walawlā an tuṣībahum muṣībatun bimā qaddamat aydīhim fayaqūlū rabbanā lawlā arsalta ilaynā rasūlan fanattabiʿa āyātika wanakūna mina l-mu'minīna
Meal
Kendi elleriyle yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: “Rabbimiz, bize bir peygamber gönderseydin de senin ayetlerine tâbi olup Müminlerden olsaydık.” derler.
Kasas Suresi’nin 47. ayeti (28:47) Mekki bir surededir; 20. cüzde, Mushaf’ın 391. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.
Kasas Suresi 47. ayeti dinleyin
73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Tüm sesler (79)
47. ayetin tefsiri
el-Muhtasar
Üzerinde bulundukları küfür ve günahlar sebebiyle başlarına ilahi bir ceza gelecek olmasaydı kendilerine bir peygamber gönderilmemesini delil getirerek şöyle diyeceklerdi: “Bize, ayetlerine tabi olup onlarla amel ederek Rablerinin emirlerini yerine getiren Müminlerden olmamız için bir peygamber göndermez misin?" Şayet böyle olmasaydı onları cezalandırmada acele ederdik. Fakat bu azabı erteledik ki, böylece onlara bir peygamber göndererek onları mazur görelim.
47. “Eğer kendi işledikleri” küfür ve masiyetler “sebebiyle başlarına bir musibet/azap geldiğinde: “Rabbimiz! Bize (de) bir peygamber gönderseydin de senin âyetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı...” Yani ey Muhammed! Biz onların (böyle bir delil) ileri sürmelerinin önünü almak ve bu kabilden söz söylemelerini önlemek için seni peygamber olarak gönderdik.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Yüce Allah’ın bildirmesi dışında gaybı bilemez.
Geçen zamanın uzamasıyla ilmin izlerinin silindiği anlatılmıştır.
Kâfirlere, Allah’ın resulüne vahyettiği vahyinden daha hidayetli bir şey getirmekle meydan okunmuştur.
Kâfirlerin, kanıtlara ittiba etmeleri sebebiyle değil de, arzularına ittiba etmeleri sebebiyle olan sapıklığı bildirilmiştir.
47. ayetin diğer mealleri
Elleriyle yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: “Rabbimiz, bize bir peygamber gönderseydin de, senin ayetlerine tâbi olup müminlerden olsaydık” derler.
Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık! diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).
Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde, "Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).
“Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa (Yahudi ve Hristiyanlara) indirildi ve biz onların okuduklarından habersiz kimseler idik” demeyesiniz diye (size Kur’ân’ı indirdik). …
Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak rasûller gönderdik ki, rasûllerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah Aziz'dir, Hakim'dir.
Ey Ehl-i Kitap! Peygamberlerin arasının kesildiği bir dönemde; “Bize, müjdeci ve uyarıcı gelmedi.” demeyesiniz diye, size gerçekleri açıkça anlatan Rasûlümüz geldi. O, müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah’ın her şeye gücü yeter.
Lafzen benzer ayetler
Bu ayetle ortak bir ifadeyi paylaşırlar: ezberlerken birbirinden ayırt etmeye yarar.
Biz onları bundan önce bir azap ile helâk etmiş olsaydık; elbette şöyle diyeceklerdi: “Rabbimiz, bize bir peygamber gönderseydin de alçalmadan, rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık."
Nasıl oluyor da, kendi elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir musibet geldiği zaman sana gelip Allah’a yemin ederek; “Biz, iyilik ve ara bulmaktan başka bir şey istemedik” diyorlar?