38:54 ayetinin metni
إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ ٥٤
Okunuşu
inna hādhā lariz'qunā mā lahu min nafādin
Meal
Şüphesiz bu, bizim (ihsan ettiğimiz) rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok.
سورة ص، الآية ٥٤
إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ ٥٤
inna hādhā lariz'qunā mā lahu min nafādin
Şüphesiz bu, bizim (ihsan ettiğimiz) rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok.
Sâd Suresi’nin 54. ayeti (38:54) Mekki bir surededir; 23. cüzde, Mushaf’ın 456. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.
73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Şüphesiz bu zikrettiğiz mükâfat, kıyamet gününde muttaki kullarımıza verdiğimiz rızkımızdandır. İşte onlara verilen bu rızık devamlıdır, hiç kesintiye uğramaz ve sona erip bitmez.
54. “İşte bu” nimet yurdunun sakinlerine ihsan ettiğimiz “bizim bitmez tükenmez rızkımızdır.” Ardı arkası kesilmez. Aksine o, bütün vakitlerde var olacak ve her an artıp duracaktır. Keremi sonsuz, çok şefkatli, pek merhametli son derece cömert, lütfu geniş, hiçbir kimseye muhtaç olmayan, her türlü hamde layık, Latif, Rahman, mutlak egemen, Celil, Cemil, pek lütufkar, göz kamaştırıcı ihsanların sahibi, nimetleri sayılamayacak, iyiliğinin bir kısmı dahi kuşatılamayacak kadar kesintisiz ve kapsamlı lütufların sahibi olan yüce Rab için bunlar, pek büyük şeyler değildir.
Sâd suresinin 43-61. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 456. sayfası).
İşte bu hiç tükenmeyecek rızıklarımızdır.
Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek yoktur.
İşte bu, bizim rızkımız; muhakkak ki ona hiç tükenmek yoktur.
مَا عِندَكُمْ يَنفَدُ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ ٱلَّذِينَ صَبَرُوٓا۟ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ سُعِدُوا۟ فَفِى ٱلْجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ إِلَّا مَا شَآءَ رَبُّكَ عَطَآءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ
Bahtiyar olanlar ise Cennet'tedirler. Gökler ve yer ayakta durdukça, orada ebedî kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilediği kimseler (Müminlerden bir kısım günahkârlar) müstesna. Bu tükenmez/kesintisiz bir lütuftur.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için ise kesintisiz bir mükâfat vardır.
مَّثَلُ ٱلْجَنَّةِ ٱلَّتِى وُعِدَ ٱلْمُتَّقُونَ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ أُكُلُهَا دَآئِمٌ وَظِلُّهَا تِلْكَ عُقْبَى ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوا۟ وَّعُقْبَى ٱلْكَٰفِرِينَ ٱلنَّارُ
Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan Cennet'in durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.
Bu ayetle ortak bir ifadeyi paylaşırlar: ezberlerken birbirinden ayırt etmeye yarar.
مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ
Onu önleyebilecek yoktur.