69:44 ayetinin metni
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ ٤٤
Okunuşu
walaw taqawwala ʿalaynā baʿḍa l-aqāwīli
Meal
Eğer Peygamber bizim adımıza bazı sözler uydurmuş olsaydı;
سورة الحاقة، الآية ٤٤
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ ٤٤
walaw taqawwala ʿalaynā baʿḍa l-aqāwīli
Eğer Peygamber bizim adımıza bazı sözler uydurmuş olsaydı;
Hâkka Suresi’nin 44. ayeti (69:44) Mekki bir surededir; 29. cüzde, Mushaf’ın 568. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 74 kârinin sesinden dinleyin.
74 kâriden 80 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Eğer Muhammed bizim adımıza söylemediğimiz bazı sözler uydurmuş olsaydı;
44-46. “Eğer o (Peygamber) bazı sözler uydurup” iftira ederek yalan yere “Bize isnat etse idi, Biz elbette onu güçlü bir şekilde yakalardık. Sonra da kalp damarını koparırdık.” Kalp damarı (ٱلۡوَتِينَ ) kalbe bağlı bir damar olup o damar kopacak olursa bu, insanın ölümüne sebep olur. Faraza Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah’a karşı -hâşâ- yalan uydursa idi, Yüce Allah onu derhal cezalandırır, güçlü ve muktedir bir şekilde onu yakalardı. Çünkü O, hikmet sahibidir, her şeye gücü yetendir. O’nun hikmeti, kendisi adına yalan uyduran, Allah'ın, kendisine muhalefet edenlerin kanlarını ve … Devamını oku
69:36 ile 70:10 arasındaki ayetlerle ilgilidir (Mushafın 568. sayfası).
Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı;
Eğer o (Muhammed) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,
O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,
Bu ayet bir hadiste geçiyor; hadisin metni Arapçadır.
وَلَوْ جَعَلْنَٰهُ قُرْءَانًا أَعْجَمِيًّا لَّقَالُوا۟ لَوْلَا فُصِّلَتْ ءَايَٰتُهُۥٓ ءَا۬عْجَمِىٌّ وَعَرَبِىٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ هُدًى وَشِفَآءٌ وَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى أُو۟لَٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍ
Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?” derlerdi. De ki: "Bu Kur'an, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır ve o, onlar için bir körlüktür.” İşte onlar (sanki kendilerine) uzak bir yerden seslenilmekte (de duymuyor gibiler).
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ …
İşte böylece biz onu günahkârların kalbine soktuk. …
وَحِيلَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَا يَشْتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِأَشْيَاعِهِم مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ فِى شَكٍّ مُّرِيبٍۭ
Artık, bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şey arasına perde çekilmiştir. Şüphesiz onlar (dünyada iken), kendilerini endişeye düşüren bir şüphe içindeydiler.