İçeriğe geç

Tevbe Suresi 128. Ayet

سورة التوبة، الآية ١٢٨

9:128 11. cüz 21. hizb Mushaf’ta 207. sayfa Medeni sure

9:128 ayetinin metni

لَقَدْ جَآءَكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِٱلْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ ۝١٢٨

Okunuşu

laqad jāakum rasūlun min anfusikum ʿazīzun ʿalayhi mā ʿanittum ḥarīṣun ʿalaykum bil-mu'minīna raūfun raḥīmun

Meal

Andolsun ki size, içinizden sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, Müminlere şefkatli ve merhametli bir rasûl gelmiştir.

Başka bir dilde meal
Mahmud Halil el-Husari Sure içinde oku

Tevbe Suresi’nin 128. ayeti (9:128) Medeni bir surededir; 11. cüzde, Mushaf’ın 207. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 72 kârinin sesinden dinleyin.

Tevbe Suresi 128. ayeti dinleyin

72 kâriden 78 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.

Tüm sesler (78)

128. ayetin tefsiri

el-Muhtasar

-Ey Arap topluluğu!- Size kendi ırkınızdan, sizin gibi Arap olan bir peygamber geldi. Size sıkıntı veren şey ona da sıkıntı vermektedir. Sizin hidayetiniz ve size verdiği önem hususunda oldukça isteklidir. Yine o, özellikle müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.

Büyük tefsirler

es-Sa’dî Tefsiri

128. Yüce Allah, mü’min kullarına kendi içlerinden durumunu yakından bildikleri, ondan öğrenme imkânını bulabildikleri, kendisine itaatle boyun eğmekten yüksünmeyecekleri ümmi bir peygamber göndermiş olduğu lütfunu hatırlatmaktadır. Bu peygamber onların iyiliğini samimi olarak istemekte ve bütün gayreti ile onların faydalarına çalışmaktadır. “Sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir.” Sizi sıkıntıya sokan, sizi yoran ve size ağır gelen işler ona da ağır gelir. “Size çok düşkündür.” İyiliğinizi arzu eder. Bütün gayreti ile size iyilik ulaştırmanın yollarını arar. İmana ulaşmanız için bütün … Devamını oku

Tevbe Suresi’nin tamamının tefsiri

Bu ayetlerden çıkarılan faydalar

Tevbe suresinin 123-129. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 207. sayfası).

  • Eğer İslam toprakları genişlerse ve savaşmaya hacet olursa, kâfirlerden yakın olanlara karşı savaşmaya başlamanın gerekliliği beyan edilmiştir.
  • Kur'an indirilirken münafıkların aleyhine (olan ayetlerin) indirildiği zamanki halleri beyan edilmiştir ki, onlar Kur'an inerken gözetlerler ve bundan endişelenirler/rahatsız olurlar.
  • Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Müminlere karşı olan rahmeti ve düşkünlüğü beyan edilmiştir.
  • Ayetlerde imanın artıp eksildiğine dair bir delil bulunmaktadır. Yine ayetlerde Müminin imanını sorgulaması, sürekli artış halinde olması için imanını daima yoklaması, yenilemesi ve artırması gerekir.

128. ayetin diğer mealleri

Andolsun ki, içinizden size, sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, müminlere şefkatli ve merhametli bir Rasûl gelmiştir.

    Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.

Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir.

128. ayet kelime kelime

  1. لَقَدْ laqad andolsun
  2. جَآءَكُمْ jāakum size gelmiştir
  3. رَسُولٌ rasūlun bir Elçi
  4. مِّنْ min içinizden
  5. أَنفُسِكُمْ anfusikum
  6. عَزِيزٌ ʿazīzun ağır gelen
  7. عَلَيْهِ ʿalayhi ona
  8. مَا mā sıkıntıya uğramanız
  9. عَنِتُّمْ ʿanittum
  10. حَرِيصٌ ḥarīṣun düşkün
  11. عَلَيْكُم ʿalaykum size
  12. بِٱلْمُؤْمِنِينَ bil-mu'minīna mü'minlere
  13. رَءُوفٌ raūfun şefkatli
  14. رَّحِيمٌ raḥīmun merhametlidir

Bu ayetin geçtiği hadisler

Sahih Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) Sahîh-i Buhârî 6092

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in küçük dili görünecek şekilde kahkahayla güldüğünü hiç görmedim. O, sadece tebessüm ederdi

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in küçük dili görünecek şekilde kahkahayla güldüğünü hiç görmedim. O, sadece tebessüm ederdi.

مَا رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مُسْتَجْمِعًا قَطُّ ضَاحِكًا حَتَّى أَرَى مِنْهُ لَهَوَاتِهِ، إِنَّمَا كَانَ يَتَبَسَّمُ‏.‏

Râvi: Âişe + 8 başka rivayet Şerhli

Sahih Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) Sahîh-i Müslim 899b

«Allah'ım! Senden bu rüzgarın, onun içinde bulunanın ve onunla gönderilenin hayrını isterim. Bu rüzgarın şerrinden, içinde bulunanın ve onunla gönderilenin şerrinden sana sığınırım.»

Aişe -radıyallahu anha- anlatıyor: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, rüzgar şiddetli estiğinde şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Senden bu rüzgarın, onun içinde bulunanın ve onunla gönderilenin hayrını isterim. Bu rüzgarın şerrinden, içinde bulunanın ve onunla gönderilenin şerrinden sana sığınırım.»

اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ خَيْرَهَا وَخَيْرَ مَا فِيهَا وَخَيْرَ مَا أُرْسِلَتْ بِهِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّهَا وَشَرِّ مَا فِيهَا وَشَرِّ مَا أُرْسِلَتْ بِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ وَإِذَا تَخَيَّلَتِ السَّمَاءُ…

Râvi: Âişe + 7 başka rivayet Şerhli

Sahih Sünen-i Tirmizî 3103

Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ebû Bekr Yemâme'de şehîd olanların ölümünü müteâkib haber yollayıp beni çağırdı. Yanında Ömer b. Hattâb da bulunuyordu. Ebû Bekr bana şu sözleri söyledi: Ömer bana geldi ve: Yemâme gününün şiddetli harbinde Kur'ân hafızlarından birçoğu şehit oldu. Ben diğer harb sahalarında da harbin şiddetli olup Kur'ân hafızlarının şehit edilmelerinden, bu sebeble de Kur'ân'dan büyükçe bir kısmın zayi olup gitmesinden endîşe ediyorum. Binâenaleyh ben senin, Kur'ân'ın kitâb hâlinde toplanmasını emretmeni düşünüyorum, dedi. Ben Ömer'e: Rasûlullah'ın yapmadığı bir işi nasıl yaparsın? Dedim. Ömer: Vallahi bu hayırdır, dedi ve bana görüşüme başvurmaya devam etti. Nihayet Allah benim göğsümü bu işi için açtı ve ben de Ömer'in düşündüğü bu işte onun gibi düşündüm. Zeyd dedi ki: Bu sözlerden sonra Ebû Bekr, bana hitaben şunları söyledi: Sen genç ve akıllı bir erkeksin, biz seni hiçbir kusurla itham etmiyoruz. Sen Rasûlullah için vahyi yazıyordun. Buna binaen sen Kur'ân'ı ara ve onu bir araya topla! Zeyd buna karşı: Vallahi eğer bana dağlardan bir dağın nakledilmesini teklif etmiş olsalardı, o iş benim üzerime, bana emrettiği bu Kur'ân'ı toplama işinden daha ağır olmazdı, dedi. Zeyd dedi ki: Ben: Sizler, Rasûlullah'ın yapmadığı bir işi nasıl yapıyorsunuz? Dedim. Ebû Bekr: Allah'a yemîn ederim ki, bu hayırlı bir iştir, dedi ve Ebû Bekr bana gelmeye devam etti. Nihayet Allah, Ebû Bekir'le Ömer'in akıllarını yatırdığı ve göğüslerini ferahlandırdığı bu işe, benim de aklımı açtı ve gönlümü ferahlandırdı. Bunun üzerine ben de Kur'ân'ın ardına düşüp gereği gibi araştırdım ve onu yazılı bulunduğu hurma dallarından, ince taş levhalardan ve hafızların ezberlerinden topladım. Nihayet et-Tevbe Sûresi'nin sonunu Ebû Huzeyme el-Ensârî'nin yanında buldum. O âyeti ondan başka kimsenin yanında bulmadım. Bu âyet,(Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.)Tevbe suresi 128. ayetten sûrenin sonuna kadar devam eden âyetti. Neticede toplanan bu sahîfeler, tâ Allah kendisini vefat ettirinceye kadar Ebû Bekr'in yanında bulundu. Sonra hayâtı müddetince Ömer'in yanında kaldı. Bundan sonra Ömer'in kızı Hafsa’nın yanında kaldı.Buharî rivayet etmiştir.

Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ebû Bekr Yemâme'de şehîd olanların ölümünü müteâkib haber yollayıp beni çağırdı. Yanında Ömer b. Hattâb da bulunuyordu. Ebû Bekr bana şu sözleri söyledi: Ömer bana geldi ve: Yemâme gününün şiddetli harbinde Kur'ân hafızlarından birçoğu şehit oldu. Ben…

إِنَّ الْقَتْلَ قَدِ اسْتَحَرَّ بِقُرَّاءِ الْقُرْآنِ يَوْمَ الْيَمَامَةِ وَإِنِّي لأَخْشَى أَنْ يَسْتَحِرَّ الْقَتْلُ بِالْقُرَّاءِ فِي الْمَوَاطِنِ كُلِّهَا فَيَذْهَبَ قُرْآنٌ كَثِيرٌ وَإِنِّي أَرَى أَنْ تَأْمُرَ…

Râvi: Zeyd b. Sâbit + 9 başka rivayet Şerhli

Hasen Şerhli hadisler 11264

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- bize ramazan ayında sekiz rekat (teravih namazı) ve bir de vitir kıldırdı. Ertesi gün olunca, mescitte toplandık ve yanımıza çıkmasını ümit ettik. Sabah oluncaya kadar mescitte kaldık.

Câbir bin Abdillah -radıyallahu anhuma- şöyle dedi: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ramazan ayında bize sekiz rekat (teravih namazı) ve bir de vitir kıldırdı. Ertesi gün olunca, mescitte toplandık ve yanımıza çıkmasını ümit ettik. Sabah oluncaya kadar mescitte kaldık. Sonra Rasûlullah…

عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال: صلَّى بِنَا رسول الله صلى الله عليه وسلم في رمضان ثَمَان رَكَعَات والوِتر، فلمَّا كان من القَابِلَة اجْتَمَعْنَا في المسجد ورَجَونا أن يَخْرُجَ إِلَينَا، فلم نَزَلْ في المسجد حتى…

Râvi: Jâbir ibn Abdullah Şerhli

Diğer hadisler (11)

128. ayetle ilgili ayetler

İbn Kesîr’in bu ayetin tefsirinde andığı ayetler

  • Bakara 2:129

    رَبَّنَا وَٱبْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    Rabbimiz! İçlerinden senin ayetlerini onlara okuyan, kitap ve hikmeti öğreten ve onları (şirkten) arındıran bir rasûl gönder. Şüphesiz Aziz ve Hakim olan ancak sensin.

  • Âl-i İmrân 3:164

    لَقَدْ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلُ لَفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

    Andolsun Allah, Müminlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.

  • Şuarâ 26:215–217

    وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ …

    Müminlerden sana tabi olanlara kanatlarını indir. …

  • Tevbe 9:127

    وَإِذَا مَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ نَّظَرَ بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ هَلْ يَرَىٰكُم مِّنْ أَحَدٍ ثُمَّ ٱنصَرَفُوا۟ صَرَفَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُم بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَفْقَهُونَ

    Bir sure indirildiği zaman, birbirlerine bakarlar; "Sizi birisi görüyor mu?" derler, sonra da çekip giderler. Allah onların kalplerini ters çevirmiştir. Çünkü onlar anlamayan bir toplulukturlar.

Daha fazlası

11 Ekim 2026 Pazar 30 ربيع الآخر 1448 هـ