15:81 ayetinin metni
وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ ٨١
Okunuşu
waātaynāhum āyātinā fakānū ʿanhā muʿ'riḍīna
Meal
Onlara ayetlerimizi gönderdik ama onlardan yüz çevirmişlerdi.
سورة الحجر، الآية ٨١
وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ ٨١
waātaynāhum āyātinā fakānū ʿanhā muʿ'riḍīna
Onlara ayetlerimizi gönderdik ama onlardan yüz çevirmişlerdi.
Hicr Suresi’nin 81. ayeti (15:81) Mekki bir surededir; 14. cüzde, Mushaf’ın 266. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 74 kârinin sesinden dinleyin.
74 kâriden 80 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Onlara gönderilen peygamberlerin Rabbinden getirmiş olduğu dinin doğruluğuna dair kanıtlar ve deliller verdik. Bunlardan biri de dişi devedir. Fakat onlar bu delillerden ibret almadılar ve onları umursamadılar.
81. “Biz onlara” Salih’in kendilerine getirmiş olduğu hakkın doğruluğuna delil olan “âyetlerimizi/mucizelerimizi vermiştik” Allah’ın büyük mucizelerinden biri olan dişi deve de bunlardan birisi idi. “ama onlar” büyüklenerek ve Allah’a karşı gelerek “onlardan yüz çeviriyorlardı.”
Hicr suresinin 71-90. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 266. sayfası).
Onlara ayetlerimizi göndermiştik ama ondan yüz çevirmişlerdi.
Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.
Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı
«Onların başlarına gelen musibetin sizin de başınıza gelmemesi için, (kendilerine) zulmetmiş olan kimselerin yerleşim yerlerine ağlayarak (ibret alarak) girin.» Sonra bineğini (devesini) sürdü ve o da hızla uzaklaşarak o yeri arkasında bıraktı.
لاَ تَدْخُلُوا مَسَاكِنَ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ إِلاَّ أَنْ تَكُونُوا بَاكِينَ حَذَرًا أَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا أَصَابَهُمْ " . ثُمَّ زَجَرَ فَأَسْرَعَ حَتَّى خَلَّفَهَا .
فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا۟ فِى دَارِكُمْ ثَلَٰثَةَ أَيَّامٍ ذَٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ
Derken deveyi kestiler. Salih, dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. (Sonra helâk olacaksınız.) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir.”
وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَٰهُمْ فَٱسْتَحَبُّوا۟ ٱلْعَمَىٰ عَلَى ٱلْهُدَىٰ فَأَخَذَتْهُمْ صَٰعِقَةُ ٱلْعَذَابِ ٱلْهُونِ بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Semûd'a gelince; biz onları doğru yola ilettik. Ama onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Bu yüzden onları kazanmakta olduklarına karşılık alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı.