وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًا ١
1. Yemin olsun, ardı ardına gönderilenlere.
سورة المرسلات
Mürselât Suresi 50 ayettir ve Medine mushafında 2 sayfadır (sayfa 580–581); 29. cüzdedir. Her sayfa bir bölüm olmak üzere 2 bölüme ayrılır: birini ezberleyin, yardımsız okuyun, sonra bir öncekine bağlayarak sonrakine geçin.
Medine mushafının her sayfası için bir bölüm, toplam 2 bölüm. Çalışmak için bir bölüme dokunun; durumu bu tarayıcıda kalır.
Günde bir sayfayla 2 gün; günde yarım sayfayla 4 gün, her derste tekrar dahil.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًا ١
1. Yemin olsun, ardı ardına gönderilenlere.
فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًا ٢
2. Şiddetle esip savuranlara.
وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًا ٣
3. Yaydıkça yayanlara.
فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًا ٤
4. Ayırdıkça ayıranlara.
فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا ٥
5. Zikri getirip, bırakanlara.
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ٦
6. Gerek özür için olsun, gerek uyarı için.
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ ٧
7. Şüphe yok ki, size vaadedilen mutlaka gerçekleşecektir.
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ٨
8. Yıldızların ışığı söndüğü zaman.
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ٩
9. Gök yarıldığında.
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ١٠
10. Dağlar parçamparça olup savrulduğunda.
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ١١
11. Peygamberlere ümmetleri hakkında şahitlik vakitleri bildirildiği zaman.
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ١٢
12. Bu, hangi güne ertelenmiş?
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ١٣
13. Ayrım (hüküm) gününe (ertelenmiştir).
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ١٤
14. Hüküm gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ١٥
15. O gün vay yalanlayanların haline!
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ١٦
16. Biz, öncekileri helak etmedik mi?
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ ١٧
17. Sonra arkadan gelenleri de onların arkasına takacağız.
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ١٨
18. Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ١٩
19. O gün vay yalanlayanların haline!
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ ٢٠
20. Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ ٢١
21. Ve onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ ٢٢
22. Belli bir süreye kadar.
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ ٢٣
23. Buna gücümüz yeter. Ne güzel güç yetirenleriz.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٢٤
24. O gün yalanlayanların vay haline!
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ٢٥
25. Biz, yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا ٢٦
26. Diri olanları da, ölü olanları da.
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءً فُرَاتًا ٢٧
27. Orada yüksek dağlar yaratıp size tatlı su içirmedik mi?
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٢٨
28. O gün yalanlayanların vay haline!
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ٢٩
29. Yalanlamış olduğunuza (azaba) doğru yürüyün bakalım!
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍ ٣٠
30. Üç kollu (ateşin) gölgesine doğru yürüyün!
لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ٣١
31. Ne gölgelendirir, ne alevden korur.
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ ٣٢
32. O, her biri saraylar gibi olan kıvılcımlar saçar.
كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌ صُفْرٌ ٣٣
33. Her biri sarı develer gibidir.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٣٤
34. O gün yalanlayanların vay haline!
هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ٣٥
35. Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ٣٦
36. Onların özür dilemelerine dahi izin verilmez.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٣٧
37. O gün yalanlayanların vay haline!
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ٣٨
38. Bu, ayırma (hüküm) günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız.
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ ٣٩
39. Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana karşı tuzak kurun!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٤٠
40. O gün, yalanlayanların vay haline!
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍ وَعُيُونٍ ٤١
41. Şüphesiz ki takva sahipleri, gölgelerde pınar başlarındadır.
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ٤٢
42. Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ٤٣
43. Yaptığınız ameller sebebi ile afiyetle yiyin, için.
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ٤٤
44. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٤٥
45. O gün yalanlayanların vay haline!
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ٤٦
46. Yiyin ve biraz yararlanın; muhakkak ki siz günahkârlarsınız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٤٧
47. O gün, yalanlayanların vay haline!
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ ٤٨
48. Onlara; “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezlerdi.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٤٩
49. O gün yalanlayanların vay haline!
فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ ٥٠
50. Onlar bundan (Kur'an'dan) sonra artık hangi söze iman edecekler?
Mürselât Suresi’nin 21 ayeti Kuran’daki başka ayetlere benzer: ezberden okurken bilinen bir tuzak. En yakınları:
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
أَوَلَمْ يَنظُرُوا۟ فِى مَلَكُوتِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ وَأَنْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ قَدِ ٱقْتَرَبَ أَجَلُهُمْ فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
Devamını ezberden okuyun. Sonraki ayet:
Bölümü bir kâriyi ayet ayet takip ederek, tereddütsüz telaffuz edene kadar okuyun.
Her ayeti kâriden sonra söylemek için araya bir duraklama koyarak birkaç kez tekrar edin, sonra ayetleri birbirine bağlayın.
Üç kelimeden birini, sonra üçten ikisini gizleyin, ardından yalnızca ilk harfleri bırakın, en sonunda metnin tamamını.
Ezberden okuyun: rastgele seçilen bir ayetin devamından sınanın, kendinizi kaydedin veya birine okuyun.
Her bölüme ertesi gün, sonra giderek uzayan aralıklarla dönün; yeni bir şey ezberlemeden önce tekrar edin.