23:43 ayetinin metni
مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ ٤٣
Okunuşu
mā tasbiqu min ummatin ajalahā wamā yastakhirūna
Meal
Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
سورة المؤمنون، الآية ٤٣
مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ ٤٣
mā tasbiqu min ummatin ajalahā wamā yastakhirūna
Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
Mü’minûn Suresi’nin 43. ayeti (23:43) Mekki bir surededir; 18. cüzde, Mushaf’ın 345. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.
73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Yalanlayan bu ümmetlerden herhangi biri, hangi vesilelere sahip olursa olsun; helak edilmeleri için belirlenmiş olan vaktin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
42-43. Yani bu inatçı ve yalanlayıcılardan sonra başka nesiller var ettik. Her bir ümmetin belli bir süresi, sınırlandırılmış bir vadesi vardır. Ne ondan öne geçebilir, ne de ondan geriye kalabilirler.
Mü’minûn suresinin 43-59. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 345. sayfası).
Hiç bir toplum ecelini ne öne alabilir ne de geri alabilir.
Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِى كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولًا أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱجْتَنِبُوا۟ ٱلطَّٰغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى ٱللَّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ ٱلضَّلَٰلَةُ فَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ
Andolsun biz, her ümmete, “Yalnızca Allah’a ibadet edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.
يَٰحَسْرَةً عَلَى ٱلْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Yazıklar olsun o kullara! Ne zaman kendilerine bir peygamber gelse muhakkak onunla alay ederlerdi.
وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِنَ ٱلْقُرُونِ مِنۢ بَعْدِ نُوحٍ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًۢا بَصِيرًا
Nûh’tan sonra nice nesilleri helak ettik. Rabbinin kullarının bütün günahlarından hakkıyla haberdar ve görücü olması yeter.
فَقَالُوا۟ رَبَّنَا بَٰعِدْ بَيْنَ أَسْفَارِنَا وَظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَجَعَلْنَٰهُمْ أَحَادِيثَ وَمَزَّقْنَٰهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
“Rabbimiz yolculuklarımız arasını uzaklaştır” diye dua ettiler ve kendi nefislerine zulmettiler. Biz de onları, ibret kıssaları haline getirdik ve onları büsbütün parçaladık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Bu ayetle ortak bir ifadeyi paylaşırlar: ezberlerken birbirinden ayırt etmeye yarar.
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.