Âlim bir sahâbî ve Kur’an okuyucusu olan Ukbe b. Âmir el-Cühenî, Peygamber’in ﷺ şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Bu gece inen, benzeri hiç görülmemiş âyetleri görmedin mi? “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım” ve “De ki: İnsanların Rabbine sığınırım”” (Müslim, 814). Daha sonra Mısır valisi oldu. Fâtih Ukbe b. Nâfi‘ ise Kayrevan şehrini kurdu.
Ukbe, ardından gelme, netice ve akıbet (âkıbet, ukbâ) anlamlarını taşıyan ʿ-k-b kökünden gelir. Dilciler ukbe kelimesine “nöbet, sıra” anlamını verir: iki yolcu bir binek hayvanını paylaştığında her biri sırası gelince biner ve bu sıra onun ukbesidir. İsim, Kur’an’da geçen (90:11) ve Mekke yakınlarındaki biat yerinin adı olan akabe (عَقَبَة, “sarp yokuş, geçit”) kelimesiyle karıştırılmamalıdır.
Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreder, namazı dosdoğru kılar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcar ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır.
Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve henüz (onlara vadolunup da) gerçekleşmemiş olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!