qālū a-innaka la-anta yūsufu qāla anā yūsufu wahādhā akhī qad manna l-lahu ʿalaynā innahu man yattaqi wayaṣbir fa-inna l-laha lā yuḍīʿu ajra l-muḥ'sinīna
Meal
Kardeşleri: “Yoksa sen, sen Yûsuf musun?” dediler. O da, “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşim. Allah, bize lütufta bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.” dedi.
Yûsuf Suresi’nin 90. ayeti (12:90) Mekki bir surededir; 13. cüzde, Mushaf’ın 246. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.
Yûsuf Suresi 90. ayeti dinleyin
73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Tüm sesler (79)
90. ayetin tefsiri
el-Muhtasar
Şaşırarak, yoksa sen Yusuf musun? dediler. Yusuf onlara: "Evet ben Yusuf'um" dedi. Bu benim yanımda gördüğünüz ise öz kardeşimdir. Yüce Allah bize içinde bulunduğumuz durumdan kurtulma ve kadrimizi/değerimizi yükseltme lütfunda bulundu. Şüphesiz ki kim emirlerine itaat edip yasaklarından sakınır ve musibetlere sabrederse, yaptığı iş ihsan işlerindendir. Allah Teâlâ ihsan sahibi kullarının ecrini zayi etmez. Bilakis onlar için onu saklar.
90. Kendilerine hitap edenin Yusuf olduğunu anlayınca: “Yoksa sen! Evet sen Yusuf’sun, değil mi? dediler. O da: “Ben Yusuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize” iman, takva, dünyada güç ve iktidar vermek sureti ile “lütufta bulundu.” bu da sabır ve takva sayesindedir. Zira “gerçek şu ki kim korkup sakınır ve sabrederse” Allah’ın haram kıldıklarını işlemekten korunup sakınır, acılara ve musibetlere tahammül eder, emirleri yerine getirmeye sabırla devam ederse “elbette Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez, dedi.” Çünkü bu şekilde davranmak, bir iyilik (ihsan)dır. Allah ise güzel ve iyi amellerde bulunanların mükâfatını boşa çıkarmaz.
Yakup -aleyhisselam-'ın yüce Allah hakkındaki marifetinin büyüklüğünü gösterir. Öyle ki musibetlerin ard arda gelmesi ve yılların geçmesine rağmen hüsnü zannında hiçbir değişiklik olmamıştır.
Gerçek manada hatasından dönüp özür dileyen kimsenin ahlaki bir özelliği de Allah'tan tövbe talebinde bulunması, kendisinin bu (yanlışı) kabul etmesi ve zarar verdiği kimselerden af dilemesidir.
Takva ve sabır ile dünya ve ahirette en büyük makamlara ulaşılır.
Kötülük eden kimsenin özrünü kabul edip özellikle de imkânı olduğu halde ondan intikam almayı ve geçmişte yaptıklarından dolayı azarlamayı/kınamayı terk etmek gerekir.
90. ayetin diğer mealleri
Yoksa sen Yusuf musun? dediler. Ben Yusuf’um, bu da kardeşim, dedi. Allah bize lütufta bulundu. Doğrusu kim sakınır/takvalı olur ve sabrederse bilsin ki Allah iyi kimselerin mükâfatını zayi etmez.
Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun? dediler. O da: (Evet) ben Yusuf'um, bu da kardeşim. (Birbirimize kavuşmayı) Allah bize lütfetti. Çünkü kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah güzel davrananların mükâfatını zayi etmez, dedi.
Onlar "Yoksa sen, sahiden Yusuf musun?" dediler. O da "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim" dedi, "Doğrusu Allah, bizi, lutfuyla nimetlendirdi. Gerçekten de kim Allah'dan korkar ve sabrederse, Allah, muhakkak ki, güzel işler yapanların mükafatını zayi etmez."
Sonra, şüphesiz ki Rabbin; bir cahillikle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz ki Rabbin bundan sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Gerek Medine’lilerin, gerek onların çevresinde bulunan bedevilerin Rasûlullah’tan geri kalmaları ve kendilerini O’na tercih etmeleri yaraşmaz. Mutlaka onlara Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlık isabet etmesi, kâfirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında salih bir amel yazılacaktır. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini zayi etmez.