Kelimenin Kur’an’daki okunuşu: Mahmud Halil el-Husari, Hûd 11:43.
İslam’da Asım
Ensar’dan Âsım b. Sâbit, keşfe gönderilip pusuya düşürülen on sahâbînin komutanıydı: kâfirlere teslim olmayı reddederek “Allah’ım, hâlimizi Peygamberine bildir” diye dua etti ve öldürüldü. Kureyş cesedinden bir parça getirtmek isteyince bir arı sürüsü onu korudu (Buhârî, 3045). Daha sonra yaşayan Âsım b. Ebü’n-Necûd ise Hafs’ın rivayetiyle bugün en çok okunan kıraatin imamıdır.
Asım isminin anlamı ve kökeni
Âsım, “alıkoymak, engellemek, korumak” anlamındaki asame fiilinin ism-i fâilidir (ʿ-s-m kökü): koruyan, kötülükten muhafaza eden kişi demektir. Âlimlerin peygamberlere nispet ettiği ismet (“günahtan korunmuşluk”) ve “sımsıkı sarılmak” anlamındaki i‘tisâm da aynı köktendir: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” (3:103). Kur’an âsım kelimesini üç kez, Allah’ın emrine karşı kimsenin koruyamayacağını bildirmek için kullanır: “Bugün Allah’ın emrinden koruyacak yoktur” (11:43).
O, (Oğlu) “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.
Kötü amel işleyenlere, kötülükleri kadar ceza vardır. Onları zillet bürümüştür. Onları Allah’a karşı koruyacak kimse yoktur. Sanki onların yüzleri gecenin karanlık parçalarıyla kaplanmış gibidir. İşte onlar ateş ehlidir. Onlar, orada ebedidirler.