İçeriğe geç

Kehf Suresi 96. Ayet

سورة الكهف، الآية ٩٦

18:96 16. cüz 31. hizb Mushaf’ta 303. sayfa Mekki sure

18:96 ayetinin metni

ءَاتُونِى زُبَرَ ٱلْحَدِيدِ حَتَّىٰٓ إِذَا سَاوَىٰ بَيْنَ ٱلصَّدَفَيْنِ قَالَ ٱنفُخُوا۟ حَتَّىٰٓ إِذَا جَعَلَهُۥ نَارًا قَالَ ءَاتُونِىٓ أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا ۝٩٦

Okunuşu

ātūnī zubara l-ḥadīdi ḥattā idhā sāwā bayna l-ṣadafayni qāla unfukhū ḥattā idhā jaʿalahu nāran qāla ātūnī uf'righ ʿalayhi qiṭ'ran

Meal

“Bana (yeterince) demir madeni getirin” dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince; “Körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da; “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım.” dedi.

Başka bir dilde meal
Mahmud Halil el-Husari Sure içinde oku

Kehf Suresi’nin 96. ayeti (18:96) Mekki bir surededir; 16. cüzde, Mushaf’ın 303. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.

Kehf Suresi 96. ayeti dinleyin

73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.

Tüm sesler (79)

96. ayetin tefsiri

el-Muhtasar

Bana demir madeni getirin. Ona demir madeni getirdiler, iki dağ arasında inşa etmeye başlayıp iki dağ arasındaki boşluğu dağlarla bir hizaya getirince çalışan işçilere: "Bu demir madenin üzerine ateşi körükleyin." dedi. Demir madenini eritip kor gibi yapınca: "Bana bakır getirin bunun üzerine dökeyim." dedi.

Büyük tefsirler

es-Sa’dî Tefsiri

96. “Bana demir kütleleri getirin” dedi. Onlar da bu demir parçalarını getirip verdiler. “Nihâyet” aralarında seddi bina ettiği “dağların iki yanını (demir kütleleriyle doldurtup) denkleştirdiği vakit: “Körükleyin!” dedi.” Çok büyük bir ateş yaktılar ve içinde bakırı eritmek maksadı ile ateşin daha da alevlenmesi için körükler kullandılar. Demir kütlelerinin birbirine kaynaşmasını için hazırladığı bakır eridikten sonra da “Getirin de üzerine erimiş bakır dökeyim, dedi.” Böylelikle demirin üzerine erimiş bakırı döktü ve bu suretle set müthiş bir sağlamlığa kavuştu. Böylece onun öte tarafında bulunan insanlar Ye’cüc ile Me’cüc’den gelecek zararlara karşı korunmuş oldular.

Kehf Suresi’nin tamamının tefsiri

Bu ayetlerden çıkarılan faydalar

Kehf suresinin 84-97. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 303. sayfası).

  • Zülkarneyn, dünyaya sahip olup (dünya) halkına hükmeden Müminlerin hükümdarlarından birisidir. Yüce Allah, ona çok geniş bir mülk vermişti. Ona hikmet, heybet ve faydalı ilim bahşetmişti.
  • Hükümdar ve yöneticinin ülke ve sınırları muhafaza ederek halkını tehlikelere karşı koruması onun üzerine düşen en önemli görevlerinden birisidir.
  • İhlaslı ve salih kimseler Allah'ın vechini murat ederek işlerini yerine getirmede hırslı olurlar.

96. ayetin diğer mealleri

Bana demir kütleleri getirin de bunlar iki dağın arasını aynı seviyeye getirince: Körükleyin, dedi. Sonunda onu ateş haline getirdi. Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim, dedi.

«Bana, demir kütleleri getirin.» Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): «Üfleyin (körükleyin)!» dedi. Artık onu kor haline sokunca: «Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim» dedi.

"Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit: "Ateş yakıp körükleyin" dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince. "Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim" dedi.

96. ayet kelime kelime

  1. ءَاتُونِى ātūnī bana getirin أ ت ي
  2. زُبَرَ zubara kütleleri ز ب ر
  3. ٱلْحَدِيدِ l-ḥadīdi demir ح د د
  4. حَتَّىٰٓ ḥattā o kadar ki
  5. إِذَا idhā aynı seviyeye getirince
  6. سَاوَىٰ sāwā س و ي
  7. بَيْنَ bayna arasını ب ي ن
  8. ٱلصَّدَفَيْنِ l-ṣadafayni iki dağın ص د ف
  9. قَالَ qāla dedi ق و ل
  10. ٱنفُخُوا۟ unfukhū üfleyin! ن ف خ
  11. حَتَّىٰٓ ḥattā nihayet
  12. إِذَا idhā onu sokunca
  13. جَعَلَهُۥ jaʿalahu ج ع ل
  14. نَارًا nāran bir ateş haline ن و ر
  15. قَالَ qāla dedi ق و ل
  16. ءَاتُونِىٓ ātūnī getirin bana أ ت ي
  17. أُفْرِغْ uf'righ dökeyim ف ر غ
  18. عَلَيْهِ ʿalayhi üzerine
  19. قِطْرًا qiṭ'ran erimiş katran ق ط ر

96. ayetle ilgili ayetler

İbn Kesîr’in bu ayetin tefsirinde andığı ayetler

  • Sebe’ 34:12

    وَلِسُلَيْمَٰنَ ٱلرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَأَسَلْنَا لَهُۥ عَيْنَ ٱلْقِطْرِ وَمِنَ ٱلْجِنِّ مَن يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِإِذْنِ رَبِّهِۦ وَمَن يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ أَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ

    Süleyman'a da sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay(lık mesafe) olan rüzgârı (boyun eğdirdik). Onun için erimiş bakır madenini sel gibi akıttık. Cinlerden de, Rabbinin izniyle onun emrinde çalışanlar vardı. Onlardan kim emrimizden sapacak olsa ona şiddetli azaptan tattırırdık.

Daha fazlası

13 Ekim 2026 Salı 2 جمادى الأولى 1448 هـ