İçeriğe geç

Fussilet Suresi 44. Ayet

سورة فصلت، الآية ٤٤

41:44 24. cüz 48. hizb Mushaf’ta 481. sayfa Mekki sure

41:44 ayetinin metni

وَلَوْ جَعَلْنَٰهُ قُرْءَانًا أَعْجَمِيًّا لَّقَالُوا۟ لَوْلَا فُصِّلَتْ ءَايَٰتُهُۥٓ ءَا۬عْجَمِىٌّ وَعَرَبِىٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ هُدًى وَشِفَآءٌ وَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى أُو۟لَٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍ ۝٤٤

Okunuşu

walaw jaʿalnāhu qur'ānan aʿjamiyyan laqālū lawlā fuṣṣilat āyātuhu āʿ'jamiyyun waʿarabiyyun qul huwa lilladhīna āmanū hudan washifāon wa-alladhīna lā yu'minūna fī ādhānihim waqrun wahuwa ʿalayhim ʿaman ulāika yunādawna min makānin baʿīdin

Meal

Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?” derlerdi. De ki: "Bu Kur'an, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır ve o, onlar için bir körlüktür.” İşte onlar (sanki kendilerine) uzak bir yerden seslenilmekte (de duymuyor gibiler).

Başka bir dilde meal
Mahmud Halil el-Husari Sure içinde oku

Fussilet Suresi’nin 44. ayeti (41:44) Mekki bir surededir; 24. cüzde, Mushaf’ın 481. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 74 kârinin sesinden dinleyin.

Fussilet Suresi 44. ayeti dinleyin

74 kâriden 80 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.

Tüm sesler (80)

44. ayetin tefsiri

el-Muhtasar

Şayet biz bu Kur'an'ı Arap dilinden başka bir dilde indirmiş olsaydık, onlardan kâfir olanlar şöyle derlerdi: "Ayetleri tafsilatlı açıklanmalı değil miydi ki anlayabilelim? Onu getiren Arap iken, Kur'an başka bir dilde olabilir mi?" -Ey Resul!- Onlara de ki: "Kur'an - Allah'a iman eden ve resullerini doğrulayan kimseler için -sapıklıktan doğruluğa bir hidayet rehberi, göğüslerdeki cehalete ve bu cehalete tabi olan şeylere karşı bir şifadır. Allah'a iman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır. Kur'an, onlara karşı bir körlüktür, onu anlamazlar. Bu özelliklere sahip olan kimseler sanki uzak bir yerden kendilerine sesleniliyor da, onlara seslenenin sesini nasıl duysunlar?"

Büyük tefsirler

es-Sa’dî Tefsiri

44. Yüce Allah, lütuf ve keremini bize haber vermektedir. Çünkü O, Arap olan peygambere kavminin dili ile onlara açıklamalarda bulunması için Arapça bir kitap indirmiştir. Bu ise bu kitaba daha çok önem vermeyi, onu kabul ve teslimiyet ile karşılamayı gerektirir. Eğer bu Kur’ân-ı Kerîm, Arapça olmayan bir dil ile indirilmiş olsa idi, inkarcılar mutlaka itiraz eder: “Onun ayetlerinin açıkça anlaşılır (bir dilde) olması gerekmez miydi?” Neden açık ve anlaşılır değil? Niye gereği gibi beyan edilmemiş? “Araba Arapça olmayan kitap mı (olurmuş hiç)?” diyeceklerdi. Yani nasıl olur Muhammed Arap … Devamını oku

Fussilet Suresi’nin tamamının tefsiri

Bu ayetlerden çıkarılan faydalar

Fussilet suresinin 39-46. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 481. sayfası).

  • Yüce Allah, Kur'an'ı tahrif ve değişiklikten muhafaza etmiştir. Diğer geçmiş kitapların aksine Allah -Subhanehu ve Teâlâ- bu kitabı korumayı üstlenmiştir.
  • Arap müşriklere, kendi dillerinde Kur'an'ın inmesi onların delillerini ortadan kaldırmıştır.
  • Zulüm, Yüce Allah'tan nefyedilmiş ve adalet vasfı O'nun için ispat edilmiştir.

44. ayetin diğer mealleri

Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur'an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? bir Arap (peygambere), yabancı dilde (bir Kur'an) mi? derlerdi. De ki: İman edenlere hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında ağırlık vardır. O, onlara karşı bir körlük vardır (hidayet bulamaz). (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor.

Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur’an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? Arab'a yabancı dilden (kitap) olur mu? De ki: Bu Kur'an, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır. Kur'ân, onlara karşı bir körlüktür. (Sanki) onlara uzak bir yerden bağırılıyor (da Kur'an'da ne söylendiğini anlamıyorlar.)

Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur'ân yapsaydık onlar mutlaka: "Bu kitabın âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?" derlerdi. Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).

44. ayet kelime kelime

  1. وَلَوْ walaw ve eğer
  2. جَعَلْنَٰهُ jaʿalnāhu biz onu yapsaydık ج ع ل
  3. قُرْءَانًا qur'ānan bir Kur'an ق ر أ
  4. أَعْجَمِيًّا aʿjamiyyan yabancı (dilde) ع ج م
  5. لَّقَالُوا۟ laqālū derlerdi ki ق و ل
  6. لَوْلَا lawlā değil miydi?
  7. فُصِّلَتْ fuṣṣilat açıklanmalı ف ص ل
  8. ءَايَٰتُهُۥٓ āyātuhu onun ayetleri أ ي ي
  9. ءَا۬عْجَمِىٌّ āʿ'jamiyyun yabancı söz mü? ع ج م
  10. وَعَرَبِىٌّ waʿarabiyyun arab olana ع ر ب
  11. قُلْ qul de ki ق و ل
  12. هُوَ huwa o
  13. لِلَّذِينَ lilladhīna için
  14. ءَامَنُوا۟ āmanū inananlar أ م ن
  15. هُدًى hudan bir yol göstericidir ه د ي
  16. وَشِفَآءٌ washifāon ve (gönüllere) şifadır ش ف ي
  17. وَٱلَّذِينَ wa-alladhīna gelince
  18. لَا lā inanmayanlara
  19. يُؤْمِنُونَ yu'minūna أ م ن
  20. فِىٓ fī vardır
  21. ءَاذَانِهِمْ ādhānihim onların kulaklarında أ ذ ن
  22. وَقْرٌ waqrun bir ağırlık و ق ر
  23. وَهُوَ wahuwa ve o
  24. عَلَيْهِمْ ʿalayhim onlara
  25. عَمًى ʿaman bir körlüktür ع م ي
  26. أُو۟لَٰٓئِكَ ulāika onlar
  27. يُنَادَوْنَ yunādawna çağırılıyorlar ن د ي
  28. مِن min bir yerden
  29. مَّكَانٍۭ makānin ك و ن
  30. بَعِيدٍ baʿīdin uzak ب ع د

44. ayetle ilgili ayetler

İbn Kesîr’in bu ayetin tefsirinde andığı ayetler

  • Şuarâ 26:198–199

    وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ …

    Eğer onu Arapça bilmeyen birine de indirmiş olsaydık. …

  • İsrâ 17:82

    وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارًا

    Kur’an’dan Müminler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.

  • Bakara 2:171

    وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ كَمَثَلِ ٱلَّذِى يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَآءً وَنِدَآءً صُمٌّۢ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

    (Hidayet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu, çobanların çağırdığı fakat, onun bağırıp çağırışından başka bir şey işitmeyen (bir şey anlamayan) hayvanların durumu gibidir. Onlar öyle sağır, dilsiz ve körlerdir ki akıllarını kullanmazlar.

  • Ahkâf 46:35

    فَٱصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْعَزْمِ مِنَ ٱلرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِل لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا سَاعَةً مِّن نَّهَارٍۭ بَلَٰغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلْفَٰسِقُونَ

    (Ey Muhammed!) Rasullerden büyük azim sahiplerinin sabrettiği gibi sen de sabret ve hunlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir bildiridir. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helâk edilir.

  • Şûrâ 42:14

    وَمَا تَفَرَّقُوٓا۟ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى لَّقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُورِثُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِنۢ بَعْدِهِمْ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ

    Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki düşmanlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belirlenmiş bir süreye kadar bir söz geçmiş olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilmiş olurdu. Onların ardından kitaba mirasçı olanlar da elbette ondan bir şüphe ve tereddüt içindedirler.

Daha fazlası

16 Ekim 2026 Cuma 5 جمادى الأولى 1448 هـ