İsrâ Suresi’nin 94. ayeti (17:94) Mekki bir surededir; 15. cüzde, Mushaf’ın 291. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.
İsrâ Suresi 94. ayeti dinleyin
73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Tüm sesler (79)
94. ayetin tefsiri
el-Muhtasar
Kâfirlerin, Allah'a ve resulüne iman etmelerine ve resulün getirdiğiyle amel etmelerine engel olan sadece kendilerine gönderilen resulün beşer cinsinden olmasıdır. Bunun üzerine inkâr ederek şöyle dediler: "Allah, bize resul olarak bir insan mı gönderdi?"
94. İşte insanların pek çoğunu iman etmekten alıkoyan sebep de budur. Çünkü onlara gönderilen peygamberler kendi cinslerinden birer insan idi. Yüce Allah’ın kendilerinden bir insanı peygamber olarak göndermiş olması, insanlara rahmetinin bir tecellisidir. Çünkü insanlar, bu vahiyleri meleklerden direkt olarak alamazlar.
Yüce Allah, iman ederler ümidiyle Kuran'da, öğüt, ders, emir, yasak ve kıssalardan itibar edilen her bir şeyi insanlara açıklamıştır;
Kur'an Allah'ın kelamıdır ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ebedî mucizesidir ve hiçbir kimsenin bu mucizenin bir benzerini getiremeye gücü yetmez.
Kullarına kendi (cinslerinden) insanlardan bir (peygamber) göndermesi Yüce Allah'ın rahmetindendir. Böyle olmasaydı, Allah'ın vahyini meleklerden öğrenmeye güç yetiremezlerdi.
Elçisini mucizelerle/Kur'ân ayetleriyle desteklemesi, kendisine düşmanlık ve buğuz edenlere karşı ona yardım etmesi Yüce Allah'ın resulüne şahitlik etmesindendir.
94. ayetin diğer mealleri
İnsanlara hidayet geldiği halde, onların iman etmesine engel olan şey “Allah, rasûl olarak bir insan mı gönderdi?” demelerinden başkası değildir.
Zaten, kendilerine hidayet rehberi geldiğinde, insanların (buna) inanmalarını sırf, «Allah, peygamber olarak bir beşeri mi gönderdi?» demelerini engellemiştir.
Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber gelince, insanların iman etmelerine engel olan sebep sadece: "Allah bir insanı mı Peygamber gönderdi?" demeleridir.
İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kâfirler, “Bu elbette apaçık bir sihirbazdır” dediler?
Bu, kendilerine apaçık belgelerle peygamberler geldiği halde onların, “Bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?” demeleri ve bu yüzden küfre saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah hiç bir şeye muhtaç değildir. Allah çok zengindir, hamde layıktır.
Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı şüphe ediyorsunuz? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi, babalarımızın ibadet ettiği (ilahlardan) alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin” dediler.
Andolsun Allah, Müminlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
İnsanlara hidayet geldikten sonra onların iman etmelerine ve Rablerinden mağfiret dilemelerine alıkoyan tek şey; ancak öncekilerin başına gelen sünnetin kendilerine de gelip çatmasını yahut onlara gözleri önünde azabın gelmesini beklemeleridir.