Sözlükte alîm, “bir şeyi gerçek mahiyetiyle bilmek, hakikatini idrak etmek” mânasındaki ilm kökünden türemiş mübalağalı bir sıfattır. İlim Allah’ın zâtına nisbet edildiğinde, “Allah’ın gerek duyular âlemine gerek duyu ötesine ait bütün nesneleri ve olayları bilmesi” diye tanımlanabilir. Allah’ın “alîm” ismi ise “zaman ve mekân sınırı olmaksızın küçük büyük, gizli açık, canlı cansız her şeyi en mükemmel şekilde bilen” mânasına gelir (Gazzâlî, s. 92). Birçok âyetin sonundaki “Allah her şeyi bilendir” (meselâ bk. el-Bakara 2/231; en-Nisâ 4/176; el-Mâide 5/97; el-En‘âm 6/101) ifadeleri de bu mânayı pekiştirir. Ebû Abdullah el-Halîmî’nin “yaratılmış varlıkların duyu ve akıl yoluyla kavradıkları ve kavrayamadıkları şeyleri akıl ve duyudan bağımsız şekilde müdrik olan” (el-Minhâc, I, 199) diye açıkladığı “alîm” ismi Kur’ân-ı Kerîm’de semî‘, hakîm, azîz, habîr, kadîr, halîm, şâkir ve fettâh gibi isimlerle birlikte kullanılmış ve bu isimler arasında “işitilmeye konu olan her şeyi işiten” mânasındaki “semî‘” ile “bütün sözleri ve fiilleri adalet ve ilme uygun olan” mânasındaki “hakîm” isimleriyle birlikte kullanımı ön plana çıkmıştır. Alîm bazı âyetlerde “azîz” ve “habîr” isimleriyle birlikte doğrudan Allah’ın ismi olarak da yer almıştır (el-En‘âm 6/96; Yâsîn 36/38; ez-Zuhruf 43/9; et-Tahrîm 66/3). Yanında başka bir isim olmaksızın tek başına kullanıldığında ise “Allah müttakileri bilendir” (Âl-i İmrân 3/115), “Allah yüreklerdeki sırları bilendir” (Âl-i İmrân 3/119, 154) meâlindeki âyetlerde olduğu gibi bir nevi fiil fonksiyonu icra ederek mef‘ul de almıştır.
[…]