Kelimenin Kur’an’daki okunuşu: Mahmud Halil el-Husari, Ahzâb 33:37.
İslam’da Zeyd
Zeyd b. Hârise, Kur’an’da adı geçen tek sahâbîdir (33:37). Peygamber’in ﷺ azatlısı ve evlatlığı olan Zeyd’e, “Onları babalarına nispet ederek çağırın” âyeti inene kadar “Muhammed’in oğlu Zeyd” denirdi (33:5; Buhârî, 4782). Mûte’de orduya komuta etmiş ve hicretin 8. yılında orada şehit düşmüştür (Buhârî, 4262). Bir başka sahâbî Zeyd b. Sâbit, Hz. Ebû Bekir döneminde Kur’an’ı bir araya getirmiştir (Buhârî, 4986).
Zeyd, “artmak, çoğalmak” anlamındaki zâde fiilinin (z-y-d) mastarıdır: “artış, bolluk” demektir ve bereket dileğini ifade eder. Arapların en eski ve en yaygın isimlerindendir; o kadar ki dilbilgisi âlimleri örnek cümlelerinde onu kullanır (“Zeyd Amr’ı dövdü”). Ziyâd, Yezîd ve Zâyid aynı köktendir; Türkçede Zeyd biçimiyle kullanılır.
(Rasûlüm!) Hani, Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: "Eşini yanında tut, Allah'tan sakın/kork!" diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) Müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.