Asıl adı Âmir b. Abdullah b. Cerrâh olan Ebû Ubeyde, cennetle müjdelenen on sahâbîden biridir; Peygamber ﷺ “Her ümmetin bir emini vardır; bu ümmetin emini de Ebû Ubeyde b. Cerrâh’tır” buyurmuştur (Buhârî, 4382). Hz. Ebû Bekir’in azatlısı Âmir b. Füheyre ise hicrette onlara eşlik etmiş, Bi’r-i Maûne’de şehit düşmüştür (Buhârî, 4093).
Âmir, “oturmak, şenlendirmek, bayındır kılmak” anlamındaki amera fiilinin ism-i fâilidir (ʿ-m-r kökü): bir yeri imar edip hayat veren kişi demektir; aynı zamanda meskûn ve bayındır olanı da niteler (beyt-i âmir, “şen, mamur ev”). Ömür, Ömer, Amr ve Ammâr da aynı köktendir. “Emir, komutan” anlamındaki emîr (أمير) ile karıştırılmamalıdır; o başka bir köktendir.
Allah’ın mescitlerini sadece Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı ikame eden, zekâtı veren ve ancak Allah’tan başkasından korkmayanlar imar eder. İşte onlar doğru yolda olanlardır.
Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i peygamber gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Yalnızca Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yerden yaratıp sizi orada bir ömür boyu yaşattı. O halde O’ndan mağfiret dileyin. Sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.”