İçeriğe geç

Hûd Suresi 110. Ayet

سورة هود، الآية ١١٠

11:110 12. cüz 24. hizb Mushaf’ta 234. sayfa Mekki sure

11:110 ayetinin metni

وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ فَٱخْتُلِفَ فِيهِ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ ۝١١٠

Okunuşu

walaqad ātaynā mūsā l-kitāba fa-ukh'tulifa fīhi walawlā kalimatun sabaqat min rabbika laquḍiya baynahum wa-innahum lafī shakkin min'hu murībin

Meal

Andolsun Biz Mûsâ’ya o Kitabı verdik de hakkında ayrılığa düşüldü. Daha önce Rabbin tarafından verilmiş bir söz olmasaydı, aralarında (azabın gelmesi için) hükmedilmiş olurdu. Onlar, hâlâ bundan şek ve şüphe içindedirler.

Başka bir dilde meal
Mahmud Halil el-Husari Sure içinde oku

Hûd Suresi’nin 110. ayeti (11:110) Mekki bir surededir; 12. cüzde, Mushaf’ın 234. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.

Hûd Suresi 110. ayeti dinleyin

73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.

Tüm sesler (79)

110. ayetin tefsiri

el-Muhtasar

Musa’ya da Tevrat'ı vermiştik. İnsanlar onda ayrılığa düştüler. İnsanların bir kısmı ona iman etti, bir kısmı ise inkâr etti. Eğer Yüce Allah'ın onlara bu dünyada azabı vermeyeceğine dair takdiri olmasaydı bu dünyada hak ettikleri azabı onların üzerine hemen iniverirdi. Zira Yüce Allah hikmeti gereği onların azabını kıyamet gününe ertelememiştir. Muhakkak ki Yahudilerden ve müşriklerden olan kâfirler; Kur'an hakkında şüphe içindedirler ve insanları kuşkuya düşürürler.

Büyük tefsirler

es-Sa’dî Tefsiri

110. Yüce Allah, Mûsâ’ya emir ve yasakları üzerinde ittifak edilmesi, etrafında toplanılması gereken ve Tevrat diye bilinen kitabı verdiğini, ancak buna rağmen ona müntesip olanların Tevrat hakkında inançlarına ve dini birliklerine zarar verecek şekilde anlaşmazlığa düştüklerini haber vermektedir. “Eğer Rabbinden” mühlet verme ve hemen azap etmemeye dair “bir söz sadır olmamış olsaydı elbette aralarında” zalimlerin cezalandırılması sureti ile “hüküm verilmiş olurdu.” Ancak Yüce Allah’ın hikmeti, onlar arasında hüküm vermeyi Kıyamet gününe ertelemeyi gerektirdiğinden onlar, tereddüde düşüren … Devamını oku

Hûd Suresi’nin tamamının tefsiri

Bu ayetlerden çıkarılan faydalar

Hûd suresinin 109-117. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 234. sayfası).

  • Allah'ın dininde istikamet üzere olmanın farz oluşu beyan edilmiştir.
  • Dalkavukluk ya da gönülden severek zalim olan kâfirlere meyletmekten sakındırılmıştır.
  • Salih ameller küçük günahları siler. Bu hususun Yüce Allah'ın bir sünneti olduğu beyan edilmiştir.
  • İyiliği emredip fesat ve kötülükten alıkoyan fazilet sahibi bir topluluğun oluşturulması teşvik edilmiştir. Onlar, Allah'ın azabından korunmuş kimselerdir.

110. ayetin diğer mealleri

Musa’ya kitap vermiştik. Onda ihtilaf ettiler. Daha önce Rabbin tarafından verilmiş bir söz olmasaydı, aralarında (azabın gelmesi için) hükmedilmiş olurdu. Onlar, hâlâ ondan şek ve şüphe içindedirler.

 Andolsun biz Musa’ya Kitab'ı verdik; fakat onda ihtilaf edildi. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, elbette onların arasında hüküm verilmişti (ve işleri de bitirilmişti). Şüphesiz ki onlar (Mekkeliler) de Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler.

Andolsun ki, Musa'ya kitabı verdik, yine de onda ihtilafa düşüldü. Eğer Rabbinden daha önce verilmiş bir karar olmasa idi, elbette haklarında hüküm verilmiş bitmişti. Muhakkak ki onlar, bundan kuşkulu bir şüphe içindedirler.

110. ayet kelime kelime

  1. وَلَقَدْ walaqad ve andolsun
  2. ءَاتَيْنَا ātaynā verdik أ ت ي
  3. مُوسَى mūsā Musa'ya
  4. ٱلْكِتَٰبَ l-kitāba Kitab'ı ك ت ب
  5. فَٱخْتُلِفَ fa-ukh'tulifa ayrılığa düşüldü خ ل ف
  6. فِيهِ fīhi onda
  7. وَلَوْلَا walawlā eğer olmasaydı
  8. كَلِمَةٌ kalimatun bir söz ك ل م
  9. سَبَقَتْ sabaqat önceden geçmiş س ب ق
  10. مِن min tarafından
  11. رَّبِّكَ rabbika Rabbin ر ب ب
  12. لَقُضِىَ laquḍiya hüküm verilirdi ق ض ي
  13. بَيْنَهُمْ baynahum aralarında ب ي ن
  14. وَإِنَّهُمْ wa-innahum şüphesiz onlar
  15. لَفِى lafī içindedirler
  16. شَكٍّ shakkin bir tereddüt ش ك ك
  17. مِّنْهُ min'hu bunun hakkında
  18. مُرِيبٍ murībin gocundurucu ر ي ب

110. ayetle ilgili ayetler

İbn Kesîr’in bu ayetin tefsirinde andığı ayetler

  • İsrâ 17:15

    مَّنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبْعَثَ رَسُولًا

    Hidayet yoluna giren kimse ancak kendisi için girmiş olur. Sapan kimsenin de sapıklığı ancak kendi aleyhinedir. Hiçbir günahkâr bir başkasının günahını yüklenmez. Biz, rasûl göndermedikçe azap etmeyiz.

  • Tâhâ 20:129–130

    وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَأَجَلٌ مُّسَمًّى …

    Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve belirlenmiş bir süre/ecel olmasaydı, kuşkusuz (azap) kaçınılmaz olurdu. …

Lafzen benzer ayetler

Bu ayetle ortak bir ifadeyi paylaşırlar: ezberlerken birbirinden ayırt etmeye yarar.

  • Fussilet 41:45

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ فَٱخْتُلِفَ فِيهِ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ

    Andolsun biz Mûsâ’ya o kitabı verdik de, hakkında ayrılığa düşüldü. Daha önce Rabbin tarafından verilmiş bir söz olmasaydı, aralarında hüküm verilmiş olurdu. Onlar, hâlâ bundan şek ve şüphe içindedirler.

  • Yûnus 10:19

    وَمَا كَانَ ٱلنَّاسُ إِلَّآ أُمَّةً وَٰحِدَةً فَٱخْتَلَفُوا۟ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ فِيمَا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

    İnsanlar, aslında, tek bir ümmet idiler. Fakat sonradan ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin tarafından önceden verilmiş bir söz olmasaydı, aralarında ayrılığa düştükleri şeyde hüküm verilirdi.

  • Mü’minûn 23:49

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

    Andolsun biz Mûsâ'ya, belki onlar hidayeti bulurlar diye kitabı verdik.

  • Furkân 25:35

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلْنَا مَعَهُۥٓ أَخَاهُ هَٰرُونَ وَزِيرًا

    Andolsun, biz, Mûsâ'ya ’ya Kitabı (Tevrat’ı) verdik ve kardeşi Harun’u da ona yardımcı kıldık.

  • Şûrâ 42:14

    وَمَا تَفَرَّقُوٓا۟ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى لَّقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُورِثُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِنۢ بَعْدِهِمْ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ

    Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki düşmanlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belirlenmiş bir süreye kadar bir söz geçmiş olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilmiş olurdu. Onların ardından kitaba mirasçı olanlar da elbette ondan bir şüphe ve tereddüt içindedirler.

  • Secde 32:23

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ فَلَا تَكُن فِى مِرْيَةٍ مِّن لِّقَآئِهِۦ وَجَعَلْنَٰهُ هُدًى لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

    Andolsun biz Mûsâ'ya Kitab'ı vermiştik, şimdi sen ona kavuşmaktan kuşku içinde olma. Onu (Tevrat'ı) İsrailoğullarına yol gösterici kılmıştık.

Hûd Suresi’nin tüm benzer ayetleri

Bu âyette geçen isim

Daha fazlası

14 Ekim 2026 Çarşamba 3 جمادى الأولى 1448 هـ