9-10. Şanı Yüce Allah, bu Kur’an-ı Kerim’in şeref ve üstünlüğünü haber vermekte, onun “en doğru olana” yani itikad, amel ve ahlâk bakımından en mutedil ve en yüce olana ilettiğini haber vermektedir. O nedenle Kur’an-ı Kerim’in davetiyle hidâyet bulanlar, hiç şüphesiz insanların en mükemmeli, en doğru yol üzere olanları, bütün işlerde de en ileri derecede hidâyet bulanlarıdır. Farz ve sünnet kabilinden “salih ameller işleyen mü’minlere, onlar için” Allah’ın, niteliklerini kendisinden başka hiçbir kimsenin bilmediği lütuf ve ihsan yurdunda hazırlamış olduğu “büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler … Devamını oku
Kim Kur'an'ın göstermiş olduğu hidayete tabi olursa, bütün işlerinde insanların en kamili, en doğrusu ve en çok hidayet üzerinde olanıdır.
İnsanı kendi nefsine ve çocuklarına beddua etmekten sakındırma vardır.
Gece ve gündüzün, uzunluk ve kısalık bakımından farklı olmaları, birbirlerinin peşinden gelmeleri, gündüzün aydınlık ve gecenin karanlık olması; bunların hepsi Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın birliğine, varlığına, ilminin ve kudretinin mükemmel olduğuna delildir.
Ayetler şahsi sorumluluk ilkesini ortaya koymaktadır. Bu yüce Allah'ın adalet ve rahmeti gereğince belirlenir.
10. ayetin diğer mealleri
Ahirete iman etmeyenlere de acı veren bir azap hazırladık.
Ahirete inanmayanlara gelince, onlar için de elemli bir azap hazırlamışızdır..
Ahirete inanmayanlara da can yakıcı bir azab hazırlamışızdır.
Yoksa (makbul) tevbe, kötülükleri (günahları) işleyip de kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tevbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.
O sözleri, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri ona meyletsin, bir de ondan hoşnut olsun ve işledikleri günahları işlemeye devam etsinler diye söylerler.
"Acaba o, yalan yere Allah'a iftira mı etmiştir? Yoksa onda delilik mi var?" (dediler). Hayır! Öyle değil! Ahirete iman etmeyenler azap içinde ve uzak bir sapıklıktadır.