وَقِهِمُ ٱلسَّيِّـَٔاتِ وَمَن تَقِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُۥ وَذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ٩
9. “Onları kötülüklerden de koru.” Hem kötü amellerden hem de bunların cesasından uzak tut onları. Çünkü her ikisi de kötüdür.
“Sen o gün” Kıyamet gününde “kimi kötülüklerden korursan ona merhamet etmiş olursun.” Çünkü Senin kullarına rahmetin süreklidir, kesintisizdir. Buna engel ise sadece kulların, büyük ve küçük günahlarıdır. Sen kimi günahlardan koruyacak olursan, şüphesiz ki onu iyilikler işlemeye ve bunların güzel karşılıklarına muvaffak kıldın, demektir.
“İşte” kötülüklerden korunmak sureti ile hoşlanılmayan şeylerin yok olması, merhametin gerçekleşmesi ile de sevilen şeylerin elde edilmesi “asıl büyük kurtuluş”tur ki onun gibi bir kurtuluş yoktur. Yarışanlar da bundan daha iyisi için yarışmamışlardır.
Meleklerin bu duası, onların Rablerini kemâl derecesinde bildiklerini, Yüce Allah’a güzel isimleri ile tevessül ettiklerini ifade etmektedir. Allah, kullarının bu isimlerle kendisine tevessül etmelerini sever. Yine meleklerin bu duası, Allah’a yaptıkları duanın muhtevâsına uygun isimleri zikrettiklerinide göstermektedir.
Onlar, rahmetin gerçekleşmesini istedikleri, ayrıca beşeri nefislerin gerektirdiği ve Yüce Allah’ın da bir taraftan eksikliklerini, diğer taraftan da masiyet işlemelerini gerektirdiğini bildiği beşerî nefislerin gerektirdiği bu hususların ortadan kaldırılması ve buna benzer sebep ve ilkelerin elde edilmesi için niyaz ettikleri, Yüce Allah’ın da ilmi ile tüm bunları kuşatmış olduğu için dualarını Yüce Allah’ın Rahîm ve Alîm ismi ile tevessül ederek yapmışlardır.
Bu dua, onların Allah’a karşı kemâl derecesinde edepli olduklarını, bundan dolayı da O’nun kendilerinin Rabbi olduğunu, bu rububiyetin de hem umumi hem de hususi olduğunu ikrar ettiklerini görüyoruz. Yine kendilerinin hiçbir şeye sahip olmadıklarını, Rablerine yönelik bu dualarının bütün yönleri ile fakir ve muhtaç olan bir kimseden sadır olduğunu, Rablerine hangi halleri ile yakınlaşacak olurlarsa olsunlar mutlaka bunun Allah’ın bir lütfu, kerem ve ihsanı olduğunu itiraf ettiklerini de göstermektedir.
Rablerine tam anlamı ile muvafık hareket ettiklerini de bu duadan anlıyoruz. Zira onlar O’nun sevdiği amelleri yani ibadetleri severler, onları yerine getirir ve sevenlerin gayreti gibi gayretle onları eda ederler. Yine Yüce Allah’ın yarattıkları arasından sevdiği kimselerden olan amel sahibi mü’minleri de severler.
Diğer mükellef yaratıklara gelince mü’minler müstesnâ Allah, onlara buğzeder. O nedenle meleklerin, mü’minlere duydukları sevgi dolayısı ile Allah’a dua ettiklerini, hallerinin düzelmesi için gayret ettiklerini görüyoruz. Çünkü bir kimseye dua etmek, o kimseyi sevmenin en açık delilidir. Zira kişi, ancak sevdiği kimselere dua eder.
Yüce Allah’ın: “Müminler için de mağfiret dilerler” buyruğundan sonra onların dualarına dair verdiği ayrıntılar, Yüce Allah’ın Kitabı üzerinde nasıl düşünüleceğine dair ince bir işaret içermekte ve bu hususa dikkatlerimizi çekmektedir. Şöyle ki Allah’ın Kitabı üzerinde düşünen kimsenin tek başına lafzî manayı anlamakla yetinmemesi, aksine lafzın anlamı üzerinde de düşünmesi gerekir. Kişi, lafzı sağlıklı bir şekilde gereği gibi anlayacak olursa, o hususa ve ona ulaştıran yollara aklı ışığında dikkat ederek iyice düşünür. Bu işin tamamlanması için gerekli olan diğer hususları ve bağlı olduğu diğer noktaları da anlamaya çalışır. Yüce Allah’ın lafzın delalet ettiği özel manayı murad ettiğine kesin kanaat getirdiği gibi o noktaları da murad ettiğine kesin karar verir. Yüce Allah’ın onları da murad ettiğine dair kesin kanaat getirmemiz için iki neden vardır:
1. O hususların lafzın manasına tabi olan ve onun kendisine bağlı olduğu hususlar arasında olduğuna kesin kanaat getirirlmiş olması.
2. Yüce Allah'ın her şeyi bilmesi ve kullarına Kitab’ı üzerinde iyiden iyiye düşünmeyi emretmiş olmasıdır. O, Kitabında bulunan manaların gerektirdiği diğer hususları da bilir. Kitabının bir hidâyet, bir nur ve her şeye dair bir açıklama olduğunu, sözlerin en açığı, beyan itibari ile de en üstünü ve en değerlisi olduğunu da haber vermiştir. İşte bu yolla kul -bu konuda Yüce Allah’ın ihsan edeceği başarı oranında- büyük bir ilim ve pek çok hayır elde eder.
Bizim bu tefsirimizde de bu kabilden -Allah’ın bize lütfettiği- pek çok husus vardır. Bazı âyetlerde yaptığımız açıklamaların, sağlıklı bir şekilde ve iyice düşünmeyen kimseler için nereden alındığı bu bakımdan gizli kalmış olabilir. Yüce Allah’tan rahmet hazinelerinden bizlere, hem bizim halimizin hem de müslümanların hallerinin düzelmesine sebep teşkil edecek ihsanlar bağışlamasını dileriz. Bizim yapabileceğimiz, O’nun lütf-u keremine yapışmaktan, O’nun ihsanına tevekkül etmekten ibarettir. Biz, zaten her an ve her zaman O’nun ihsan deryası içinde yüzüyoruz. Lütfu ile bizleri, rahmetine ulaşmamızı engelleyen nefislerimizin şerlerine karşı korumasını dileriz. Şüphesiz ki O, pek cömerttir, çokça lütfedendir. Sebepleri de sonuçları da ihsan eden O’dur.
Bu dua şunu da ihtiva etmektedir: Eş, evlat ve arkadaş gibi yakınlar ile birlikte olmak, kişiyi saadete ulaştırabilir. Onlarla bir arada bulunması, kendi amelinin dışında ve amelinin vesile olmadığı birtakım hayırların ona ulaşmasına aracı olabilir. Nitekim meleklerin, hem mü’minlere hem de mü’minlerin babalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanlara beraberce yaptıkları dua bu kabildendir. Ancak Yüce Allah’ın: “Salih olanlar” buyruğu dolayısı ile “Hepsinin de mutlaka salih olmaları gerekir”, diyenlerin görüşüne göre bu, onların kendi amellerinin bir sonucu olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.