Sadakalar/zekâtlar, Allah’tan bir farz olarak fakirler, miskinler, onu toplayan memurlar, kalpleri (İslam’a) ısındırılanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda (cihad edenler) ve yolda kalanlar içindir. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
Tevbe Suresi’nin 60. ayeti (9:60) Medeni bir surededir; 10. cüzde, Mushaf’ın 196. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 72 kârinin sesinden dinleyin.
Tevbe Suresi 60. ayeti dinleyin
72 kâriden 78 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Tüm sesler (78)
60. ayetin tefsiri
el-Muhtasar
Farz olan zekâtlar; ancak görev yahut meslekleri sebebiyle mal sahibi olan fakat kendilerine yetmeyen ve bu durumları hususunda da kendilerine dikkat edilmeyen fakirler, hiçbir şeye sahip olmayan ve durumları yahut sözleri sebebiyle halleri diğer insanlara gizli olmayan miskinler, devlet idarecisinin zekât mallarını toplaması için görevlendirdiği kimseler, Müslüman olmaları için kendilerine zekât malından verilen kâfirler yahut imanlarının kuvvetlenmesi için imanı zayıf olan kimseler veya kötülüklerinin savuşturulması için verilen kimseler içindir. Özgürlüklerini kazanmaları için kölelere, israf ve masiyet olmaksızın borçlarını ödeyecek bir şey bulamayan kimselere, Allah yolunda cihat eden mücahitlerin hazırlanması ve nafakası biten ve bundan dolayı yolda kalmış kimselere verilir. Zekât mallarının sadece bu kimseler ile sınırlı olması Allah Teâlâ'dan bir farzdır. Yüce Allah, kullarının yararına olan şeyleri hakkıyla bilen, idare etmesinde ve dininde hikmetli olandır.
60. “Sadakalar” yani zekâtlar, çünkü müstehab olan sadakanın belli kimselere tahsis edilmesi söz konusu değildir, herkese verilebilir “ancak” sözü edilen şu kimselere verilir, onlardan başkasına verilmez. Çünkü Yüce Allah, zekâtların sadece burada sözü edilen sekiz ayrı kesime verilebileceğini belirtmiştir ki bunlar şunlardır: 1, 2- Fakirler ve yoksullar (miskinler): Burada fakir ve miskin birbirinden farklı iki ayrı kesimdir. Fakir; miskinden daha ileri derecede ihtiyaç sahibidir. Çünkü Yüce Allah, öncelikle fakirleri söz konusu etmektedir. Böyle bir durumda ise ancak daha önemli olan başa … Devamını oku
Mallar ve evlatlar dünyada azap edilmeye sebebiyet verebildiği gibi, ahirette de azap edilmeye sebebiyet verebilir. Bundan dolayı kulun, malları ve evlatları ile olan muamelesinin Allah'ı razı edecek şekilde olması gerekir. Böylece bu ikisi ile kurtuluş gerçekleşecektir.
Zekât mallarının dağılımı, zekât verilen kimselerin ihtiyaçlarına ve zekât mallarının çokluğuna göre idarecinin içtihadı ile gerçekleştirilir.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, peygamberliği ile alakalı hususlarda eziyette bulunmak küfürdür ve bunu yapan kimsenin çok şiddetli bir şekilde cezalandırılmasını gerektirir.
Kulun, şerde değil hayırda bir kulak olması gerekir. Bununla iyiliklere ve hayırlara kulak vermeli, kötülük ve bozgunculuktan tiksinerek bunları işitmekten kendisini alıkoymalıdır.
60. ayetin diğer mealleri
Sadakalar/zekatlar, Allah’tan bir farz olarak fakirler, miskinler, onu toplayan memurlar, kalpleri (İslam’a) ısındırılanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda (cihad edenler) ve yolda kalanlar içindir. Allah Alim'dir, Hakim'dir.
Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.
Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm'a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Necid ahalisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iyice yaklaşınca gördük ki, İslam'dan soruyormuş. Bunun akabinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gece ve gündüzde beş…
Eğer çocukları yoksa, hanımlarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen hanımlarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah’ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, Halîm'dir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)