44:31 ayetinin metni
مِن فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ ٣١
Okunuşu
min fir'ʿawna innahu kāna ʿāliyan mina l-mus'rifīna
Meal
Firavun'dan. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
سورة الدخان، الآية ٣١
مِن فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ ٣١
min fir'ʿawna innahu kāna ʿāliyan mina l-mus'rifīna
Firavun'dan. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
Duhân Suresi’nin 31. ayeti (44:31) Mekki bir surededir; 25. cüzde, Mushaf’ın 497. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 74 kârinin sesinden dinleyin.
74 kâriden 80 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Biz, onları Firavun'un azabından kurtardık. Şüphesiz o, Allah'ın emrine ve dinine karşı haddi aşmış bir zorba idi.
30-31. Daha sonra Yüce Allah, İsrailoğullarına lütuflarını hatırlatarak şöyle buyurmaktadır: “Andolsun Biz İsrailoğullarını” içinde bulundukları “o aşağılayıcı azaptan kurtardık. Firavun’dan.” Zira o, onların oğullarını boğazlıyor, kız çocuklarını da hayatta bırakıyordu. “Çünkü o” yeryüzünde haksız yere “büyüklenen bir zorba ve” Allah’ın sınırlarını çiğneyen, haramlarını işlemek cesaretini gösteren “haddi aşmış biri idi.”
Duhân suresinin 19-39. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 497. sayfası).
Firavundan... Çünkü o, haddi ululuk taslayan bir kimse idi.
Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.
Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.
إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِى ٱلْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَآئِفَةً مِّنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَآءَهُمْ وَيَسْتَحْىِۦ نِسَآءَهُمْ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُفْسِدِينَ
Firavun, yeryüzünde üstünlük/büyüklük taslayıp, oranın halkını fırkalara/gruplara ayırdı. Onlardan bir grubu zayıf ve güçsüz bırakıyor, erkek çocuklarını boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.
إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ
Firavun’a ve ileri gelenlerine. Ama onlar büyüklük tasladılar. Zaten onlar kendilerini üstün sayan bir topluluktu.
وَقَٰرُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَٰمَٰنَ وَلَقَدْ جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا كَانُوا۟ سَٰبِقِينَ
Kârûn’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da helâk ettik. Andolsun, Mûsâ kendilerine apaçık mucizeler getirmişti de yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa bizi geçip (azabımızdan) kurtulamazlardı.