İçeriğe geç

Mürselât Suresi tefsiri

تفسير سورة المرسلات

el-Muhtasar1–50. ayetler

Mürselât Suresi’nin ayet ayet tefsiri (el-Muhtasar).

Mürselât Suresi tefsirini dinleyin Arapça · الخلاصة من تفسير الطبري · 1 bölüm · 11:52

Surenin amaçları

Kıyamet gününde yalanlayanlar helak ve hüsran ile tehdit edilmiştir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًا ۝١

Yüce Allah, at yelesi gibi ardı ardına gelen rüzgârlara yemin etmiştir.

فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًا ۝٢

Şiddetle esip savuran rüzgârlara yemin etmiştir.

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًا ۝٣

Yağmurları yayan rüzgârlara yemin etmiştir.

فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًا ۝٤

Hak ve batılı birbirinden ayıranı indiren meleklere yemin etmiştir.

فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا ۝٥

Vahyi getiren meleklere yemin etmiştir.

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ۝٦

Allah’tan insanlara bir ikaz olarak veya Allah’ın azabına karşı insanları korkutmak için vahiyle inerler.

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ ۝٧

Şüphesiz size vadedilen yeniden diriliş, hesap ve karşılıkların verilmesi kaçınılmaz olarak muhakkak gerçekleşecektir.

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ۝٨

Yıldızların parıltısı silinip ışığı kaybolduğu zaman.

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ۝٩

Gökyüzü, meleklerin inişi sebebiyle parçalandığı zaman.

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ۝١٠

Dağlar yerlerinden sökülüp toz tanelerine dönüşünceye kadar paramparça edildiği zaman.

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ۝١١

Peygamberler belli bir vakit için toplandığı zaman.

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ۝١٢

Çok büyük bir gün için, ümmetlerine karşı şahitlikleri ertelenmiştir.

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ۝١٣

Kulların arasında ayrımın (hükmün) olacağı gün için (ertelenmiştir). Böylece haklı olan haksız olandan ve mutlu olan bedbaht olandan ayrılarak ortaya çıkacaktır.

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۝١٤

-Ey Peygamber!- Hüküm gününün ne olduğunu sana ne öğretti?

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝١٥

O gün; helak, azap ve hüsran peygamberlerinin Allah’ın katından getirdiklerini yalanlayan o inkârcıların üzerine olsun!

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ۝١٦

Biz, Allah'a karşı inkârcı oldukları ve resulleri yalanladıkları zaman geçmiş ümmetleri helak etmedik mi?

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ ۝١٧

Ardından, sonradan gelenleri de o inkârcılara katacağız ve onları helak ettiğimiz gibi onları da helak edeceğiz.

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ۝١٨

Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiklerini yalanlayan mücrim kimseleri, o ümmetlerin helak edildiği gibi helak edeceğiz.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝١٩

O gün; helak, azap ve hüsran Yüce Allah’ın günahkârları cezalandırma vaadini yalanlayanların üzerine olsun!

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ ۝٢٠

Ey insanlar! Sizleri meni damlası olan değersiz azıcık bir sudan yaratmadık mı?

فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ ۝٢١

Bu değersiz suyu korunaklı bir yer olan kadının rahmine yerleştirmedik mi?

إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ ۝٢٢

Bilinen bir süre olan hamilelik dönemine kadar.

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ ۝٢٣

Biz; doğan çocuğun vasıflarını, boyunu, rengini ve bunlar dışındaki her şeyi takdir ettik. Biz bütün bunları ne güzel takdir ederiz.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٢٤

O gün; helak, azap ve hüsran Allah’ın kudretini yalanlayanların üzerine olsun!

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ۝٢٥

Biz, yeryüzünü tüm insanları içine alacak bir şekilde yaratmadık mı?

أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا ۝٢٦

Yeryüzü, üzerinde hayat süren insanları ve toprağa gömülen ölüleri kapsamaktadır.

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءً فُرَاتًا ۝٢٧

-Ey insanlar!- Yeryüzünün sarsılmasını önleyen yüksek sabit dağlar yarattık ve sizlere tatlı su verdik. Bunları yaratan sizleri tekrar diriltmekten aciz değildir.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٢٨

O gün; helak, azap ve hüsran Allah’ın onlara verdiği nimetleri yalanlayanların üzerine olsun!

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ۝٢٩

Peygamberlerinin getirmiş olduklarını yalanlayanlara şöyle denir: "-Ey yalanlayanlar!- Yalanlayıp durduğunuz azaba girin bakalım!''

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍ ۝٣٠

Üç kola ayrılmış ateşin dumanının gölgesine doğru yürüyün bakalım!

لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ۝٣١

Orada gölge soğuk değildir. O gölge, ateşin alevinin ve sıcaklığının size ulaşmasını engellemez.

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ ۝٣٢

Ateş, kıvılcımlar savurur ve onun her bir kıvılcımının büyüklüğü sanki bir saray kadardır.

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌ صُفْرٌ ۝٣٣

Savurduğu kıvılcımlar karanlık ve büyüklük olarak sanki kara develer gibidir.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٣٤

O gün helak, azap ve hüsran Allah’ın azabını yalanlayanların üzerine olsun!

هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ۝٣٥

Kendilerine izin de verilmez ki özür bildirsinler.

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ۝٣٦

Onların küfürleri ve kötülüklerinden ötürü Rablerinden özür dilemelerine dahi izin verilmez ki, O'ndan özür dileyebilsinler.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٣٧

O gün; helak, azap ve hüsran o gün hakkındaki haberleri yalanlayanların üzerine olsun!

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ۝٣٨

İşte bu, kulların arasının birbirinden ayrılacağı gündür. Sizleri ve geçmiş ümmetleri bir alanda toplarız.

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ ۝٣٩

Eğer Allah’ın azabından kurtulmak için kurnazca başvuracağınız bir hileniz varsa, durmayın hile yapın!

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٠

O gün; helak, azap ve hüsran ayrım/hüküm gününü yalanlayanların üzerine olsun!

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍ وَعُيُونٍ ۝٤١

Şüphesiz emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınmak suretiyle Rablerinden korkan kimseler cennet ağaçlarının yapraklarının geniş gölgeliklerinde ve akan tatlı su pınarlarında olacaklardır.

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ۝٤٢

Ve de yemeyi arzuladıkları meyvelerin arasındadırlar.

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۝٤٣

Onlara şöyle denir: “Dünyada yapmış olduğunuz salih ameller sebebi ile, tertemiz yiyeceklerden yiyin ve içinde rahatsız edici bir şey bulunmayan içeceklerden afiyetle için.''

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ۝٤٤

Muhakkak biz, sizi ödüllendirdiğimiz bu mükâfatın aynısıyla, amellerinde ihsan sahibi olan kimseleri de ödüllendireceğiz.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٥

O gün helak, azap ve hüsran; Allah’ın takva sahipleri için hazırladıklarını yalanlayanların üzerine olsun!

كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ۝٤٦

Yalanlayanlara da şöyle denir: “Sizler de yiyin ve az bir süre dünya hayatının lezzetlerinden faydalanın bakalım. Kuşkusuz siz, Allah’a karşı olan inkârınız ve resullerini yalanlamanız sebebiyle günahkâr kimselersiniz.''

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٧

O gün helak, azap ve hüsran; hesap günü kendilerine verilecek cezaları yalanlayanların üzerine olsun!

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ ۝٤٨

O yalanlayanlara; "Allah için namaz kılınız!” denildiği zaman, O'nun için namaz kılmazlardı.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ۝٤٩

O gün helak, azap ve hüsran; peygamberlerinin Allah’ın katından getirdiklerini yalanlayan o inkârcıların üzerine olsun!

فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ ۝٥٠

Onlar, Rablerinden indirilmiş olan bu Kur’an’a iman etmeyeceklerse, ondan başka hangi söze iman edecekler?

17 Ekim 2026 Cumartesi 6 جمادى الأولى 1448 هـ