İçeriğe geç

45. hizb

Yâsîn 28 – Sâffât 144200 ayet

36. Yâsîn سورة يس

وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِن جُندٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ ۝٢٨

28. Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.

Ayet sayfası

إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَٰمِدُونَ ۝٢٩

29. (Onları helâk eden) Korkunç sesten başka bir şey değildi. Bir anda sönüp gittiler.

Ayet sayfası

يَٰحَسْرَةً عَلَى ٱلْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ ۝٣٠

30. Yazıklar olsun o kullara! Ne zaman kendilerine bir peygamber gelse muhakkak onunla alay ederlerdi.

Ayet sayfası

أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ ۝٣١

31. Kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettiğimizi görmüyorlar mı? Onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?

Ayet sayfası

وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ ۝٣٢

32. Ve hepsi toplanıp huzurumuza çıkarılacaklardır.

Ayet sayfası

وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلْأَرْضُ ٱلْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَٰهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ ۝٣٣

33. Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.

Ayet sayfası

وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَٰبٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ ٱلْعُيُونِ ۝٣٤

34. Biz, yeryüzünde nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık.

Ayet sayfası

لِيَأْكُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ أَفَلَا يَشْكُرُونَ ۝٣٥

35. Ürünlerinden ve yetiştirdiklerinden yesinler diye. Hâlâ şükretmiyorlar mı?

Ayet sayfası

سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ ۝٣٦

36. Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah) çok münezzehtir.

Ayet sayfası

وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ ۝٣٧

37. Gece de kendileri için bir delildir. Gündüzü ondan sıyırarak çekip alırız. Bir de bakarsın ki karanlık içinde kalmışlardır.

Ayet sayfası

وَٱلشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ ۝٣٨

38. Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. İşte bu, Azîz ve Alîm olan Allah'ın takdiridir.

Ayet sayfası

وَٱلْقَمَرَ قَدَّرْنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلْعُرْجُونِ ٱلْقَدِيمِ ۝٣٩

39. Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner.

Ayet sayfası

لَا ٱلشَّمْسُ يَنۢبَغِى لَهَآ أَن تُدْرِكَ ٱلْقَمَرَ وَلَا ٱلَّيْلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِ وَكُلٌّ فِى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ ۝٤٠

40. Ne Güneş Ay'a yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.

Ayet sayfası

وَءَايَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ ۝٤١

41. Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.

Ayet sayfası

وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِۦ مَا يَرْكَبُونَ ۝٤٢

42. Ve onlar için bindikleri daha başka taşıtlar da yarattık.

Ayet sayfası

وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ ۝٤٣

43. Eğer dilersek, onları suda boğarız da kimse de yardımlarına gelemez. İşte o zaman onlar için bir kurtuluş da yoktur.

Ayet sayfası

إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٍ ۝٤٤

44. Ancak bizim tarafımızdan bir rahmet ve belli bir zamana kadar dünyadan faydalandırmamız müstesnadır.

Ayet sayfası

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُوا۟ مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ۝٤٥

45. Önünüzdekinden ve arkanızdakinden (dünya ve ahiret azabından) sakının. Umulur ki, size merhamet olunur denildiğinde (yüz çevirirler).

Ayet sayfası

وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ مِّنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ ۝٤٦

46. Onlara, ne zaman Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelse mutlaka ondan yüz çevirirler.

Ayet sayfası

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطْعَمَهُۥٓ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ ۝٤٧

47. Kendilerine; "Allah’ın size verdiği rızıklardan infak edin!" denildiği zaman kâfirler, iman edenlere derler ki; "Allah'ın dilediği takdirde yedirip doyuracağı kişiyi acaba biz mi doyuracağız? Gerçekten siz apaçık bir sapıklık içindesiniz.”

Ayet sayfası

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ ۝٤٨

48. "Eğer, doğru söylüyorsanız bu vaat/tehdit ne zaman?" derler.

Ayet sayfası

مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ ۝٤٩

49. Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar.

Ayet sayfası

فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ ۝٥٠

50. İşte o anda onlar; ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

Ayet sayfası

وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ ۝٥١

51. Sur'a üflenince, hemen kabirlerinden Rablerine doğru koşarak çıkarlar.

Ayet sayfası

قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلْمُرْسَلُونَ ۝٥٢

52. "Eyvah bize! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın vadettiğidir. Peygamberler, gerçekten doğru söylemiştir." derler.

Ayet sayfası

إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ ۝٥٣

53. Sadece korkunç bir ses olur. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulunurlar.

Ayet sayfası

فَٱلْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝٥٤

54. O günde hiçbir kimseye en ufak bir zulüm yapılmaz. Siz işlediğinizin ancak karşılığını görürsünüz.

Ayet sayfası

إِنَّ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ ٱلْيَوْمَ فِى شُغُلٍ فَٰكِهُونَ ۝٥٥

55. Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler.

Ayet sayfası

هُمْ وَأَزْوَٰجُهُمْ فِى ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ ۝٥٦

56. Kendileri ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.

Ayet sayfası

لَهُمْ فِيهَا فَٰكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ ۝٥٧

57. Orada, onlar için meyveler vardır. Canlarının istediği her şey onlarındır.

Ayet sayfası

سَلَٰمٌ قَوْلًا مِّن رَّبٍّ رَّحِيمٍ ۝٥٨

58. Rahim olan Rabden sözlü bir selam vardır.

Ayet sayfası

وَٱمْتَٰزُوا۟ ٱلْيَوْمَ أَيُّهَا ٱلْمُجْرِمُونَ ۝٥٩

59. Ey günahkârlar! Bugün siz (bir tarafa) ayrılın!

Ayet sayfası

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا۟ ٱلشَّيْطَٰنَ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ ۝٦٠

60. "Ey Ademoğulları! Size, Şeytan'a ibadet etmeyin. Çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır." deyip söz almadım mı?

Ayet sayfası

وَأَنِ ٱعْبُدُونِى هَٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ ۝٦١

61. Bana ibadet edin. Dosdoğru yol budur, demedim mi?

Ayet sayfası

وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا۟ تَعْقِلُونَ ۝٦٢

62. O, sizden çoğu toplumları saptırmıştı. Hiç mi akıl erdirmiyordunuz?

Ayet sayfası

هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ ۝٦٣

63. İşte bu, size vadedilen Cehennem'dir.

Ayet sayfası

ٱصْلَوْهَا ٱلْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ ۝٦٤

64. Küfrünüz (İnkârınız) sebebiyle bugün girin oraya!

Ayet sayfası

ٱلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَآ أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ ۝٦٥

65. O gün onların ağızlarını mühürleriz. Yaptıklarını bizlere elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.

Ayet sayfası

وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰٓ أَعْيُنِهِمْ فَٱسْتَبَقُوا۟ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ ۝٦٦

66. Dileseydik; gözlerini silme kör ederdik de, o zaman doğru yolu bulmaya koşuşurlardı. Fakat nasıl görecekler ki?

Ayet sayfası

وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَٰهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ ۝٦٧

67. Eğer dilesek; oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de, ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi, ne de geri gelmeye.

Ayet sayfası

وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى ٱلْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ ۝٦٨

68. Kime uzun ömür verirsek onu yaratılışında tersine döndürürüz. Hâlâ akletmiyorlar mı?

Ayet sayfası

وَمَا عَلَّمْنَٰهُ ٱلشِّعْرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُۥٓ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْءَانٌ مُّبِينٌ ۝٦٩

69. Ona şiir öğretmedik, ona yakışmaz da. Bu, yalnızca bir öğüt ve apaçık Kur’an’dır.

Ayet sayfası

لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ ۝٧٠

70. (Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve küfre sapanların üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir).

Ayet sayfası

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَآ أَنْعَٰمًا فَهُمْ لَهَا مَٰلِكُونَ ۝٧١

71. Kendi elimizle onlar için yarattığımız hayvanları görmüyorlar mı? (Bu sayede) Onlar bunlara sahip olmuşlardır.

Ayet sayfası

وَذَلَّلْنَٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ ۝٧٢

72. O hayvanları, onların emrine verdik. Onlardan kimine biniyorlar, kiminin de etini yiyorlar.

Ayet sayfası

وَلَهُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُ أَفَلَا يَشْكُرُونَ ۝٧٣

73. O hayvanlarda, insanlar için daha başka faydalar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmiyorlar mı?

Ayet sayfası

وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لَّعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ ۝٧٤

74. Belki yardım görürler diye Allah'tan başka ilahlar edindiler.

Ayet sayfası

لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ ۝٧٥

75. Onlar, kendilerine yardımda bulunmaya güç yetiremezler. Aksine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir.

Ayet sayfası

فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ۝٧٦

76. Artık onların sözleri seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açıkladıklarını da elbette biliyoruz.

Ayet sayfası

أَوَلَمْ يَرَ ٱلْإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقْنَٰهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ ۝٧٧

77. İnsan, kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmüyor mu? Derken, o apaçık bir düşman kesiliverir.

Ayet sayfası

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِىَ خَلْقَهُۥ قَالَ مَن يُحْىِ ٱلْعِظَٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌ ۝٧٨

78. Kendi yaratılışını unutup, bize örnek veriyor: "Bu çürümüş kemikleri kim diriltebilir?" diyor.

Ayet sayfası

قُلْ يُحْيِيهَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ ۝٧٩

79. De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir."

Ayet sayfası

ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَآ أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ ۝٨٠

80. Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O’dur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz.

Ayet sayfası

أَوَلَيْسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم بَلَىٰ وَهُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ ۝٨١

81. Gökleri ve yeri yaratan onların bir benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Evet, elbette kadirdir. O hakkıyla yaratıcıdır ve her şeyi bilir.

Ayet sayfası

إِنَّمَآ أَمْرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيْـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ۝٨٢

82. Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: 'Ol!' demesidir. O da hemen oluverir.

Ayet sayfası

فَسُبْحَٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ۝٨٣

83. Her şeyin mülkü elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah (noksanlıklardan) münezzehtir.

Ayet sayfası

37. Sâffât سورة الصافات

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا ۝١

1. Andolsun saf saf dizilenlere.

Ayet sayfası

فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا ۝٢

2. Sürüp sevk edenlere.

Ayet sayfası

فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا ۝٣

3. Zikri okuyanlara.

Ayet sayfası

إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ ۝٤

4. Sizin ilahınız tek bir ilahtır.

Ayet sayfası

رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ ۝٥

5. O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, doğuların da Rabbidir.

Ayet sayfası

إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ ۝٦

6. Biz, en yakın göğü yıldızlarla süsledik.

Ayet sayfası

وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ ۝٧

7. Ve onu (göğü) kovulmuş Şeytanlar'dan koruduk.

Ayet sayfası

لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ ۝٨

8. Onlar, artık mele-i a'la'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.

Ayet sayfası

دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ ۝٩

9. Kovularak uzaklaştırılmış (olurlar) ve onlar için elem dolu bir azap vardır.

Ayet sayfası

إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ۝١٠

10. Ancak bir (söz) çalıp kapan olursa onu da parlak bir ateş izler.

Ayet sayfası

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ ۝١١

11. Şimdi onlara sor: “Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı?” Doğrusu biz onları, yapışkan bir çamurdan yarattık.

Ayet sayfası

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ ۝١٢

12. Hayır, sen şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.

Ayet sayfası

وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ ۝١٣

13. Kendilerine öğüt verildiğinde öğüt almazlar.

Ayet sayfası

وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ ۝١٤

14. Bir ayet (mucize) gördüklerinde alaya alırlar.

Ayet sayfası

وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ ۝١٥

15. "Bu, ancak apaçık bir büyüdür." derler.

Ayet sayfası

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ۝١٦

16. "Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı gerçekten biz mi diriltileceğiz?

Ayet sayfası

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ ۝١٧

17. “Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”

Ayet sayfası

قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ ۝١٨

18. De ki: “Evet! Hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

Ayet sayfası

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ ۝١٩

19. Çünkü o, korkunç bir sesten ibarettir. O zaman etrafa bakıp dururlar.

Ayet sayfası

وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ ۝٢٠

20. "Eyvah bize! İşte bu, hesap günüdür." derler.

Ayet sayfası

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ۝٢١

21. “İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür.” denilir.

Ayet sayfası

ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ ۝٢٢

22. Zalimleri, onların eşlerini ve tapmakta olduklarını toplayın.

Ayet sayfası

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ ۝٢٣

23. Allah'tan başka (ibadet etmiş olduklarını) Cehennem yoluna iletin!

Ayet sayfası

وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ ۝٢٤

24. Durdurun onları; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

Ayet sayfası

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ۝٢٥

25. Size ne oldu da birbirinize yardım etmiyorsunuz?

Ayet sayfası

بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ۝٢٦

26. Hayır! Onlar, bugün tamamen teslim olmuşlardır.

Ayet sayfası

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ۝٢٧

27. (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.

Ayet sayfası

قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ ۝٢٨

28. "Siz, bize sağdan geliyordunuz." derler.

Ayet sayfası

قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ ۝٢٩

29. Diğerleri de derler ki: "Hayır! Siz iman eden kimseler değildiniz."

Ayet sayfası

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَٰغِينَ ۝٣٠

30. Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı bir gücümüz yoktu. Fakat siz, zaten azgın bir toplum idiniz.

Ayet sayfası

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ إِنَّا لَذَآئِقُونَ ۝٣١

31. Artık Rabbimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti. Kesinlikle biz onu (azabı) tadacağız.

Ayet sayfası

فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ ۝٣٢

32. Evet! Sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimseler idik.

Ayet sayfası

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ۝٣٣

33. Hiç şüphe yok ki, o gün onlar azapta ortaktırlar.

Ayet sayfası

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ۝٣٤

34. Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.

Ayet sayfası

إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ ۝٣٥

35. Çünkü onlar, kendilerine; "Allah’tan başka (hak) ilah yoktur." denildiği zaman büyüklenirlerdi.

Ayet sayfası

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ ۝٣٦

36. "Bir mecnun şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?" derlerdi.

Ayet sayfası

بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ ۝٣٧

37. Hayır! O, hakkı getirdi ve peygamberleri doğruladı.

Ayet sayfası

إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ ۝٣٨

38. Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.

Ayet sayfası

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝٣٩

39. Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

Ayet sayfası

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ ۝٤٠

40. Ancak, Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

Ayet sayfası

أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ ۝٤١

41. Onlar için bilinen rızıklar vardır.

Ayet sayfası

فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ ۝٤٢

42. Çeşitli meyveler. Onlar ikram edilenlerdir.

Ayet sayfası

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ۝٤٣

43. Onlar, Nimet Cennetleri'ndedir.

Ayet sayfası

عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ ۝٤٤

44. Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.

Ayet sayfası

يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ ۝٤٥

45. Etraflarında pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

Ayet sayfası

بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّٰرِبِينَ ۝٤٦

46. Bembeyazdır, içenlere lezzet verir.

Ayet sayfası

لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ ۝٤٧

47. Onda ne baş dönmesi vardır, ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.

Ayet sayfası

وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ ۝٤٨

48. Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

Ayet sayfası

كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ ۝٤٩

49. Sanki onlar örtülü yumurtalar gibi bembeyazdır.

Ayet sayfası

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ۝٥٠

50. Birbirlerine dönüp sorarlar.

Ayet sayfası

قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ ۝٥١

51. İçlerinden biri; "Benim bir arkadaşım vardı." der.

Ayet sayfası

يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ ۝٥٢

52. Bana derdi ki: "Sen gerçekten tasdik edenlerden misin?"

Ayet sayfası

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ ۝٥٣

53. "Ölüp toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman yeniden mi diriltileceğiz?"

Ayet sayfası

قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ ۝٥٤

54. (Cennet'e giren) Ona; "Ne olduğunu görüyor musunuz?" der.

Ayet sayfası

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ ۝٥٥

55. Bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

Ayet sayfası

قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ ۝٥٦

56. "Allah’a yemin ederim ki, sen neredeyse beni de helâk edecektin!" der.

Ayet sayfası

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ ۝٥٧

57. "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (Cehennem'e) getirilenlerden olurdum."

Ayet sayfası

أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ ۝٥٨

58. "Şimdi, artık biz ölmeyeceğiz değil mi?"

Ayet sayfası

إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ ۝٥٩

59. "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz?Bize azap edilmeyecek miymiş?"

Ayet sayfası

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ۝٦٠

60. İşte bu, en büyük kurtuluştur.

Ayet sayfası

لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ ۝٦١

61. Çalışıp amel edenler, böylesi için çalışsınlar.

Ayet sayfası

أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ ۝٦٢

62. (Nimet olarak) Bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

Ayet sayfası

إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّٰلِمِينَ ۝٦٣

63. Biz onu zalimler için bir fitne kıldık.

Ayet sayfası

إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ ۝٦٤

64. O, Cehennem'in dibinden çıkan bir ağaçtır.

Ayet sayfası

طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ ۝٦٥

65. Tomurcukları (ürünleri) sanki Şeytanlar'ın başları gibidir.

Ayet sayfası

فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ ۝٦٦

66. İşte onlar, bundan yerler ve karınlarını onunla doldururlar.

Ayet sayfası

ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ ۝٦٧

67. Sonra, onlar için üzerine kaynar su katılmış içki vardır.

Ayet sayfası

ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ ۝٦٨

68. Sonra da onların dönüşü yine Cehennem'edir.

Ayet sayfası

إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ ۝٦٩

69. Onlar; babalarını, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

Ayet sayfası

فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ ۝٧٠

70. Kendileri de onların izlerinden koşturuluyorlardı.

Ayet sayfası

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ ۝٧١

71. Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.

Ayet sayfası

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ ۝٧٢

72. Andolsun ki, onlar arasında uyarıp, korkutanlar göndermiştik.

Ayet sayfası

فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ ۝٧٣

73. Uyarılanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

Ayet sayfası

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ ۝٧٤

74. Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

Ayet sayfası

وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ ۝٧٥

75. Andolsun, Nuh bize seslenmişti de ne güzel icâbet etmiştik!

Ayet sayfası

وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ ۝٧٦

76. Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

Ayet sayfası

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ ۝٧٧

77. Yalnız onun soyunu sürekli kıldık.

Ayet sayfası

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ۝٧٨

78. Sonradan gelenler arasında onun için (güzel bir) nam bıraktık.

Ayet sayfası

سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ ۝٧٩

79. Âlemler içinde Nûh’a selam olsun!

Ayet sayfası

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ۝٨٠

80. Biz, iyilik yapan ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.

Ayet sayfası

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ ۝٨١

81. Çünkü o, Mümin kullarımızdan idi.

Ayet sayfası

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ ۝٨٢

82. Sonra ötekilerini suda boğduk.

Ayet sayfası

وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ ۝٨٣

83. Şüphesiz İbrahim de onun yolunda olanlardan idi.

Ayet sayfası

إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ ۝٨٤

84. Hani O, Rabbine (şirkten) selamette olan bir kalp ile gelmişti.

Ayet sayfası

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ ۝٨٥

85. Hani o, babasına ve kavmine; “Neye ibadet ediyorsunuz?” demişti.

Ayet sayfası

أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ ۝٨٦

86. "Allah’tan başka uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"

Ayet sayfası

فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ۝٨٧

87. “Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir?”

Ayet sayfası

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ ۝٨٨

88. Derken yıldızlara bir göz attı.

Ayet sayfası

فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ ۝٨٩

89. “Ben hastayım.” dedi.

Ayet sayfası

فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ ۝٩٠

90. Arkalarını dönüp gittiler.

Ayet sayfası

فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ ۝٩١

91. Bunun üzerine gizlice onların ilahlarına varıp; “Yemek yemiyor musunuz?” dedi.

Ayet sayfası

مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ ۝٩٢

92. "Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?"

Ayet sayfası

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ ۝٩٣

93. Sonra üzerlerine gelip sağ eliyle (kuvvetle) vurdu.

Ayet sayfası

فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ ۝٩٤

94. Bunun üzerine hemen koşarak kendisine geldiler.

Ayet sayfası

قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ ۝٩٥

95. İbrahim onlara: "Ellerinizle yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz?" dedi.

Ayet sayfası

وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ ۝٩٦

96. Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.

Ayet sayfası

قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ ۝٩٧

97. "Onun için bir bina yapın, onu alevli ateşin içine atın!" dediler.

Ayet sayfası

فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ ۝٩٨

98. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en aşağılık kimseler kıldık.

Ayet sayfası

وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ ۝٩٩

99. Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim. O, beni doğru yola iletecektir."

Ayet sayfası

رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ۝١٠٠

100. "Rabbim, bana salihlerden bir evlat bağışla."

Ayet sayfası

فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍ ۝١٠١

101. Biz de ona yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.

Ayet sayfası

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ ۝١٠٢

102. Ne zaman ki o babasının yanı sıra yürümeye başlayınca dedi ki: “Oğulcağızım, gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak, artık sen ne düşünürsün?” Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”

Ayet sayfası

فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ ۝١٠٣

103. Böylece her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) alnı üstü yere yatırdı.

Ayet sayfası

وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ ۝١٠٤

104. Biz ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik.

Ayet sayfası

قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ۝١٠٥

105. Sen rüyanı gerçekten tasdik ettin. Biz, iyileri böyle mükâfatlandırırız.

Ayet sayfası

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ ۝١٠٦

106. Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.

Ayet sayfası

وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ ۝١٠٧

107. Biz ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

Ayet sayfası

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ۝١٠٨

108. Sonradan gelenler arasında onun için (güzel bir) nam bıraktık.

Ayet sayfası

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ ۝١٠٩

109. İbrahim’e selam olsun!

Ayet sayfası

كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ۝١١٠

110. Biz, iyilik yapan ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.

Ayet sayfası

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ ۝١١١

111. Çünkü o, Mümin kullarımızdan idi.

Ayet sayfası

وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ۝١١٢

112. Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik.

Ayet sayfası

وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ ۝١١٣

113. Onu ve İshak’ı mübarek kıldık. İkisinin soyundan iyi davranan da var, açıkça kendi nefsine zulmetmekte olan da.

Ayet sayfası

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ۝١١٤

114. Andolsun ki, biz Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lütufta bulunduk.

Ayet sayfası

وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ ۝١١٥

115. Onları ve kavimlerini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Ayet sayfası

وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ ۝١١٦

116. Onlara yardım ettik. Böylece üstün gelenler onlar oldular.

Ayet sayfası

وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ ۝١١٧

117. O ikisine apaçık olan kitabı verdik.

Ayet sayfası

وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ ۝١١٨

118. Her ikisini de doğru yola ilettik.

Ayet sayfası

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ۝١١٩

119. Sonradan gelenler arasında o ikisi için (güzel bir) nam bıraktık.

Ayet sayfası

سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ۝١٢٠

120. Mûsâ ve Hârûn’a selam olsun!

Ayet sayfası

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ۝١٢١

121. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

Ayet sayfası

إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ ۝١٢٢

122. Çünkü o ikisi, Mümin kullarımızdan idi.

Ayet sayfası

وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ ۝١٢٣

123. Muhakkak İlyas da gönderilmiş rasullerdendi.

Ayet sayfası

إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ ۝١٢٤

124. Halkına şöyle demişti: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”

Ayet sayfası

أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ ۝١٢٥

125. "Yaratıcıların en iyisini bırakıp Ba’l (adlı puta) mi ibadet ediyorsunuz?"

Ayet sayfası

ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ۝١٢٦

126. Sizin Rabbiniz de, geçmiş atalarınızın da Rabbi Allah'tır.

Ayet sayfası

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ ۝١٢٧

127. Onu yalanladılar, bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.

Ayet sayfası

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ ۝١٢٨

128. Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

Ayet sayfası

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ۝١٢٩

129. Sonradan gelenler arasında (güzel bir) nam bıraktık.

Ayet sayfası

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ ۝١٣٠

130. İlyas’a selam olsun!

Ayet sayfası

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ۝١٣١

131. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

Ayet sayfası

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ ۝١٣٢

132. Çünkü o, Mümin kullarımızdan idi.

Ayet sayfası

وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ ۝١٣٣

133. Şüphesiz Lût da gönderilmiş rasullerdendir.

Ayet sayfası

إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ ۝١٣٤

134. Hani biz onu ve aile halkını birlikte kurtarmıştık.

Ayet sayfası

إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ ۝١٣٥

135. Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan oldu.

Ayet sayfası

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ ۝١٣٦

136. Sonra diğerlerini helâk ettik.

Ayet sayfası

وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ ۝١٣٧

137. Siz, sabah vakti onların (diyarından) muhakkak geçip gidiyorsunuz.

Ayet sayfası

وَبِٱلَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ ۝١٣٨

138. Ve geceleyin (de onlara uğruyorsunuz). Yine de akıllanmayacak mısınız?

Ayet sayfası

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ ۝١٣٩

139. Muhakkak Yûnus da gönderilmiş rasullerdendi.

Ayet sayfası

إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ ۝١٤٠

140. Hani o, kaçıp yüklü bir gemiye binmişti.

Ayet sayfası

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ ۝١٤١

141. Kura çekmişler ve kaybedenlerden olmuştu.

Ayet sayfası

فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ ۝١٤٢

142. Derken onu balık yutmuştu, o kınanır bir davranışta bulunmuştu.

Ayet sayfası

فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ ۝١٤٣

143. Eğer o gerçekten tesbih edenlerden olmasaydı,

Ayet sayfası

لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ ۝١٤٤

144. İnsanların tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

Ayet sayfası

Kayıtlarım

Bu cihazda kalır ve asla gönderilmez. Son 30 kayıt saklanır.

    11 Ekim 2026 Pazar 30 ربيع الآخر 1448 هـ