بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ١
1. Bismillâhirrahmânirrahîm
الرقية الشرعية
Rukye, hasta bir kimseye ya da kişinin kendisine Kur’an ayetleri ve Peygamber’in ﷺ dualarını okuyarak Allah’tan şifa dilemektir. Rukyenin tamamını burada Saad el-Gamidi’nin ya da diğer yedi kârinin sesinden dinleyin, internetsiz dinlemek için mp3 olarak indirin ya da her ayetin metnini mealiyle takip edin.
Rukye tedavinin yerini tutmaz: hastalıkta doktora başvurun.
Rukye ayetleri art arda, tek dosyada (yaklaşık 5 dakika), sekiz büyük kâriden: çevrimiçi dinleyin ya da internetsiz dinlemek için indirin; örneğin gece uyumadan önce.
Saad el-GamidiSaad el-Gamidi sesinden rukye
سعد الغامدي
5:42
Mahir el-MuaykıliMahir el-Muaykıli sesinden rukye
ماهر المعيقلي
4:41
Abdurrahman es-SudeysAbdurrahman es-Sudeys sesinden rukye
عبد الرحمن السديس
4:50
Mişari Raşid el-AfasiMişari Raşid el-Afasi sesinden rukye
مشاري بن راشد العفاسي
6:25
Suud eş-ŞureymSuud eş-Şureym sesinden rukye
سعود الشريم
4:11
Abdulbasit AbdussamedAbdulbasit Abdussamed sesinden rukye
عبد الباسط عبد الصمد
6:40
Yasser Al-DosariYasser Al-Dosari sesinden rukye
ياسر الدوسري
6:16
Ahmed el-AcemiAhmed el-Acemi sesinden rukye
أحمد بن علي العجمي
5:11
Fâtiha, Âyete’l-Kürsî, Bakara suresinin son iki ayeti, Âl-i İmrân 26-27, İsrâ 80-82 ve son üç sure: İhlâs, Felak ve Nâs.
Tecvid kuralları
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ١
1. Bismillâhirrahmânirrahîm
ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٢
2. Hamt, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٣
3. O Rahmân'dır, Rahîm'dir.
مَٰلِكِ يَوْمِ ٱلدِّينِ ٤
4. Din/Hesap gününün sahibidir.
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ٥
5. Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.
ٱهْدِنَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ ٦
6. Bizi doğru yola ilet.
صِرَٰطَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ ٱلْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا ٱلضَّآلِّينَ ٧
7. Nimet verdiğin kimselerin yoluna. Gazaba uğrayanların ve sapanların değil.
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ ٢٥٥
255. Allah; O'ndan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir hak ilâh olmayandır; Hayy'dır (diridir); Kayyûm'dur. (kendi zâtiyle kâimdir.) O'nu ne bir uyuklama, ne de bir uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan, O'nun yanında kim şefaat edebilir? Onların önünde ve arkasında olan her şeyi bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun Kürsü'sü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na ağır gelmez. O, çok yücedir, çok büyüktür.
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ ٢٨٥
285. Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etmiştir, Müminler de! Hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etmiş ve Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırmayız. İşittik ve itaat ettik, demişlerdir. Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz, dönüş sanadır.
لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا ٱكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَآ إِن نَّسِينَآ أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَآ إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦ وَٱعْفُ عَنَّا وَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلَىٰنَا فَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ ٢٨٦
286. Allah, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey (sorumluluk) yüklemez. (Herkesin) kazandığı (iyilik) lehine ve işlediği (kötülük) ise aleyhinedir! Rabbimiz, eğer unuttuk veya hata yaptıysak bizi hesaba çekme. Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir görev yükleme. Rabbimiz! Gücümüzün yetmeyeceğini bize taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen bizim mevlâmızsın. Kâfir topluma karşı bize yardım et.
قُلِ ٱللَّهُمَّ مَٰلِكَ ٱلْمُلْكِ تُؤْتِى ٱلْمُلْكَ مَن تَشَآءُ وَتَنزِعُ ٱلْمُلْكَ مِمَّن تَشَآءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَآءُ بِيَدِكَ ٱلْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ٢٦
26. De ki: Ey hakimiyetin yegane maliki Allah’ım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın, dilediğini yükseltir/aziz kılarsın, dilediğini de alçaltır/zelil edersin. Bütün hayır senin elindedir, şüphesiz senin her şeye gücün yeter.
تُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَتُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ وَتُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ ٱلْمَيِّتَ مِنَ ٱلْحَىِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٢٧
27. Geceyi gündüze geçirir, gündüzü de geceye sokarsın. Diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.
وَقُل رَّبِّ أَدْخِلْنِى مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِى مُخْرَجَ صِدْقٍ وَٱجْعَل لِّى مِن لَّدُنكَ سُلْطَٰنًا نَّصِيرًا ٨٠
80. De ki: “Rabbim! Beni (gireceğim yere) doğrulukla/hoşnutlukla girdir ve beni (çıkacağım yerden) doğrulukla/hoşnutlukla çıkar ve bana katından yardımcı bir hüccet/kuvvet ver.''
وَقُلْ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَزَهَقَ ٱلْبَٰطِلُ إِنَّ ٱلْبَٰطِلَ كَانَ زَهُوقًا ٨١
81. De ki: ''Hak geldi, batıl zail oldu. Zaten batıl zail olandır.''
وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارًا ٨٢
82. Kur’an’dan Müminler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ ١
1. De ki: O Allah birdir.
ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ ٢
2. Allah Samed'dir.
لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ ٣
3. Doğurmamıştır, doğurulmamıştır.
وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدٌۢ ٤
4. O'nun hiçbir dengi yoktur.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ ١
1. De ki: Ben, sabahın Rabbine sığınırım.
مِن شَرِّ مَا خَلَقَ ٢
2. Yarattığı varlıkların şerrinden.
وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ ٣
3. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden.
وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّٰثَٰتِ فِى ٱلْعُقَدِ ٤
4. Düğümlere üfleyenlerin şerrinden.
وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ ٥
5. Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ ١
1. De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.
مَلِكِ ٱلنَّاسِ ٢
2. İnsanların hükümdarına.
إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ ٣
3. İnsanların ilahına.
مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ ٤
4. Sinsi/(Allah anıldığında geri kaçan) vesvesecinin şerrinden.
ٱلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ ٥
5. Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir.
مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ ٦
6. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olur).
Peygamber’in ﷺ acı çeken kimse için okuduğu dualar; kişi kendisi ya da ziyaret ettiği hasta için okur.
اللهم رب الناس مذهب البأس اشْفِ أنْتَ الشَّافِي، لاَ شَافِيَ إِلاَّ أنْتَ، شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقماً
«Allah'ım! Sen insanların Rabbisin! Sıkıntıyı giderensin! Şifa ihsan et. Zira Sen eş-Şâfi'sin/şifa vericisin. Senden başka şifa verecek olan hiçbir kimse yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın.»
Buhârî rivayet etmiştir · sahih
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- bir keresinde Sabit -radıyallahu anh-'a: "Senin üzerine Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-'in rukyesini okuyayım mı?" diye sordu. Sabit de "Oku!" dedi. Bunun üzerine Enes b. Mâlik şu rukyeyi okudu: «Allah'ım! Sen insanların Rabbisin! Sıkıntıyı giderensin! Şifa ihsan et. Zira sen eş-Şâfi'sin/şifa vericisin. Senden başka şifa verecek olan hiçbir kimse yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın.»
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- bir keresinde Sabit el-Bunanî'yi çağırarak; "Senin üzerine Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-'in rukyesini okuyayım mı?" diye sordu. Hastalığın gitmesi, acısının dinmesi ve şifa verdikten sonra tekrardan hastalığın gelmemesi için Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbine çokça dua ve niyaz ederdi. Alimler şu üç şartın bir araya gelmesi halinde rukye yapmanın caiz olduğunu belirtmektedir: 1- Rukye yüce Allah'ın kelamı yahut isim ve sıfatları ile okunmalı 2- Arapça yahut manası anlaşılır kelimelerle olmalı. Hadislerde gelen lafızlarla olması müstehaptır. 3- Tesir'in rukye ile değil, yüce Allah'ın takdiri ile hasıl olduğuna inanılması.
باسم الله أرقيك، من كل شيء يؤذيك، من شر كل نفس أو عين حاسد، الله يشفيك باسم الله أرقيك
“Allah'ın adıyla sana rukye yapıyorum. Sana eziyet veren her şeyden, her nefsin şerrinden veya haset eden gözün (nazarın) şerrinden (seni koruması için). Allah sana şifa versin. Allah'ın adıyla sana rukye yapıyorum.”
Müslim rivayet etmiştir · sahih
Ebû Saîd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Cebrâil -aleyhisselam-, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve: “Ey Muhammed! Hasta mısın?” diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Evet.” diye buyurdu. Bunun üzerine Cebrâil -aleyhisselam- şöyle dua etti: “Allah'ın adıyla sana rukye yapıyorum. Sana eziyet veren her şeyden, her nefsin şerrinden veya haset eden gözün (nazarın) şerrinden (seni koruması için). Allah sana şifa versin. Allah'ın adıyla sana rukye yapıyorum.”
Meleklerden Cebrâîl -aleyhisselam- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek: Ey Muhammed! Hasta mısın? diye sordu. O da evet diye cevap verdi. Bunun üzerine Cebrâîl aleyhisselam- şu sözlerle Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e rukye yaptı: «Allah’ın adıyla» yani O'ndan yardım dileyerek “sana rukye yapıyorum”, seni Allah'a sığındırıyorum. “Sana eziyet veren her şeyden”; küçük veya büyük, sana zarar veren her türlü şeyden, “Her nefsin şerrinden”; kötülük sahibi her nefis ve kötü kimsenin şerrinden, “Veya haset eden bir gözün (nazarın) şerrinden”; sana nazar değdirip zarar vermesinden, Allah sana şifa versin, seni bütün hastalıklardan korusun ve muhafaza etsin. “Allah'ın adıyla sana rukye yapıyorum” sözünü tekrar etmesi, bu duanın önemini ve tesirini vurgulamak içindir. Duaya Allah'ın adıyla başlayıp yine Allah'ın adıyla bitirmesi ise, gerçek fayda verenin yalnızca Yüce Allah olduğuna işaret etmektedir.
ضع يدك على الذي تألم من جسدك، وقل باسم الله ثلاثا، وقل سبع مرات أعوذ بالله وقدرته من شر ما أجد وأحاذر
Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve yedi kere şöyle dua et: Bismillah. Bedenimde çekmekte olduğum ve çekindiğim şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum
Müslim rivayet etmiştir · sahih
Osman b. Ebu'l-Âs es-Sekafî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, Müslüman olduğundan beri vücudunda hissettiği bir ağrıdan şikayet etti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurmuştur: «Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve yedi kere şöyle dua et: Bismillah. Bedenimde çekmekte olduğum ve çekindiğim şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum.»
Osman b. Ebu'l-As -radıyallahu anh- neredeyse kendisini öldürecek bir hastalığa yakalanmıştı. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- onu ziyarete geldi ve Allah’ın, kendisine isabet eden hastalığı gidereceği bir dua öğretti. Bu dua şöyledir: Kişi, ağrıyan yerin üzerine elini koyar ve üç defa ‘Bismillah’ der. Ardından yedi defa şöyle söyler: ‘Şu anda hissettiğim ağrının şerrinden ve ileride meydana gelmesinden korktuğum (ya da devam edip yayılmasından endişe ettiğim) şeylerin şerrinden Allah’a ve O’nun kudretine sığınırım.
من عاد مريضا، لم يحضر أجله فقال عنده سبع مرار: أسأل الله العظيم رب العرش العظيم أن يشفيك، إلا عافاه الله من ذلك المرض
Kim, henüz eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eder de onun başucunda yedi kere: “Büyük arşın Rabbi yüce Allah’tan sana şifa vermesini dilerim.” diye dua ederse, Allah onun bu hastalığını iyileştirir
Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştir · sahih
İbni Abbas -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, henüz eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eder de onun başucunda yedi kere: “Büyük arşın Rabbi yüce Allah’tan sana şifa vermesini dilerim.” diye dua ederse, Allah onun bu hastalığını iyileştirir.»
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, henüz ölüm vakti gelmemiş bir hastayı ziyaret eden bir Müslümanın, hastanın başında: "Zatında, sıfatlarında ve fiillerinde pek yüce olan Allah’tan; o büyük Arş’ın Rabbinden sana şifa vermesini dilerim." duasını yedi defa tekrarlaması halinde, Yüce Allah'ın o kulunu karşı karşıya kaldığı hastalıktan mutlaka kurtaracağını ve ona afiyet ihsan edeceğini haber vermiştir.
أن النبي صلى الله عليه وسلم كان إذا دخل على من يعوده قال: لا بأس طهور إن شاء الله
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, hasta ziyareti yaptığında (bir hastayı ziyaret ettiğinde) hastanın yanına girince şöyle derdi:«Lâ be'se tahûrun inşâallah.» (Geçmiş olsun, hastalığın günahlarına keffâret olur inşallah)
Buhârî rivayet etmiştir · sahih
Abdullah b. Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hasta bir bedevinin yanına onu ziyaret etmek için girdi. Hasta ziyareti yaptığında (bir hastayı ziyaret ettiğinde) hastanın yanına girince şöyle derdi: «Lâ be'se tahûrun inşaallah» (Geçmiş olsun, hastalığın günahlarına keffâret olur inşallah.)
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'nın haber verdiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hastalanan bir bedeviyi ziyaret etmek için yanına girdi. O, -sallallahu aleyhi ve sellem- hasta ziyareti ettiği birinin yanına girince şöyle derdi: «Lâ be'se tahûrun inşaallah» (Geçmiş olsun, hastalığın günahlarına keffâret olur inşaallah) Üzerine bir zorluk ve eziyet olmasın. Bu hastalığın, günahını temizlesin. Kusurlarına keffaret olsun ve yine ahirette de derecelerinin yükselmesine sebep olsun.
اللهم اشف سعدًا اللهم اشف سعدًا
Allahım! Sa'd'a şifâ ver. Allahım! Sa'd'a şifâ ver.
Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir · sahih
Sa'd b. Ebî Vakkâs -radiyallahu anhu- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni ziyaret etti ve şöyle dedi: “Allahım! Sa'd’a şifâ ver. Allahım! Sa'd’a şifâ ver.”
Sa'd b. Ebî Vakkâs -radıyallahu anhu- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni ziyaret etti ve şöyle dedi: “Allahım! Sa'd’a şifâ ver. Allahım! Sa'd’a şifâ ver.” Bu hadis, hasta ziyaretinin sünnetten olduğuna Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in güzel ahlakına ve O’nun, sahabeleri ile ilişkisinin güzelliğine delalet eder. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerden hasta olanları ziyaret eder ve onlar için dua ederdi. Hadiste “Allahım! Falancaya şifa ver.“ diye hastanın şifa bulması için adının üç kez zikredilerek dua edilmesinin müstehaplığına işaret edilmiştir. Şüphesiz ki bu, hastanın şifa bulmasının sebeplerindendir.
Sıkıntı, hüzün ve musibet anlarında okunduğu rivayet edilen dualar.
أن نبي الله صلى الله عليه وسلم كان يقول عند الكرب: لا إله إلا الله العظيم الحليم، لا إله إلا الله رب العرش العظيم، لا إله إلا الله رب السماوات ورب الأرض ورب العرش الكريم
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- keder ve sıkıntı zamanında şöyle dua ederdi: «Azamet ve hoşgörü sahibi olan Allah’tan başka hiçbir hak ilah yoktur. Azametli arşın sahibi olan Allah’tan başka hiçbir hak ilah yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve yüce arşın Rabbinden başka hiçbir hak ilah yoktur
Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir · sahih
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- keder ve sıkıntı zamanında şöyle dua ederdi: «Azamet ve hoşgörü sahibi olan Allah’tan başka hiçbir hak ilah yoktur. Azametli arşın sahibi olan Allah’tan başka hiçbir hak ilah yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve yüce arşın Rabbinden başka hiçbir hak ilah yoktur.»
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, sıkıntı ve üzüntüleri arttığı zaman şöyle buyururdu: «Allah'tan başka hiçbir hak ilah yoktur» O'ndan başka ibadete layık hak mabut yoktur. «Azamet sahibi» zatında, sıfatlarında ve fiillerinde azametli, yüce ve şanı büyük olan. «Hoşgörü sahibi» Günahkâr olana hemen ceza vermeyen, aksine cezasını erteleyen, hatta cezalandırmaya gücü yettiği halde onu affedebilen. O, her şeye gücü yeten, yüce olandır. «Azametli arşın sahibi olan Allah’tan başka hiçbir hak ilah yoktur» Azim arşın yaratıcısı olan. «Göklerin ve yerin Rabbi Allah'tan başka ilah yoktur» Göklerin ve yeryüzünün yaratıcısı, onlarda bulunan her şeyin yaratıcısı, sahibi, düzenleyicisi ve dilediği gibi tasarruf edeni. «Yüce arşın Rabbi» Aziz arşın yaratıcısı olan.
دعوة ذي النون إذ دعا وهو في بطن الحوت: لا إله إلا أنت سبحانك إني كنت من الظالمين
Tirmizî ve Nesâî rivayet etmiştir · hasen
تعوذوا بالله من جهد البلاء، وَدَرَكِ الشقاء، وسوء القضاء، وشماتة الأعداء
«Dayanılamayacak dertten, insanı helâke götürecek tâlihsizlikten, başa gelecek fenalıktan ve düşmanı sevindirecek felaketten Allah’a sığınınız.»
Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir · sahih
Ebu Hureyre -radıuallahu anh'dan merfu olarak rivayet olundu ki: «Dayanılamayacak dertten, insanı helake götürecek tâlihsizlikten, başa gelecek fenalıktan ve düşmanı sevindirecek felaketten Allah’a sığınınız.» Başka bir rivayette Süfyân (b. Uyeyne) ben bunlardan birini ziyade ettiğimi sanıyorum demiştir.
Bu hadis özlü sözlerden oluşan bir hadistir. Çünkü Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu dört husustan sığınmıştır. Eğer kullar bunlardan selamette olurlarsa dünya ve ahiretleri de selamette olur. İşte büyük başarı ve kurtuluş da budur. Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şu dört husustan Allah’a sığınmıştır: «Dayanılamayacak dertten»: Belanın şiddetinden, zorluğundan -Allah’a sığınırız- Çünkü bela şiddetli olduğunda insan Allah’ın takdiri olan sıkıntı ve kederden nefsini güvende hissedemez ve bundan dolayı kul dünyada ve ahirette zarara uğrar. «İnsanı helake götürecek talihsizlikten»: Helake götüren bedbahtlık kapsamına girmekten demektir. Bu geneldir, öncelikle ahiretteki bedbahtlığı içerir ki akabinde saadet yoktur. Ama dünya bedbahtlığı böyle değildir. Gün gelir mutlu olur, gün gelir mutsuz olursun. «Başa gelecek fenalıktan»: Kulun başına gelen, onu mutlu etmeyecek her şeydir. Mal, çocuk, sağlık ve hanım gibi bütün dünyalık şeyleri ve dönüş yeri olan ahiret işlerini de içerir. Burada kazadan/alın yazısı kasıt takdir edilendir. Çünkü Allah’ın takdir ettiği ve hükmettiği her şey hayırdır. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: Şer sana nispet edilmez buyurmuştur. «Düşmanı sevindirecek felaketten»: İnsanın düşmanı duyduğunda sevineceği şeyden etkilenmesidir. Hakikatte müslümanın düşmanı kâfirlerdir. Onlar Müslümanların birbirleriyle didişip, savaşmalarından ve zayıf düşmelerinden mutluluk ve sevinç duyarlar. Bu hadis kapsamına din düşmanı asıl olarak girmekte olup, dünyalık düşmanda ikincil olarak girmektedir. Davetçi olan kimsenin çok gayretli olması gerekir ki öncelikle İslam düşmanlarını, sonra da Müslüman olan düşmanlarla uğraşabilsin. Allah -Azze ve Celle-’den Müslümanların arasını ıslah etmesini niyaz ederiz.
ما من مسلم تصيبه مصيبة فيقول ما أمره الله: إنا لله وإنا إليه راجعون البقرة: ، اللهم أجرني في مصيبتي، وأخلف لي خيرا منها، إلا أخلف الله له خيرا منها
Hangi Müslüman bir musibete uğrar da Allah'ın kendisine emrettiği gibi: {İnnâ Lillahi ve innâ ileyhi râciûn} (Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz) [Bakara Suresi: 156] Allah'ım! Musibetim sebebiyle bana ecir ver ve bana onun yerine daha hayırlısını ihsan et.' Allah mutlaka ona, kaybettiğinden daha hayırlısını lütfeder.Allah mutlaka ona, kaybettiğinden daha hayırlısını lütfeder
Müslim rivayet etmiştir · sahih
Müminlerin annesi Ümmü Seleme -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Hangi Müslüman bir musibete uğrar da Allah'ın kendisine emrettiği gibi: {İnnâ Lillahi ve innâ ileyhi râciûn} (Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz) [Bakara Suresi: 156] Allah'ım! Musibetim sebebiyle bana ecir ver ve bana onun yerine daha hayırlısını ihsan et.' Allah mutlaka ona, kaybettiğinden daha hayırlısını lütfeder.Allah mutlaka ona, kaybettiğinden daha hayırlısını lütfeder. Ümmü Seleme -radıyallahu anh- dedi ki: "Ebû Seleme vefat ettiğinde kendi kendime, 'Müslümanlardan hangisi Ebû Seleme’den daha hayırlı olabilir ki? O, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile hicret eden ilk ev halkıydı' dedim. Sonra (yine de) bu duayı okudum. Allah da bana onun yerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi, ve sellem-'i (eş olarak) ihsan etti.
"Müminlerin annesi Ümmü Seleme -radıyallahu anha-, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’i bir defasında şöyle buyururken işittiğini rivayet etmiştir: Başına musibet gelen bir Müslüman, Allah'ın hoşlandığı sözleri söylerse; {Şüphesiz biz Allah'a aitiz ve şüphesiz O'na döneceğiz} [Bakara: 156]. Allah’ım, uğradığım bu musibette bana ecir (sabrımın mükafatını) ver ve musibetimin yerine bana ondan daha hayırlısını lütfet!" derse; Allah mutlaka ona (kaybettiğinden) daha hayırlısını verir. Ummu Seleme -radıyallahu anha- şöyle dedi: Ebû Seleme -radıyallahu anh- vefat ettiğinde, "Müslümanlar arasında Ebû Seleme'den daha hayırlı kim var?" dedim. O, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hicret eden ilk kimselerdendi. Sonra Allah bana yardım etti ve ben bu duayı ettim. Yüce Allah, Ebû Seleme'in yerine ondan daha hayırlı olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i bana (eş olarak) nasip etti.
حسبنا الله ونعم الوكيل قالها إبراهيم عليه السلام حين أُلقي في النار، وقالها محمد صلى الله عليه وسلم
Buhârî rivayet etmiştir · sahih
Tercümesi olmayan dualar Arapça verilmiştir: Türkçe tercümeleri henüz mevcut değil.
Fâtiha, Âyete’l-Kürsî, Bakara’nın sonu ve koruyucu sureler (muavvizât) hakkındaki hadisler.
إن أحق ما أخذتم عليه أجرا كتاب الله
Buhârî rivayet etmiştir · sahih
يا أبا المنذر، أتدري أي آية من كتاب الله معك أعظم؟ قال: قلت: الله لا إله إلا هو الحي القيوم البقرة: . قال: فضرب في صدري، وقال: والله ليهنك العلم، أبا المنذر
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?» diye bir daha sordu. Ben de {O Allah ki, O’ndan başka hak ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur.} [Bakara Suresi: 255. Ayet] Âyetü'l-Kürsî- dedim. Bunun üzerine göğsüme vurdu ve: «Vallahi ilim sana mübarek olsun ey Ebu’l-Münzir!» dedi
Müslim rivayet etmiştir · sahih
Ubey b. Kâ‘b -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?» diye sordu. Ben: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir," dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?» diye bir daha sordu. Ben de {O Allah ki, O’ndan başka hak ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur.} [Bakara Suresi: 255. Ayet] Âyetü'l-Kürsî- dedim. Bunun üzerine göğsüme vurdu ve: «Vallahi ilim sana mübarek olsun ey Ebu’l-Münzir!» dedi.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ubey b. Kâ‘b -radıyallahu anh-'a; «Allah’ın kitabından hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?» diye sormuştur. Cevap verirken tereddüt etmiş sonra da Âyetü'l-kürsî; {O Allah ki, O’ndan başka hak ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur.} olduğunu söylemiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun bu sözünü onaylamış ve kalbinin ilim ve hikmet ile dolu olduğuna vurgu yaparak göğsüne eliyle vurmuştur. Bu ilimle mutlu olması ve ona kolaylaştırılması için dua etmiştir.
من قرأ بالآيتين من آخر سورة البقرة في ليلة كفتاه
Her kim Bakara Suresi'nin son iki ayetini geceleyin okursa ona yeter
Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir · sahih
Ebû Mesûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim Bakara Suresi'nin son iki ayetini geceleyin okursa ona yeter.»
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleyin Bakara Suresi'nin son iki ayetini okuyan kimseyi, Allah'ın kötülük ve şerden koruyacağını bildirmiştir. Bu iki ayetin okunması o kimsenin gece namazı yerine geçeceği söylendiği gibi, gece yapacağı zikir ve Kur'an okuma yerine de geçeceği ve gece namazında en az bu iki ayet kadar Kur'an okunması gerektiği de söylenmiştir. Bunun dışında başka şeyler de söylenmiştir. Umulur ki söylenenlerin hepsi doğrudur ve bu ifade hepsini kapsamaktadır.
أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان إذا اشتكى نَفَثَ على نفسه بالمعوِّذات
Buhârî rivayet etmiştir · sahih
أن النبي صلى الله عليه وسلم كان إذا أوى إلى فراشه كل ليلة جمع كفيه، ثم نفث فيهما فقرأ فيهما: قل هو الله أحد، وقل أعوذ برب الفلق، وقل أعوذ برب الناس
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- her gece yatağına yatacağı zaman, avuçlarını birleştirir üfler, sonra ellerine "Kul huvallâhu ahad", "Kul eûzü bi-rabbi’l-felak" ve "Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs" surelerini
Buhârî rivayet etmiştir · sahih
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- her gece yatağına yatacağı zaman, avuçlarını birleştirir üfler, sonra ellerine "Kul huvallâhu ahad", "Kul eûzü bi-rabbi’l-felak" ve "Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs" surelerini okurdu sonra da ellerini vücudunda ulaşabildiği yerlere sürerdi. Başından ve yüzünden başlar, vücudunun ön kısmında ulaşabildiği yere kadar ellerini sürerdi. Bunu üç kez tekrarlardı.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in uyumak için yatağına girdiğinde yaptığı şeylerden bir tanesi de; avuçlarını birleştirir, dua eden kişinin yaptığı gibi kaldırır, hafifçe tükürük çıkacak şekilde üfler, "Kul huvallâhu ahad", "Kul eûzü bi-rabbi’l-felak" ve "Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs" surelerini okurdu. Sonra da başından ve yüzünden başlayıp vücudunun ön kısmında ulaşabildiği yere kadar ellerini sürerdi. Bunu üç kez tekrarlardı.
Tercümesi olmayan dualar Arapça verilmiştir: Türkçe tercümeleri henüz mevcut değil.