يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ ١
1. Ey elbisesine bürünen!
سورة المدثر
Müddessir Suresi 56 ayettir ve Medine mushafında 3 sayfadır (sayfa 575–577); 29. cüzdedir. Her sayfa bir bölüm olmak üzere 3 bölüme ayrılır: birini ezberleyin, yardımsız okuyun, sonra bir öncekine bağlayarak sonrakine geçin.
Medine mushafının her sayfası için bir bölüm, toplam 3 bölüm. Çalışmak için bir bölüme dokunun; durumu bu tarayıcıda kalır.
Günde bir sayfayla 3 gün; günde yarım sayfayla 6 gün, her derste tekrar dahil.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ ١
1. Ey elbisesine bürünen!
قُمْ فَأَنذِرْ ٢
2. Kalk ve uyar!
وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ ٣
3. Rabbini tekbir et (yücelt).
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ ٤
4. Elbiseni de temizle/Rabbini tekbir et (yücelt).
وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ ٥
5. Pisliklerden de uzak dur!
وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ ٦
6. (Yaptığını) çok görerek minnet etme!
وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ ٧
7. Rabbin için sabret!
فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ ٨
8. Sûr’a üflendiği zaman.
فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ ٩
9. İşte o gün, çok zor bir gündür.
عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ ١٠
10. Kâfirler için hiç kolay değildir.
ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا ١١
11. Beni, yarattığım kişiyle baş başa bırak.
وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا ١٢
12. Ona ardı arkası kesilmeyen bir servet verdim.
وَبَنِينَ شُهُودًا ١٣
13. Gözlerinin önünde duran oğullar verdim.
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا ١٤
14. Kendisi için (dünya nimetlerini) yaydıkça yaydım.
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ ١٥
15. Daha da artırmamı umuyor.
كَلَّآ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَٰتِنَا عَنِيدًا ١٦
16. Asla! Çünkü o ayetlerimize karşı çok inatçıdır.
سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا ١٧
17. Onu sarp bir yokuşa zorlayıp süreceğim.
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ ١٨
18. Çünkü o; düşündü, ölçtü, biçti.
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ١٩
19. Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti!
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ٢٠
20. Sonra (yine o) kahrolası, nasıl (da) ölçtü, biçti!
ثُمَّ نَظَرَ ٢١
21. Sonra şöyle bir baktı.
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ ٢٢
22. Sonra da kaşlarını çatıp, surat astı.
ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ ٢٣
23. Sonra da arkasını dönüp büyüklendi.
فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ ٢٤
24. Ve şöyle dedi: Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir.
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ ٢٥
25. "Bu, insan sözünden başka bir şey değildir.''
سَأُصْلِيهِ سَقَرَ ٢٦
26. Ben onu Sekar’a (Cehennem'e) sokacağım.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ ٢٧
27. Sekar’ın ne olduğunu bilir misin sen?
لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ ٢٨
28. O geride bir şey koymaz ve bırakmaz.
لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ ٢٩
29. İnsan derisini yakıp kavurur.
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ ٣٠
30. Üzerinde on dokuz (melek) vardır.
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًا وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ ٣١
31. Biz; kendilerine kitap verilenler kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin imanları artsın, kendilerine kitap verilenler ile iman edenler şüpheye kapılmasın, kalplerinde bir hastalık olanlar ile küfre sapanlar da, “Allah, bu örnekle (on dokuz sayısı ile) neyi anlatmak istedi?” desin diye o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık ve onların sayısını da kâfirler için yalnızca bir fitne/imtihan yaptık. Allah; dilediğini işte böyle saptırır, dilediğine de hidayet eder. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu, insanlar için bir öğütten başka bir şey değildir.
كَلَّا وَٱلْقَمَرِ ٣٢
32. Hayır! And olsun Ay’a!
وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ ٣٣
33. Dönüp gittiği zaman geceye,
وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ ٣٤
34. Ve ağarmakta olan sabaha,
إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ ٣٥
35. Şüphesiz o (Sekar), büyük (musibetlerden) biridir.
نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ ٣٦
36. İnsanlar için bir uyarıcıdır.
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ ٣٧
37. Sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için.
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ ٣٨
38. Her nefis kazandığına karşılık bir rehindir.
إِلَّآ أَصْحَٰبَ ٱلْيَمِينِ ٣٩
39. Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) başkadır.
فِى جَنَّٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ ٤٠
40. (Onlar) cennetlerdedirler. Birbirlerine sorarlar.
عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ ٤١
41. Suçlulardan.
مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ ٤٢
42. “Sizi Sekara/Cehennem'e sokan nedir?''
قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ ٤٣
43. Onlar derler ki; "Biz namaz kılan kimseler değildik."
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ ٤٤
44. “Yoksulları da doyurmazdık.''
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ ٤٥
45. "(Batıla) Dalanlarla beraber biz de dalıp gitmiştik."
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ٤٦
46. “Hesap gününü de yalanlıyorduk.''
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ ٤٧
47. “Nihayet ölüm bize gelip çatıncaya dek.''
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ ٤٨
48. Artık şefaat edenlerin şefaatleri onlara yarar sağlamaz.
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ ٤٩
49. Öyleyse onlara ne oluyor da öğütten yüz çeviriyorlar?
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ ٥٠
50. Onlar adeta ürkütülmüş yaban eşekleri gibidir.
فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ ٥١
51. Aslandan ürküp, kaçan.
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً ٥٢
52. Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.
كَلَّا بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ ٥٣
53. Asla! Doğrusu onlar ahiretten korkmuyorlar.
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ ٥٤
54. Hayır! Şüphesiz o (Kur'an) ancak bir öğüttür.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ٥٥
55. Artık dileyen kimse ondan öğüt alır.
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ ٥٦
56. Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. Kendisinden korkulmaya layık olan da, bağışlayıcı olan da O’dur.
Müddessir Suresi’nin 10 ayeti Kuran’daki başka ayetlere benzer: ezberden okurken bilinen bir tuzak. En yakınları:
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًا وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِهِۦ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
وَخَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ وَلِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet:
Bölümü bir kâriyi ayet ayet takip ederek, tereddütsüz telaffuz edene kadar okuyun.
Her ayeti kâriden sonra söylemek için araya bir duraklama koyarak birkaç kez tekrar edin, sonra ayetleri birbirine bağlayın.
Üç kelimeden birini, sonra üçten ikisini gizleyin, ardından yalnızca ilk harfleri bırakın, en sonunda metnin tamamını.
Ezberden okuyun: rastgele seçilen bir ayetin devamından sınanın, kendinizi kaydedin veya birine okuyun.
Her bölüme ertesi gün, sonra giderek uzayan aralıklarla dönün; yeni bir şey ezberlemeden önce tekrar edin.