51. Bu âyetler onlara tekrar tekrar okunduğunda, açıklamalarına ihtiyaç duyacakları vakit üzerlerine nazil olduğunda belki öğüt alırlar diye sözü arka arkaya ulaştırdık. Onlara bir rahmet ve bir lütuf olmak üzere peyderpey indirdik. Böylelikle bu Kur’ân-ı Kerîm, onlara bir rahmet olmak üzere kısım kısım indirilmiş oldu. Bunlar kendilerinin menfaatlerine olan bir şeye niye itiraz ediyorlar ki?
Bu İlgi Çekici Kıssadan Çıkartılacak Bazı Sonuçlar ve İbretler:
Bu hayret verici kıssadan alınacak birtakım ibretler ve çıkartılacak sonuçlar vardır ki biz bunların bir kısmına yer vereceğiz:
1. Allah’ın âyetlerinden, geçmiş ümmetlerdeki ibretlik azap ve takdirlerinden ancak mü’minler istifade ederler ve ancak onlar bunların aydınlığında yürürler. Kul, imanı oranında bunlardan ibret alır. Yüce Allah, kıssaları ancak onlar için anlatır. Başkalarına ise esasen Yüce Allah, hiçbir önem vermez ve onların bu kıssalardan herhangi bir nur ve hidâyet alıp yararlanmaları da söz konusu değildir.
2. Yüce Allah, bir işi murad etti mi onun sebeplerini de hazırlar. Bu sebepleri de bir anda değil tedrici olarak aşama aşama meydana getirir.
3. Ezilmiş bir ümmet, ne kadar zayıf düşürülürse düşürülsün hiçbir şekilde hakkını talep etmekten yana gevşekliğe düşmemeli, en üstün seviyeye yükseltmekten ümit kesmemelidir. Özellikle bu ümmet mazlum ise. Nitekim Yüce Allah, o zayıf ve ezilmiş ümmet olan İsrailoğullarını Firavun ve onun ileri gelenlerinin esaretinden kurtardıktan sonra yeryüzünde onlara iktidar vermiş ve onların ülkelerini onların mülkiyetlerine vermiştir.
4. Bir ümmet zelil ve ezilmiş olduğu, hakkını aramadığı ve bunu söz konusu dahi etmediği sürece hiçbir zaman ne dünyasının, ne de dininin işleri düzene girmez. Dünyada bu ümmetin önderlik makamına yükselmesi de söz konusu olmaz.
5. Yüce Allah Mûsâ aleyhisselam’ın annesine lütufta bulunmuş, uğradığı musibeti oğlunu kendisine geri vereceği ve onu peygamberlerden kılacağı müjdesi ile hafifletmiştir.
6. Yüce Allah, kulu hakkında bazı zorlukları onu daha ileri derecede sevindirmek yahut da bu yolla ondan daha büyük bir kötülüğü def etmek için takdir eder. Nitekim Yüce Allah, Mûsâ’nın annesi hakkında bu ileri derecedeki üzüntü ve kederi takdir etmişti. Bu ise oğlunun kendisine mutmain olacağı, huzur duyacağı ve sevincinin kat kat artacağı bir şekilde geri dönmesi için bir yoldu.
7. İnsanların tabiatları gereği korkmaları imana aykırı değildir ve imanı ortadan kaldırmaz. Nitekim Mûsâ’nın annesi de Mûsâ aleyhisselam’ın kendisi de o korku verici şeylerden korkmuşlardır.
8. İman artar ve eksilir. İmanı artıran ve yakîni tamamlayan en büyük unsurlardan birisi de musibetler karşısında sabretmek ve tedirgin edici hallerde Allah’ın vereceği sebattır. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: “Şâyet inananlardan olsun diye kalbini pekiştirmeseydik...” (10. âyet) Yani bu yolla imanının artması, kalbinin mutmain olması için kalbine sebat verdik.
9. Allah’ın kullarına en büyük nimetlerinden ve kulun karşı karşıya kaldığı olaylarda ona olan en büyük yardımlarından birisi de o kişiye sebat vermesi, huzursuzluğunu teskin etmesi, korkulu hallerde kalbine metanet ve dehşetli hallerde ona huzur vermesidir. Bu yolla kul, hem doğru söz söyleme, hem de doğruyu yapma imkânını elde eder. Oysa huzursuzluğu, korkusu, tedirginliği devam eden kimse, sağlıklı düşünme imkânını yitirir, aklını kaybeder. Böyle bir durumda kendisine herhangi bir faydası da olmaz.
10. Kul, kaza ile kaderin ve Allah’ın vaadinin mutlaka gerçekleşeceğini bilse dahi emrolunduğu şekilde sebepleri yerine getirmeyi ihmal etmemelidir. Bu, onun Yüce Allah’ın verdiği habere iman etmesine de aykırı değildir. Nitekim Yüce Allah, Mûsâ’nın annesine oğlunu kendisine geri döndüreceğine söz vermişti. Bununla birlikte o, oğlunun kendisine geri döndürülmesi için olanca gayretini harcamış, izini takip etmek ve onun nerede olduğunu öğrenmek üzere de kızkardeşini arkasından göndermişti.
11. Kadının ihtiyaçlarını görmek üzere dışarı çıkması ve ihtiyaç halinde erkeklerle konuşması -sakıncalı bir iş yapılmaksızın- caizdir. Nitekim Mûsâ’nın kızkardeşi ile Medyenli salih kimsenin kızları da böyle yapmışlardı.
12. Çocuk bakımı ve süt emzirme karşılığında ücret almak ve bu tür işleri yapanları tavsiye etmek caizdir.
13. Şanı Yüce Allah'ın, lütuf ve ihsanda bulunmak istediği zayıf kuluna olan rahmetinin bir tecellisi de ona yakînini artıracak türden âyetlerini göstermesi ve birtakım mucizelerine onu tanık etmesidir. Nitekim Mûsâ’nın annesinin Allah’ın vaadinin hak olduğunu kesinlikle bilmesi için oğlunu ona geri döndürmesi bu türdendir.
14. Akit yahut örf yoluyla ahdi/anlaşması bulunan bir kâfirin öldürülmesi caiz değildir. Çünkü Mûsâ aleyhisselam, Kıpti olan kâfirin öldürülmesini bir günah olarak değerlendirmiş ve bundan dolayı Allah’tan mağfiret dilemiştir.
15. Haksız yere birini öldüren kimse yeryüzünde fesat çıkartan zorbalardan sayılır.
16. Başkalarını haksız yere öldürüp de bununla yeryüzünde ıslah yapmak ve masiyet işleyenleri korkutmak istediğini iddia eden bir kimse, böyle bir iddiasında yalan söylemektedir. Böyle bir kimse Yüce Allah’ın, Kıptîden naklen aktardığı şu buyrukta da olduğu gibi fesat çıkartan biridir: “(Anlaşılan) sen bu ülkede ancak bir zorba olmak istiyorsun. Islâha çalışanlardan olmak istemiyorsun.” (19. âyet) Yüce Allah, Kıptînin bu sözünü doğru bir söz olarak bize aktarmakta ve bunu reddetmemektedir.
17. Bir kimseye karşısına çıkacak bir kötülükten sakındırmak üzere hakkında söylenen birtakım sözleri bildirmek, nemime/koğuculuk değildir. Aksine bunu yapmak, farz bile olabilir. Nitekim âyette sözü edilen kişi de Mûsâ’ya öğüt vermek ve tedbir almasını sağlamak kastı ile hakkında konuşulanları haber vermişti.
18. Bir kimse, belli bir yerde kalması halinde öldürülmekten veya zarara uğramaktan korkarsa kendi elleri ile kendisini tehlikeye atmaz ve o sona kendisini teslim etmez. Aksine Mûsâ aleyhisselam’ın yaptığı gibi böyle bir yerden ayrılıp gider.
19. İki kötülük bir arada bulunur da bunlardan birisini işlemek kaçınılmaz olursa onların daha hafif ve esenliğe daha yakın olanı işlenir. Nitekim Mûsâ aleyhisselam Mısır’da kalıp öldürülmek ile yolunu bilmediği ve Rabbinden başka bir yol göstericisinin bulunmadığı, fakat birincisine göre esenliğe ulaştırma ihtimali daha yüksek olan uzak bir ülkeye gitme arasında tercih yapmakla karşı karşıya kaldığında ikincisini tercih etmişti.
20. İlmî bir meselede konuşma ihtiyacı ortaya çıkar da bu konuda söz söylemek durumunda olan kimse, iki görüşten birisini tercih edemiyor ise Rabbinden kendisine hidâyet vermesini ister ve konu ile ilgili görüşlerden doğru olanına iletmesini diler. Ancak önce kalbi ile hakkı isabet ettirme maksadını güder ve o konuyu iyice araştırır. O takdirde şüphesiz Allah, bu durumda olan kimseyi zararlı çıkarmaz. Nitekim Mûsâ da Medyen’e gitmek üzere yola koyulduğunda: “Umarım Rabbim beni doğru yola iletir, dedi” (22. âyet)
21. İnsanlara merhamet etmek ve tanınan tanınmayan herkese iyilikte bulunmak, peygamberlerin ahlâkındandır. Davarları sulamak ve gücü yetmeyen kimselere yardımcı olmak da iyiliğin bir türüdür.
22. İçinde bulunulan durumu açıklayarak dua etmek -her ne kadar Yüce Allah bu hali bilse de- müstehaptır. Çünkü Yüce Allah, kulunun kendisine niyaz etmesini, huzurunda zillet ve acizliğini açığa vurmasını sever. Nitekim Mûsâ aleyhisselam da şöyle dua etmişti: “Rabbim! Gerçekten bana göndereceğin her tür hayra muhtacım.” (24. âyet)
23. Haya, özellikle şerefli insanlar için övülmeye değer huylardandır.
24. Yapılan iyilikleri mükâfatlandırmak, eskiden beri geçmiş ümmetlerde de görülen âdetlerdendir.
25. Kul, Yüce Allah için bir iş yapacak olur da daha sonra böyle bir maksadı olmaksızın karşılığında mükâfat elde ederse bundan dolayı kınanmaz. Nitekim Mûsâ aleyhisselam, yaptığı iyiliğe karşı Medyenli zatın verdiği mükâfatı -öyle bir maksadı önceden olmamakla birlikte ve kalbinden bunun bir karşılığını almak umudunu beslememesine rağmen- kabul etmişti.
26. İcâre (ücretle çalışmak ve kira) meşrudur. Yapılacak işin miktarı tespit edilemeyecek türden olan koyun çobanlığı ve benzeri işler hakkında da caizdir. Bu gibi hususlarda örfün hükmüne başvurulur.
27. Menfaat karşılığı icare -bu menfaat evlilik menfaati olsa bile- caizdir.
28. Bir kimse, kızı için hayırlı gördüğü bir erkeğe talip olmasından dolayı kınanmaz.
29. Bir kimsenin ücretle tutacağı en hayırlı kişi, güçlü ve güvenilir olan kişidir.
30. Kişinin, yanında ücretle çalıştırdığı kimseye ve hizmetçisine güzel ahlâk ile davranması, işinde ona zorluk çıkarmaması ahlâkın üstün değerlerindendir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bununla beraber sana zorluk çıkarmak da istemem. İnşallah beni iyilerden bulacaksın.” (27. âyet)
31. İcare ve benzeri akitleri şahitsiz olarak yapmak caizdir. Çünkü Yüce Allah: “Allah da söylediklerimize şahittir” (28. âyet) buyurmaktadır.
32. Yüce Allah’ın, Mûsâ aleyhisselam vasıtası ile göstermiş olduğu apaçık belgeler ve göz kamaştırıcı mucizelerden bazısı şunlardı: Yılan, elinin herhangi bir hastalık olmaksızın bembeyaz olması, Allah’ın Mûsâ ve Hârûn’u -ikisine de selâm olsun- Firavun’dan ve suda boğulmaktan kurtarması.
33. Kişiye verilecek en büyük cezalardan birisi, kötülükte önder olmasıdır. Bu da kişinin Allah’ın âyet ve apaçık belgelerine karşı çıkışı oranında söz konusu olur. Diğer taraftan Yüce Allah’ın herhangi bir kuluna ihsan ettiği en büyük nimetler arasında o kimseyi hayırda bir önder, doğru yolu bulmuş ve doğru yola ileten bir kimse kılmasıdır.
34. Bu buyruklarda Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletine dair apaçık bir delil vardır. Çünkü o, bu kıssayı etraflı bir şekilde haber vermiştir. Bu kıssa, bütün tafsilâtı ile gerçeğe uygundur. Bununla diğer peygamberlerin de doğruluğunu ortaya koymuş, apaçık hakkı bu yolla desteklemiştir.
ysa bu olayların hiçbirisine tanık olmamıştı ve o yerlerden herhangi birisinde bulunmamıştı. Bu hususlara dair hiçbir ders okumuş da değildi. İlim ehlinden hiçbir kimseyle oturup kalkmamıştı. Onun okudukları ancak Rahmân ve Rahîm’in risaletidir. Keremi bol, lütfu sonsuz olanın ona indirdiği bir vahyidir. Bu vahiy, bilmeyen bir kavmi, uyarılardan ve peygamberlerden gafil olan kimseleri uyarsın diye ona indirilmiştir. Allah’ın salat ve selamı sadece verdiği haberi ile Allah’ın rasûlü olduğunu gösteren, sadece emir ve yasakları ile aydınlık akılları uyandırarak bunların Allah tarafından gönderildiğini ortaya koyan o yüce zata olsun.
em nasıl böyle olmasın ki? Öncekilerin de sonrakilerin de haberleri, alemlerin Rabbi olan Allah’tan getirdiği şeriat, onun fıtratında bulunan üstün ahlâkın ancak derece itibari ile insanların en yüksek mertebesinde bulunan kimsede olabileceği, dininin ve ümmetinin apaçık bir zafer kazanması onun getirdiklerinin doğruluğunu ve gerçekliğini ittifakla ortaya koymaktadır. Nitekim onun dini, gece ve gündüzün ulaştığı her yere ulaşmış, ümmeti de ülkelerin büyük bir bölümünü kılıçla ve mızrakla, kalpleri de iman ve ilimle fethetmişlerdir.
âlâ inat eden ümmetler ve kâfir yöneticiler sözbirliği halinde ona hücum etmekte, ona karşı türlü tuzaklar kurmakta, nurunu söndürmek için planlar hazırlamakta, onu gizleyip saklamak, yeryüzünde onun yayılışını durdurmak için çalışıp çabalamaktadır. Halbuki bu din, onların hepsinin gözlerini kamaştırmış ve bütün tedbirlerinin üstüne çıkmıştır. Her geçen gün onun gelişmesi artmakta, belgeleri gittikçe açıklık kazanmaktadır. Her zaman bütün âlemlere ibret teşkil eden, bütün âlemlere hidâyet olan, doğruyu araştıran akıllı kimseler için nur ve basiret kaynağı olan delil ve belgeleri daha da açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Hamd, yalnızca Yüce Allah’adır.
***