75:26 ayetinin metni
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ ٢٦
Okunuşu
kallā idhā balaghati l-tarāqiya
Meal
Hayır! Can, köprücük kemiğine dayandığı zaman.
سورة القيامة، الآية ٢٦
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ ٢٦
kallā idhā balaghati l-tarāqiya
Hayır! Can, köprücük kemiğine dayandığı zaman.
Kıyâmet Suresi’nin 26. ayeti (75:26) Mekki bir surededir; 29. cüzde, Mushaf’ın 578. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 74 kârinin sesinden dinleyin.
74 kâriden 80 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Durum, öldükleri zaman azap görmeyeceklerini zanneden müşriklerin düşündükleri gibi değildir. Onlardan birinin canı, göğsünün en üstüne ulaştığında.
26-27. Yüce Allah, kullarına ölüm döşeğindeki kişinin halini hatırlatarak öğüt vermektedir. Onun ruhu gırtlağın kenarındaki kemiklere gelip dayandığında, işte o vakit, kişi oldukça büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalır. Kendisini şifaya kavuşturacağını, rahata kavuşturacağını zannettiği her bir çare ve sebebe başvurmak ister. İşte bundan dolayı devamla: “Kim (şifa bulsun diye ona) okuyup üfleyecek?” denildiği…” buyrulmaktadır. Yani onu okuyup üflemek gibi manevi bir yolla tedavi edecek kimse var mıdır?, diye sorarlar. Çünkü normal tedavi sebeplerinden ümitlerini kesmişlerdir ve artık ilâhî … Devamını oku
75:20 ile 76:5 arasındaki ayetlerle ilgilidir (Mushafın 578. sayfası).
Hayır! Ruh köprücük kemiğine dayanmış.
Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,
Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,
يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَٰنِكُمْ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
Bir takım yüzlerin parladığı ve bir takım yüzlerin de karardığı o günde yüzleri kararanlara: İmanınızdan sonra kâfir mi oldunuz? Öyleyse, kâfir olduğunuz için tadın azabı (denir).
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ …
O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar. …
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَٰشِعَةٌ …
O gün birtakım yüzler vardır ki, zillete bürünmüşlerdir. …
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ …
Hani can boğaza gelip dayandığında. …
وَهُوَ ٱلْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِۦ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ …
O, kullarının üstünde yegâne hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler. …
ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ
"Tat bakalım! Hani sen güçlü ve şerefliydin."