waqāla alladhīna ashrakū law shāa l-lahu mā ʿabadnā min dūnihi min shayin naḥnu walā ābāunā walā ḥarramnā min dūnihi min shayin kadhālika faʿala alladhīna min qablihim fahal ʿalā l-rusuli illā l-balāghu l-mubīnu
Meal
Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye ibadet etmezdik, O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
Nahl Suresi’nin 35. ayeti (16:35) Mekki bir surededir; 14. cüzde, Mushaf’ın 271. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.
Nahl Suresi 35. ayeti dinleyin
73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Tüm sesler (79)
35. ayetin tefsiri
el-Muhtasar
Allah’tan başkasına ibadet ederek O'na ortak koşanlar ibadetleri için şöyle dediler: "Eğer Allah, bir tek O'na ibadet etmemizi ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı dileseydi, ne biz, ne de bizden önce gelen atalarımız O'ndan başkasına asla ibadet etmezdik. Eğer bizden hiçbir şeyi haram kılmamamızı isteseydi, onları haram kılmazdık.” Geçmiş kâfirler de bunlar gibi batıl kanıtlar ileri sürdüler. Oysa peygamberlerin tek sorumluluğu kendisine tebliğ edilmesi emredilen şeyleri apaçık tebliğ etmektir. Nitekim onlar da kesinlikle tebliğ görevlerini kusursuz olarak yerine getirdiler. Allah onlara isteme ve seçim hakkı verdikten ve onlara peygamberler gönderdikten sonra, kâfirlerin kaderi mazeret/bahane olarak sunmaları yersizdir.
35. Yani müşrikler, şirk koşmalarına Allah’ın meşîetini/dilemesini delil gösterirler. Yüce Allah dileseydi, kendilerinin şirk koşmayacaklarını ve bahîre, vasîle, hâm vb. hayvanlardan herhangi birini ya da başka şeyleri haram kılmayacaklarını iddia ettiler. Bu, batıl bir delildir. Çünkü hak olsaydı Yüce Allah, kendisine şirk koştukları için onlardan öncekileri cezalandırmazdı. Oysa onlardan öncekileri Allah, en çetin azaplar ile cezalandırmıştır. Eğer Allah, onların bu yaptıklarını beğense idi elbetteki onlara azap etmezdi. Ancak onların bu sözlerinden maksatları, sadece peygamberlerin … Devamını oku
Akıl sahibi kimse, inkârcı sapıkların başına gelenlerden ve işlerinin yıkım, bozukluk, azap ve helak haline dönmesinden ibret ve ders alandır.
Öldükten sonra yeniden dirilmenin ve ahiretin hikmeti, insanlar tarafından ayrılığa düşülen yeniden dirilmek ve diğer bütün konularda Yüce Allah’ın hak olanı ortaya çıkaracak olmasıdır.
Sabır ve tevekkülün fazileti ifade edilmiştir. Sabırda insanın kendi nefsine galip gelmesi; tevekkülde ise, Allah Teâlâ'ya güven ve O'na bağlanmak vardır.
Öz yurtlarını ve mallarını terk eden, işkencelere sabreden ve Rablerine tevekkül eden muhacirlere verilecek mükâfat, en güzel yaşama yurdu, en iyi makam, razı olunan yaşam, bol ve tertemiz rızık, düşmanlara galip gelmek, ülkeye ve (orada) yaşayan insanlara egemen olmaktır.
35. ayetin diğer mealleri
Şirk koşanlar, “Allah dileseydi, O’ndan başkasına ne biz ne de atalarımız ibadet ederdik. Onsuz hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Rasûllere düşen açıkça duyurmaktan başka bir şey midir?
Ortak koşanlar dediler ki: «Allah dileseydi ne biz ne de babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.» Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden başka bir şey düşer mi!
Allah'a ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi, ne biz, ne atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık" Kendilerinden öncekiler de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberlerin vazifesi, ancak açık-seçik bir tebliğden, ibarettir.
Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah onları yerle bir etti. O kâfirler için de bunun bir benzeri vardır.
Ey Peygamber! Kalpleri inanmamışken, ağızlarıyla “İman ettik” diyerek küfürde yarışanlar, seni üzmesin. Yahudilerden yalana kulak verenler ve sana gelmeyen başka bir topluluk hesabına seni dinleyenler kelimeleri (konuldukları) yerlerinden tahrif ederler. Size şu hüküm verilirse alın, o verilmezse kaçının, derler. Allah’ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah’a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar, Allah’ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir. Onlara dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.
Müşrikler: "Allah dileseydi ne biz, ne de babalarımız şirk koşardık ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık" diyecekler. Bizim elem verici azabımızı tadana kadar onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. De ki: “Bize gösterebileceğiniz bir deliliniz var mı? Siz, sadece zanna uyuyor ve sadece uyduruyorsunuz."
(Kâfirler) kendilerine o meleklerin gelmesinden yahut Rabbinin emrinin gelip çatmasından başkasını mı beklerler? Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.