٤

14. O günde yer ve dağlar sarsılır, dağlar da yığılarak akıp dağılan kum gibi olur.

Ayet sayfası

إِنَّآ أَرْسَلْنَآ إِلَيْكُمْ رَسُولًا شَٰهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَآ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ رَسُولًا ۝١٥

15. Biz, Firavun’a bir rasûl gönderdiğimiz gibi size de üzerinize şahit olacak bir rasûl gönderdik.

Ayet sayfası

فَعَصَىٰ فِرْعَوْنُ ٱلرَّسُولَ فَأَخَذْنَٰهُ أَخْذًا وَبِيلًا ۝١٦

16. Firavun, rasûle karşı çıktı. Biz de onu müthiş bir şekilde yakaladık.

Ayet sayfası

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ ٱلْوِلْدَٰنَ شِيبًا ۝١٧

17. Eğer küfredecek olursanız, çocukların saçlarını ağartan bir günde, siz kendinizi nasıl koruyacaksınız?

Ayet sayfası

ٱلسَّمَآءُ مُنفَطِرٌۢ بِهِۦ كَانَ وَعْدُهُۥ مَفْعُولًا ۝١٨

18. O günün dehşetiyle gökyüzü yarılacak, O'nun vaadi mutlaka yerine gelecektir.

Ayet sayfası

إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا ۝١٩

19. Şüphesiz bunlar bir öğüttür. Kim dilerse Rabbine ulaştıran bir yol tutar.

Ayet sayfası

إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَىٰ مِن ثُلُثَىِ ٱلَّيْلِ وَنِصْفَهُۥ وَثُلُثَهُۥ وَطَآئِفَةٌ مِّنَ ٱلَّذِينَ مَعَكَ وَٱللَّهُ يُقَدِّرُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ عَلِمَ أَن لَّن تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَٱقْرَءُوا۟ مَا تَيَسَّرَ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرْضَىٰ وَءَاخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى ٱلْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ ٱللَّهِ وَءَاخَرُونَ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَٱقْرَءُوا۟ مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَقْرِضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيْرًا وَأَعْظَمَ أَجْرًا وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌۢ ۝٢٠

20. Şüphesiz Rabbin biliyor ki, gerçekten sen gecenin üçte ikisinden daha azı ve (bazen) yarısı ve (bazen de) üçte biri kadar (namaz için) kalkıyorsun. Beraberinde bulunanlardan (ashâbından) bir topluluk da (böyle yapıyor). Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. O sizin, bunu sayamayacağınızı (buna güç yetiremeyeceğinizi) bildiği için sizi bağışladı. Öyleyse Kur’an’dan (bildiğiniz) kolayınıza geleni okuyun. İçinizden hasta olacakları, bir kısmınızın yeryüzünde dolaşıp Allah’ın rızkını arayacağını, diğerlerinin Allah yolunda savaşacağını da bilmektedir. Öyleyse ondan kolayınıza geleni okuyun, namazı ikame edin, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç (ile borç) verin. Kendiniz için hayır olarak (dünyada) ne sunarsanız; onu Allah katında daha iyi, daha büyük bir mükâfat ile (karşılık verilmiş) bulursunuz. Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah; çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.

Ayet sayfası

74. Müddessir سورة المدثر

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ ۝١

1. Ey elbisesine bürünen!

Ayet sayfası

قُمْ فَأَنذِرْ ۝٢

2. Kalk ve uyar!

Ayet sayfası

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ ۝٣

3. Rabbini tekbir et (yücelt).

Ayet sayfası

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ ۝٤

4. Elbiseni de temizle/Rabbini tekbir et (yücelt).

Ayet sayfası

وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ ۝٥

5. Pisliklerden de uzak dur!

Ayet sayfası

وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ ۝٦

6. (Yaptığını) çok görerek minnet etme!

Ayet sayfası

وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ ۝٧

7. Rabbin için sabret!

Ayet sayfası

فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ ۝٨

8. Sûr’a üflendiği zaman.

Ayet sayfası

فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ ۝٩

9. İşte o gün, çok zor bir gündür.

Ayet sayfası

عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ ۝١٠

10. Kâfirler için hiç kolay değildir.

Ayet sayfası

ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا ۝١١

11. Beni, yarattığım kişiyle baş başa bırak.

Ayet sayfası

وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا ۝١٢

12. Ona ardı arkası kesilmeyen bir servet verdim.

Ayet sayfası

وَبَنِينَ شُهُودًا ۝١٣

13. Gözlerinin önünde duran oğullar verdim.

Ayet sayfası

وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا ۝١٤

14. Kendisi için (dünya nimetlerini) yaydıkça yaydım.

Ayet sayfası

ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ ۝١٥

15. Daha da artırmamı umuyor.

Ayet sayfası

كَلَّآ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَٰتِنَا عَنِيدًا ۝١٦

16. Asla! Çünkü o ayetlerimize karşı çok inatçıdır.

Ayet sayfası

سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا ۝١٧

17. Onu sarp bir yokuşa zorlayıp süreceğim.

Ayet sayfası

إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ ۝١٨

18. Çünkü o; düşündü, ölçtü, biçti.

Ayet sayfası

فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ۝١٩

19. Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti!

Ayet sayfası

ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ۝٢٠

20. Sonra (yine o) kahrolası, nasıl (da) ölçtü, biçti!

Ayet sayfası

ثُمَّ نَظَرَ ۝٢١

21. Sonra şöyle bir baktı.

Ayet sayfası

ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ ۝٢٢

22. Sonra da kaşlarını çatıp, surat astı.

Ayet sayfası

ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ ۝٢٣

23. Sonra da arkasını dönüp büyüklendi.

Ayet sayfası

فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ ۝٢٤

24. Ve şöyle dedi: Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir.

Ayet sayfası

إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ ۝٢٥

25. "Bu, insan sözünden başka bir şey değildir.''

Ayet sayfası

سَأُصْلِيهِ سَقَرَ ۝٢٦

26. Ben onu Sekar’a (Cehennem'e) sokacağım.

Ayet sayfası

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ ۝٢٧

27. Sekar’ın ne olduğunu bilir misin sen?

Ayet sayfası

لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ ۝٢٨

28. O geride bir şey koymaz ve bırakmaz.

Ayet sayfası

لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ ۝٢٩

29. İnsan derisini yakıp kavurur.

Ayet sayfası

عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ ۝٣٠

30. Üzerinde on dokuz (melek) vardır.

Ayet sayfası

وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًا وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ ۝٣١

31. Biz; kendilerine kitap verilenler kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin imanları artsın, kendilerine kitap verilenler ile iman edenler şüpheye kapılmasın, kalplerinde bir hastalık olanlar ile küfre sapanlar da, “Allah, bu örnekle (on dokuz sayısı ile) neyi anlatmak istedi?” desin diye o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık ve onların sayısını da kâfirler için yalnızca bir fitne/imtihan yaptık. Allah; dilediğini işte böyle saptırır, dilediğine de hidayet eder. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu, insanlar için bir öğütten başka bir şey değildir.

Ayet sayfası

كَلَّا وَٱلْقَمَرِ ۝٣٢

32. Hayır! And olsun Ay’a!

Ayet sayfası

وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ ۝٣٣

33. Dönüp gittiği zaman geceye,

Ayet sayfası

وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ ۝٣٤

34. Ve ağarmakta olan sabaha,

Ayet sayfası

إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ ۝٣٥

35. Şüphesiz o (Sekar), büyük (musibetlerden) biridir.

Ayet sayfası

نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ ۝٣٦

36. İnsanlar için bir uyarıcıdır.

Ayet sayfası

لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ ۝٣٧

37. Sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için.

Ayet sayfası

كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ ۝٣٨

38. Her nefis kazandığına karşılık bir rehindir.

Ayet sayfası

إِلَّآ أَصْحَٰبَ ٱلْيَمِينِ ۝٣٩

39. Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) başkadır.

Ayet sayfası

فِى جَنَّٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ ۝٤٠

40. (Onlar) cennetlerdedirler. Birbirlerine sorarlar.

Ayet sayfası

عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ ۝٤١

41. Suçlulardan.

Ayet sayfası

مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ ۝٤٢

42. “Sizi Sekara/Cehennem'e sokan nedir?''

Ayet sayfası

قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ ۝٤٣

43. Onlar derler ki; "Biz namaz kılan kimseler değildik."

Ayet sayfası

وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ ۝٤٤

44. “Yoksulları da doyurmazdık.''

Ayet sayfası

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ ۝٤٥

45. "(Batıla) Dalanlarla beraber biz de dalıp gitmiştik."

Ayet sayfası

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ۝٤٦

46. “Hesap gününü de yalanlıyorduk.''

Ayet sayfası

حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ ۝٤٧

47. “Nihayet ölüm bize gelip çatıncaya dek.''

Ayet sayfası

فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ ۝٤٨

48. Artık şefaat edenlerin şefaatleri onlara yarar sağlamaz.

Ayet sayfası

فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ ۝٤٩

49. Öyleyse onlara ne oluyor da öğütten yüz çeviriyorlar?

Ayet sayfası

كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ ۝٥٠

50. Onlar adeta ürkütülmüş yaban eşekleri gibidir.

Ayet sayfası

فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ ۝٥١

51. Aslandan ürküp, kaçan.

Ayet sayfası

بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً ۝٥٢

52. Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.

Ayet sayfası

كَلَّا بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ ۝٥٣

53. Asla! Doğrusu onlar ahiretten korkmuyorlar.

Ayet sayfası

كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ ۝٥٤

54. Hayır! Şüphesiz o (Kur'an) ancak bir öğüttür.

Ayet sayfası

فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ۝٥٥

55. Artık dileyen kimse ondan öğüt alır.

Ayet sayfası

وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ ۝٥٦

56. Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. Kendisinden korkulmaya layık olan da, bağışlayıcı olan da O’dur.

Ayet sayfası

75. Kıyâmet سورة القيامة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۝١

1. Kıyamet gününe yemin ederim.

Ayet sayfası

وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ ۝٢

2. Sürekli kendini kınayan nefse yemin ederim.

Ayet sayfası

أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ ۝٣

3. İnsan biz onun kemiklerini asla toplayıp, bir araya getirmeyeceğimizi mi zanneder?

Ayet sayfası

بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ ۝٤

4. Aksine onun parmak uçlarını bile yaratıp düzenlemeye gücümüz yeter.

Ayet sayfası

بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ ۝٥

5. Ancak insan, önündeki (ahireti inkâr ederek) fücurla (günah işlemek) ister.

Ayet sayfası

يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَٰمَةِ ۝٦

6. "Kıyamet günü ne zaman?" diye sorar.

Ayet sayfası

فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ ۝٧

7. Göz dehşetle kamaştığı zaman.

Ayet sayfası

وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ ۝٨

8. Ay tutulduğu zaman.

Ayet sayfası

وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ ۝٩

9. Güneş ve Ay bir araya getirildiği zaman.

Ayet sayfası

يَقُولُ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ ۝١٠

10. (O gün) insan: "Bugün kaçacak yer nerede?" der.

Ayet sayfası

كَلَّا لَا وَزَرَ ۝١١

11. Hayır! Hiçbir sığınacak yer yoktur.

Ayet sayfası

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ ۝١٢

12. O gün varıp durulacak yer Rabbinin huzurudur.

Ayet sayfası

يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ ۝١٣

13. O günde insana önden yolladığı şeyler ile geride bıraktığı şeyler haber verilir.

Ayet sayfası

بَلِ ٱلْإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌ ۝١٤

14. Doğrusu insan, kendi aleyhine bir şahittir.

Ayet sayfası

وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ ۝١٥

15. İsterse bütün mazeretlerini ortaya döksün.

Ayet sayfası

لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ ۝١٦

16. (Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.

Ayet sayfası

إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ ۝١٧

17. Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.

Ayet sayfası

فَإِذَا قَرَأْنَٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ ۝١٨

18. O halde, biz onu okuduğumuz zaman onun okunuşuna uy.

Ayet sayfası

ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ ۝١٩

19. Sonra onu açıklamak yine bize aittir.

Ayet sayfası

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ ۝٢٠

20. Hayır! Siz, acil olanı/dünyayı seviyorsunuz.

Ayet sayfası

وَتَذَرُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ ۝٢١

21. Ahireti ise bırakıyorsunuz.

Ayet sayfası

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ ۝٢٢

22. Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.

Ayet sayfası

إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ ۝٢٣

23. Rabbine bakar. (O'nu göreceklerdir)

Ayet sayfası

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌ ۝٢٤

24. O gün birtakım yüzler de asıktır.

Ayet sayfası

تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ ۝٢٥

25. Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.

Ayet sayfası

كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ ۝٢٦

26. Hayır! Can, köprücük kemiğine dayandığı zaman.

Ayet sayfası

وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ ۝٢٧

27. Hayır! Can boğaza dayandığı zaman.

Ayet sayfası

وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ ۝٢٨

28. Anlar ki, bu bir ayrılış.

Ayet sayfası

وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ ۝٢٩

29. Ayakları birbirine dolaştığında.

Ayet sayfası

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ ۝٣٠

30. O gün varacakları yer, yalnız Rabbinin huzurudur.

Ayet sayfası

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ ۝٣١

31. Tasdik etmemiş ve namaz kılmamıştı.

Ayet sayfası

وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ ۝٣٢

32. Fakat yalanlamış ve yüz çevirmiş.

Ayet sayfası

ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ ۝٣٣

33. Sonra da çalım satarak ailesine gitmişti.

Ayet sayfası

أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ ۝٣٤

34. “Bu azap sana layıktır, layık!"

Ayet sayfası

ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ ۝٣٥

35. "Evet! Layıktır sana, layık!” denilecek.

Ayet sayfası

أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى ۝٣٦

36. Yoksa insan, başı boş bırakılacağını mı sanıyor?

Ayet sayfası

أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِىٍّ يُمْنَىٰ ۝٣٧

37. O akıtılan meniden bir nutfe değil miydi?

Ayet sayfası

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ ۝٣٨

38. Sonra alaka olmuş, Allah onu yaratmış ve düzenlemişti.

Ayet sayfası

فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ ۝٣٩

39. Ondan da iki eşi, erkek ve dişiyi var etmişti.

Ayet sayfası

أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ ۝٤٠

40. Bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?

Ayet sayfası

76. İnsân سورة الانسان

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا ۝١

1. İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.

Ayet sayfası

إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا ۝٢

2. Biz, insanı katışık nutfeden yarattık. Onu imtihan edelim diye kendisini işitir ve görür kıldık.

Ayet sayfası

إِنَّا هَدَيْنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا ۝٣

3. Biz ona yolu gösterdik. İster şükreder, ister kâfir olur.

Ayet sayfası

إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَا۟ وَأَغْلَٰلًا وَسَعِيرًا ۝٤

4. Elbette biz; kâfirlere zincirler, halkalar ve alevli Cehennem hazırladık.

Ayet sayfası

إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا ۝٥

5. İyiler ise katkısı kâfur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.

Ayet sayfası

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا ۝٦

6. (O) Allah’ın kullarının kendisinden içtikleri ve diledikleri gibi akıttıkları bir pınardır.

Ayet sayfası

يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًا ۝٧

7. Onlar adakları yerine getirirler ve kötülüğü yaygın bir günden korkarlar.

Ayet sayfası

وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا ۝٨

8. Yemeğe olan sevgilerine rağmen yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler.

Ayet sayfası

إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءً وَلَا شُكُورًا ۝٩

9. Biz, sizi sadece Allah yüzü/rızası için doyuruyoruz. Sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.

Ayet sayfası

إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا ۝١٠

10. "Doğrusu biz, suratların asılacağı korkunç şiddetli bir günde Rabbimizden korkarız."

Ayet sayfası

فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا ۝١١

11. Bundan dolayı Allah da bugünün şerrinden onları korur ve onlara bir güzellik, bir sevinç verir.

Ayet sayfası

وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةً وَحَرِيرًا ۝١٢

12. Sabretmeleri sebebi ile de onları cennetle ve ipek ile mükâfatlandırır.

Ayet sayfası

مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا ۝١٣

13. Orada koltuklara kurulurlar. Ne yakıcı bir Güneş, ne de dondurucu bir soğuk görürler.

Ayet sayfası

وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا ۝١٤

14. Gölgeleri kendilerine yakındır. Devşirilecek meyveleri de eğdirildikçe eğdirilmiştir.

Ayet sayfası

وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠ ۝١٥

15. Çevrelerinde ise gümüş kaplar ve billur kâseler dolaştırılır.

Ayet sayfası

قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا ۝١٦

16. Gümüşten billur kâseler... (Hizmetçiler) Onların ihtiyaçlarına göre ölçülerini belirlemiştir.

Ayet sayfası

وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا ۝١٧

17. Onlara orada karışımı zencefil olan bir kadehten içirilir.

Ayet sayfası

عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًا ۝١٨

18. Orada Selsebil adı verilen bir pınar da vardır.

Ayet sayfası

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَّنثُورًا ۝١٩

19. Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın.

Ayet sayfası

وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا ۝٢٠

20. Nereye bakarsan orada pek çok nimetler ve büyük bir saltanat görürsün.

Ayet sayfası

عَٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا ۝٢١

21. Üzerlerinde yeşil ipekli ve parlak atlastan elbiseler vardır. Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirmiştir.

Ayet sayfası

إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءً وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا ۝٢٢

22. İşte bu, sizin için bir ödüldür. Sizin çalışmanızın karşılığıdır.

Ayet sayfası

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًا ۝٢٣

23. Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik, biz!

Ayet sayfası

فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًا ۝٢٤

24. O halde Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir günahkâra ve kâfire de itaat etme!

Ayet sayfası

وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا ۝٢٥

25. Sabah, akşam Rabbinin adını zikret.

Ayet sayfası

وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا ۝٢٦

26. Geceleri de ona secde et ve geceleyin uzun (bir süre) onu tesbih et.

Ayet sayfası

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا ۝٢٧

27. Onlar; acele olanı (dünyayı) istiyorlar, ağır (çetin) günü arkalarına bırakıyorlar.

Ayet sayfası

نَّحْنُ خَلَقْنَٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَٰلَهُمْ تَبْدِيلًا ۝٢٨

28. Onları biz yarattık ve yaratılışlarını iyiden iyiye pekiştirdik. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz.

Ayet sayfası

إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا ۝٢٩

29. Şüphesiz bu bir öğüttür. Dileyen kimse Rabbine giden yolu tutar.

Ayet sayfası

وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا ۝٣٠

30. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah; her şeyi bilendir, Hakîm'dir.

Ayet sayfası

يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ وَٱلظَّٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا ۝٣١

31. Dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere de acı bir azap hazırlamıştır.

Ayet sayfası

77. Mürselât سورة المرسلات

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًا ۝١

1. Yemin olsun, ardı ardına gönderilenlere.

Ayet sayfası

فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًا ۝٢

2. Şiddetle esip savuranlara.

Ayet sayfası

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًا ۝٣

3. Yaydıkça yayanlara.

Ayet sayfası

فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًا ۝٤

4. Ayırdıkça ayıranlara.

Ayet sayfası

فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا ۝٥

5. Zikri getirip, bırakanlara.

Ayet sayfası

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ۝٦

6. Gerek özür için olsun, gerek uyarı için.

Ayet sayfası

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ ۝٧

7. Şüphe yok ki, size vaadedilen mutlaka gerçekleşecektir.

Ayet sayfası

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ۝٨

8. Yıldızların ışığı söndüğü zaman.

Ayet sayfası

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ۝٩

9. Gök yarıldığında.

Ayet sayfası

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ۝١٠

10. Dağlar parçamparça olup savrulduğunda.

Ayet sayfası

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ۝١١

11. Peygamberlere ümmetleri hakkında şahitlik vakitleri bildirildiği zaman.

Ayet sayfası

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ۝١٢

12. Bu, hangi güne ertelenmiş?

Ayet sayfası

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ۝١٣

13. Ayrım (hüküm) gününe (ertelenmiştir).

Ayet sayfası

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۝١٤

14. Hüküm gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?

Ayet sayfası

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝١٥

15. O gün vay yalanlayanların haline!

Ayet sayfası

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ۝١٦

16. Biz, öncekileri helak etmedik mi?

Ayet sayfası

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ ۝١٧

17. Sonra arkadan gelenleri de onların arkasına takacağız.

Ayet sayfası

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ۝١٨

18. Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.

Ayet sayfası

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝١٩

19. O gün vay yalanlayanların haline!

Ayet sayfası

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ ۝٢٠

20. Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?

Ayet sayfası

فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ ۝٢١

21. Ve onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

Ayet sayfası

إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ ۝٢٢

22. Belli bir süreye kadar.

Ayet sayfası

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ ۝٢٣

23. Buna gücümüz yeter. Ne güzel güç yetirenleriz.

Ayet sayfası

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٢٤

24. O gün yalanlayanların vay haline!

Ayet sayfası

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ۝٢٥

25. Biz, yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?

Ayet sayfası

أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا ۝٢٦

26. Diri olanları da, ölü olanları da.

Ayet sayfası

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءً فُرَاتًا ۝٢٧

27. Orada yüksek dağlar yaratıp size tatlı su içirmedik mi?

Ayet sayfası

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٢٨

28. O gün yalanlayanların vay haline!

Ayet sayfası

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ۝٢٩

29. Yalanlamış olduğunuza (azaba) doğru yürüyün bakalım!

Ayet sayfası

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍ ۝٣٠

30. Üç kollu (ateşin) gölgesine doğru yürüyün!

Ayet sayfası

لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ۝٣١

31. Ne gölgelendirir, ne alevden korur.

Ayet sayfası

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ ۝٣٢

32. O, her biri saraylar gibi olan kıvılcımlar saçar.

Ayet sayfası

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌ صُفْرٌ ۝٣٣

33. Her biri sarı develer gibidir.

Ayet sayfası

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٣٤

34. O gün yalanlayanların vay haline!

Ayet sayfası

هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ۝٣٥

35. Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.

Ayet sayfası

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ۝٣٦

36. Onların özür dilemelerine dahi izin verilmez.

Ayet sayfası

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٣٧

37. O gün yalanlayanların vay haline!

Ayet sayfası

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ۝٣٨

38. Bu, ayırma (hüküm) günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız.

Ayet sayfası

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ ۝٣٩

39. Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana karşı tuzak kurun!

Ayet sayfası

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٠

40. O gün, yalanlayanların vay haline!

Ayet sayfası

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍ وَعُيُونٍ ۝٤١

41. Şüphesiz ki takva sahipleri, gölgelerde pınar başlarındadır.

Ayet sayfası

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ۝٤٢

42. Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).

Ayet sayfası

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝٤٣

43. Yaptığınız ameller sebebi ile afiyetle yiyin, için.

Ayet sayfası

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ۝٤٤

44. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

Ayet sayfası

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٥

45. O gün yalanlayanların vay haline!

Ayet sayfası

كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ۝٤٦

46. Yiyin ve biraz yararlanın; muhakkak ki siz günahkârlarsınız.

Ayet sayfası

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٧

47. O gün, yalanlayanların vay haline!

Ayet sayfası

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ ۝٤٨

48. Onlara; “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezlerdi.

Ayet sayfası

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٩

49. O gün yalanlayanların vay haline!

Ayet sayfası

فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ ۝٥٠

50. Onlar bundan (Kur'an'dan) sonra artık hangi söze iman edecekler?

Ayet sayfası

Kayıtlarım

Bu cihazda kalır ve asla gönderilmez. Son 30 kayıt saklanır.

    12 Ekim 2026 Pazartesi 1 جمادى الأولى 1448 هـ