İçeriğe geç

Abese Suresi tefsiri

تفسير سورة عبس

el-Muhtasar1–42. ayetler

Abese Suresi’nin ayet ayet tefsiri (el-Muhtasar).

Abese Suresi tefsirini dinleyin Arapça · الخلاصة من تفسير الطبري · 1 bölüm · 8:34

Surenin amaçları

Yeniden dirilişin kanıtları, Rablerinden vazgeçen kâfirlere hatırlatılmıştır.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ ۝١

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yüzünü buruşturdu ve arkasını döndü.

أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ ۝٢

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hidayet bulmaları ümidiyle müşriklerin ileri gelenleriyle meşgul olduğu bir esnada, gözleri görmeyen bir kimse olan Abdullah b. Ümmü Mektum, doğru yola hidayet bulmak için geldi. Bu sebeple Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- yüzünü ekşitti.

وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ ۝٣

-Ey Peygamber!- Ne biliyorsun? Belki de bu âmâ adam günahlarından arınacak.

أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ ۝٤

Veyahut senden duyduğu nasihatlerden öğüt alacak ve onlardan faydalanacaktı.

أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ ۝٥

Fakat sahip olduğu servetinden ötürü, senin getirdiklerine iman etmekten kendini müstağni gören kimseye gelince;

فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ ۝٦

Sen ona dönüyor ve yöneliyorsun.

وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ ۝٧

O, Allah’a tövbe ederek günahlarından temizlenmiyorsa sana ne düşer ki?

وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ ۝٨

Fakat koşarak gelen kimse hayır arayarak sana geldi ise;

وَهُوَ يَخْشَىٰ ۝٩

Rabbinden korktuğu halde,

فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ ۝١٠

Sen; başkasıyla, müşriklerin ileri gelenlerinden biriyle oyalanıyorsun.

كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ ۝١١

Bu iş hiçte öyle değildir. Şüphesiz o, kabul edenler için ancak bir öğüt ve hatırlatmadır.

فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ۝١٢

Kim Allah’ı anmak isterse onu ansın ve bu Kur’an’da bulunan nasihatlerden öğüt alsın.

فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ ۝١٣

Bu Kur’an, meleklerin katında bulunan değerli sayfalardadır.

مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ ۝١٤

Yüce bir mekâna yükseltilmiş, kendisine hiçbir kir ve leke bulaşmamış, tertemizdir.

بِأَيْدِى سَفَرَةٍ ۝١٥

O, elçi meleklerin ellerindedir.

كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ ۝١٦

Rablerinin katında değerli, pek çok iyi işler yapan ve itaatkâr Melekler.

قُتِلَ ٱلْإِنسَٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ ۝١٧

Kâfir olan insana lanet edilmiştir. İnsan Allah'a karşı ne kadar da çok inkârcıdır!

مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ ۝١٨

Allah onu hangi şeyden yarattı da yeryüzünde kibirleniyor ve Allah’ı inkâr ediyor?

مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ ۝١٩

Onu, az bir sudan yarattı ve yaradılışını aşama aşama takdir etti.

ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ ۝٢٠

Sonra ona, bu aşamaların ardından annesinin karnından çıkışı kolaylaştırdı.

ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ ۝٢١

Sonra ona, hayatta belli bir ömrü takdir etmesinin ardından onu öldürdü. Ve ona yeniden diriltileceği zamana kadar içinde kalacağı bir kabir kıldı.

ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ ۝٢٢

Sonra dilediği zaman hesap sormak ve karşılığını vermek üzere onu yeniden diriltecek.

كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ ۝٢٣

Bu mesele o kâfirin zannettiği gibi değildir. O, Rabbinin üzerine yüklediği hakları yerine getirmediği gibi, Rabbinin ona zorunlu kıldığı farzları da yerine getirmiş değildir.

فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ ۝٢٤

Yüce Allah'a iman etmeyip kâfir olan insan, yediği yemeğin nasıl hazır hale geldiğine bir baksın!

أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا ۝٢٥

Suyun aslı, gökyüzünden kuvvetle ve bolca inen yağmurdan gelir.

ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا ۝٢٦

Sonra toprağı açtık ki böylece bitkiler için yarılıp, açıldı.

فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا ۝٢٧

Böylece toprakta buğday, mısır ve diğer tahıllardan yetiştirdik.

وَعِنَبًا وَقَضْبًا ۝٢٨

Ve taze üzüm yetiştirdik. Hayvanlarına yem olması için orada yonca yetiştirdik.

وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا ۝٢٩

Ve orada zeytinler ve hurmalar yetiştirdik.

وَحَدَآئِقَ غُلْبًا ۝٣٠

Orada çok ağaçlı bahçeler yetiştirdik.

وَفَٰكِهَةً وَأَبًّا ۝٣١

Ve orada meyveler ve hayvanlarınızın otladığı otlaklar yetiştirdik.

مَّتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ ۝٣٢

Hem sizin, hem de hayvanlarınızın faydalanması için.

فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ ۝٣٣

Kulakları sağır eden büyük çığlık geldiği zaman ki o, sura ikinci üfleyiştir.

يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ ۝٣٤

O gün kişi kardeşinden kaçar.

وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ ۝٣٥

Annesinden ve babasından kaçar.

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ ۝٣٦

Karısından ve çocuklarından kaçar.

لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ ۝٣٧

O günün sıkıntısının şiddeti sebebiyle, onlardan her birini başkalarından alıkoyan bir meşguliyeti vardır.

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ ۝٣٨

O gün iyilerin yüzleri ışık saçar.

ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ ۝٣٩

Yüce Allah’ın kendi rahmetinden onlar için hazırladığı şeylerden ötürü mutlu olup, gülecekler.

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ ۝٤٠

Ve o gün kötülerin yüzleri toz toprak içindedir.

تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ ۝٤١

O yüzleri bir karanlık kaplayacak.

أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ ۝٤٢

İşte bu vasıflarla nitelenen o kimseler, küfür ve fücuru bir araya toplamış kimselerdir.

17 Ekim 2026 Cumartesi 6 جمادى الأولى 1448 هـ