40. Yani o, Allah’a yakınlaştırılmış ve Yüce Allah’ın çeşitli lütuflarına mazhar olmuş, kendilerine lütufta ve ihsanda bulunulmuş kullardandır.
Davud ve Süleyman -ikisine de selâm olsun-
Kıssalarından Çıkan Bazı Dersler ve Hükümler:
1. Yüce Allah, peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kendisinden öncekilerin haberlerini, ibadetlerini, ileri derecedeki sabırlarını ve Allah’a yönelişlerini onun kalbine sebat vermek, nefsini huzura kavuşturmak için anlatmakta, bu hususta onlar ile yarışma şevkini artırmak ve onların yaklaşmaya çalıştıkları Yüce Allah’a yakınlaşma arzusunu harekete getirmek ve kavminin eziyetlerine karşı daha bir sabretmesini sağlamak için hatırlatmaktadır.
Bundan dolayı Yüce Allah, kavminin eziyetlerinden ve hem onun hakkında hem de onun getirdiği Kitap hakkında söylediklerini söz konusu ettikten sonra sabretmesini emretmiş ardından da kulu Davud’u hatırlayarak, ona uymasını istemiştir.
2. Yüce Allah, kendisine itaat uğrunda gerek kalben, gerekse de bedenen güçlü olmayı sever ve bundan övgüyle bahseder. Çünkü bunun sonucunda itaatin güzelliği ve çokluğu konusunda, zayıflık ve gevşeklikte hasıl olmayan pek çok sonuçlar husule gelir. Ayrıca kul, güçlü olmanın sebeplerini elde etmeye çalışmalı, gücü sarsan ve nefsin azmini kıran tembelliğe ve gevşekliğe de meyletmemelidir.
3. Bütün işlerde Allah’a yönelme, Allah’ın peygamberlerinin vasıflarından ve seçkin kullarının özelliklerindendir. Nitekim Yüce Allah, Davud ve Süleyman’dan -ikisine de selâm olsun- bundan dolayı övgü ile söz etmektedir. Bu yüzden onlara uyulmalı ve doğru yolu izlemeye kalkışanlar, onların hidâyetleri ile hidâyet bulmalıdır: “İşte bunlar, Allah’ın hidâyet ettiği kimselerdir. O halde sen de onların hidâyetlerine uy.” (el-En’am, 6/90)
4. Yüce Allah, peygamberi Davud aleyhisselam’a oldukça güzel bir ses lütfetmişti. Bu ses sayesinde Yüce Allah, tesbih ile sesini yükselttiği vakit dağların ve dilsiz kuşların ona karşılık vermelerini, sabah ve akşam vaktinde onunla birlikte tesbih etmelerini sağlamıştı.
5. Allah’ın kulu üzerindeki en büyük nimetlerinden birisi de ona faydalı bir ilim nasip etmesi, insanlar arasında hüküm vermeyi, hakkı batıldan ayırt etmeyi bilmesidir. Nitekim Yüce Allah kulu Davud aleyhisselam’a böyle bir lütufta bulunmuştu.
6. Yüce Allah’ın peygamberlerini ve seçkin kullarını bazı yanlışlıkları olduğu zaman, onları sınayarak o sakıncalı hususun ortadan kalkmasını sağlayacak şekilde imtihan etmesi, onlara olan inâyetinin bir tecellisidir. Bunun sonucunda onlar, önceki hallerinden daha mükemmel bir hale ulaşırlar. Nitekim Davud ve Süleyman’ın -ikisine de selâm olsun- başından geçenler de böyledir.
7. Peygamberler -Allah’ın salat ve selamları üzerlerine olsun- Yüce Allah’tan tebliğ ettikleri hususlarda hatadan masumdurlar. Çünkü risaletin maksadı, ancak bu yolla gerçekleşir. Bununla birlikte insan tabiatının gereği olan birtakım hata ve kusurları olabilir. Ancak Yüce Allah, lütfu ile bu hallerini hemen telafi etmelerini sağlar.
8. Davud aleyhisselam çoğu zamanlarda Rabbine hizmet etmek için ibadete tahsis ettiği bir yerde bulunurdu. Bu yüzden iki davacı ibadet ettiği yerin duvarını aşarak yanına varmışlardı. Çünkü o, tek başına ibadetgahına çekildi mi kimse onun yanına girmezdi. Hakkında hüküm vermesi gereken olaylar pek çok olmakla birlikte vaktinin tamamını insanlara ayırmazdı. Aksine vaktinin bir bölümünde Rabbi ile başbaşa kalır, O’na ibadet ile saadet bulurdu. Bu ibadet de bütün işlerinde ihlâslı olmasına yardımcı olurdu.
9. Yöneticilerin ve başkaların huzuruna girerken edep kurallarına dikkat etmek gerekir. Bu iki davalı alışılmadık bir halde ve kapının dışında başka bir yerden Davud aleyhisselam’ın huzuruna girdikleri vakit, o onlardan korkmuş ve bunu pek uygun bir durum olarak görmemişti.
10. Dava taraflarının edebe aykırı davranışları ve yapmamaları gereken bir işi yapmaları, hakimin ve yöneticinin adaletle hükmetmesine engel olmamalıdır.
11. Davud aleyhisselam kemal derecesinde, kusurları affeden, bağışlayan, ilim sahibi birisi idi. Kendisinden izin almaksızın dava tarafları onun yanına girdikleri halde onlara kızmadı. Halbuki o, bir hükümdardı. Ama onları ne azarladı, ne de onlara ağır bir söz söyledi.
12. Mazlum bir kimsenin kendisine zulmeden kimse hakkında: “Sen bana zulmettin”, yahut “Ey zalim” veya “Ey bana haksızlık eden!” vb. sözler söylemesi caizdir. Çünkü bu iki hasım da: “Biz iki davacıyız, birimiz diğerine haksızlık etti” demişlerdir.
13. Bir kişi, oldukça değerli ve pek büyük ilim sahibi bir kimse olsa dahi herhangi bir kimse kendisine öğüt verecek yahut nasihatta bulunacak olursa kızmamalı ve bundan rahatsız olmamalıdır. Aksine bu öğüdü hemen kabul etmeli ve teşekkürle karşılamalıdır. Çünkü iki davacı, Davud aleyhisselam’a öğüt verdikleri halde o, onların bu öğütlerine kızmadı, rahatsız da olmadı. Onların bu tutumları kendisini haktan da uzaklaştırmadı. Aksine aralarında adaletle hüküm verdi.
14. Akrabalar ve arkadaşlar arasında cereyan eden ortaklıklar, malî ve dünyevî ilişkilerin çokluğu, aralarında haksızlıklara ve birinin diğerine düşmanlık beslemesine sebep teşkil eder. Bunu önleyecek tek husus ise Allah’tan korkup takvaya sarılmak, karşı karşıya kalınan işlere iman ve salih amelin yardımı ile sabretmektir. Bu ise insanlar arasında çok az görülen bir husustur.
15. İstiğfar, ibadet ve özellikle namaz, günahlara keffârettir. Allah, Davud aleyhisselam’ın günahının bağışlanmasını, onun Allah’tan mağfiret dilemesine ve secdeye kapanmasına bağlamıştır.
16. Allah, kulları Davud ve Süleyman aleyhimesselam’a O’na yakın olmak ve güzel bir şekilde mükâfat ile ikramda bulunmuştur. O nedenle onların başlarından geçen bu olayların, Allah nezdindeki derecelerini eksilttiğini kimse zannetmemelidir. Bu, Yüce Allah’ın, ihlâsa erdirmiş olduğu kullarına olan lütfunu eksiksiz ihsan etmesinin bir neticesidir. O, onları mağfiret edip günahlarının izlerini üzerlerinden giderdiği takdirde bütün bunların doğurduğu sonuçları da kendilerinden uzaklaştırır. Bu yüzden insanlar, onların birtakım günahlarını öğrenecek olurlarsa kalplerine onların, ilk derecelerinden daha aşağıya düştükleri kanaati doğmamalıdır. Yüce Allah, bütün bu olumsuz sonuçları ortadan kaldırmıştır. Kerîm ve Ğaffâr olan Allah için ise bu, zor bir şey değildir.
17. İnsanlar arasında hükmetmek, dini bir mertebedir. Allah’ın peygamberleri ve O’nun seçkin kulları bu görevi üstlenmişlerdir. Bu görevi yerine getirenin vazifesi ise hak ile hükmetmek ve hevâdan uzak durmaktır. Hak ile hükmetmek ise şer’î hükümleri ve halleri bilmeyi gerektirir. Aynı şekilde hakkında hüküm verilecek olan meselenin türünü ve bu meselenin şer’î hükmün kapsamına sokulma keyfiyetini de bilmelidir. Bunlardan herhangi birisini bilmeyen bir kimse, hüküm veremez, onun böyle bir işe kalkışması da helâl değildir.
18. Hakimin hevâdan sakınması ve daima hevâsının etkisi altında kalabileceğini hatırında tutması gerekir. Çünkü hiçbir nefis, hevâsının hükmüne girmekten uzak kalamaz.
Bunun yerine o, hakkı maksat olarak gözetmek ve hasımlardan herhangi birisine duyduğu sevgi veya nefreti, hüküm vereceği vakit bir kenara bırakmak için nefsi ile gerektiği gibi cihad etmeli ve ona karşı mücadele vermelidir.
19. Süleyman aleyhisselam, Davud aleyhisselam’ın faziletlerinden ve Allah’ın ona ihsan ettiği lütuflarından birisidir. Çünkü O, Süleyman’ı ona bağışlamıştır. Allah’ın kuluna en büyük nimetlerinden birisi de ona salih bir evlat ihsan etmesidir. Hele bu evlat bir de âlim olursa, nur üstüne nur olur.
20. Yüce Allah: “O ne güzel kuldu! Çünkü o çokça (Allah'a) yönelen biri idi” buyruğunda Süleyman aleyhisselam’dan övgü ile söz etmektedir.
21. Yüce Allah’ın, kullarına salih ameller ve üstün ahlâki değerler lütfetmesi O’nun, kuluna pek çok hayırlar ve iyilikler ihsan etmesi demektir. Lütfedip bağışlayan O olduğu halde bu nimetler dolayısıyla o kullarından övgü ile söz etmesi de apayrı bir lütuftur.
22. Süleyman aleyhisselam Yüce Allah’ın sevgisini bütün sevgilerden önde tutmuştur.
23. Kulu Allah’tan alıkoyup meşgul eden her bir şey, yerilmiştir ve uğursuzdur. Öyleyse kul, böyle bir şeyden uzak durmalı ve kendisi için daha faydalı olan şeylere yönelmelidir.
24. Meşhur bir kaide vardır: “Bir şeyi Allah için terk edene Allah, ondan hayırlısını verir.” Süleyman aleyhisselam da nefislerce sevilen asil atları boğazlayarak Allah’ın sevgisini öne geçirdiğinde Allah, ona bunların yerine bunlardan daha hayırlısını ihsan etti.
Zira yumuşakça esen rüzgarı ona amade kılmıştı ki