20:11 ayetinin metni
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِىَ يَٰمُوسَىٰٓ ١١
Okunuşu
falammā atāhā nūdiya yāmūsā
Meal
Ateşin yanına geldiği zaman: "Ey Mûsâ!" diye seslenildi.
سورة طه، الآية ١١
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِىَ يَٰمُوسَىٰٓ ١١
falammā atāhā nūdiya yāmūsā
Ateşin yanına geldiği zaman: "Ey Mûsâ!" diye seslenildi.
Tâhâ Suresi’nin 11. ayeti (20:11) Mekki bir surededir; 16. cüzde, Mushaf’ın 312. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.
73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Ateşin yanına gelince Allah -Subhanehu ve Teâlâ- ona: "Ey Musa!" diye seslendi.
11. Uzaktan gördüğü “o ateşin yanına vardığında” bu gerçekte bir nur idi ki o, hem yakıcı bir ateş, hem de aydınlatıcı idi. Buna da Peygamber’in şu buyruğu delildir: “O’nun hicabı nurdur -veya nâr/ateştir-. Eğer bu hicabı açacak olursa yüzünün parıltıları, gözünün ulaştığı her şeyi (görmediği hiçbir varlık olmadığından bütün varlıkları) yakardı.” Mûsâ, o ateşin yanına ulaşınca oradan kendisine nidâ olundu. Yani şu buyrukta belirtildiği gibi Yüce Allah, ona seslendi: “Biz, ona Tûr’un sağ tarafından seslendik ve gizli bir şekilde konuşmak üzere onu kendimize yaklaştırdık.” (Meryem, 19/52)
19:96 ile 20:12 arasındaki ayetlerle ilgilidir (Mushafın 312. sayfası).
Ateşin yanına geldiği zaman: Ey Musa! diye seslenildi.
Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi:
Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: "Ey Musa!
فَلَمَّا قَضَىٰ مُوسَى ٱلْأَجَلَ وَسَارَ بِأَهْلِهِۦٓ ءَانَسَ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ نَارًا قَالَ لِأَهْلِهِ ٱمْكُثُوٓا۟ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًا لَّعَلِّىٓ ءَاتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ جَذْوَةٍ مِّنَ ٱلنَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
Mûsâ süreyi tamamlayıp ailesi ile yola çıkınca Tûr’un yan tarafından bir ateş gördü. Ailesine: Siz durun, çünkü ben bir ateş gördüm. Belki ateşten size bir haber yahut ısınmanız için size ateşten bir parça getiririm, dedi.
Bu ayetle ortak bir ifadeyi paylaşırlar: ezberlerken birbirinden ayırt etmeye yarar.
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِىَ مِن شَٰطِئِ ٱلْوَادِ ٱلْأَيْمَنِ فِى ٱلْبُقْعَةِ ٱلْمُبَٰرَكَةِ مِنَ ٱلشَّجَرَةِ أَن يَٰمُوسَىٰٓ إِنِّىٓ أَنَا ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Oraya varınca o mübarek yerdeki vadinin sağ kıyısından o ağaçtan ona şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ, muhakkak ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.